Yeni Kitap: Fabrika Ayarlarına Dön

Yeni Kitap: Fabrika Ayarlarına Dön 

a48f36bffa5d297398e68fcbbb2c0a18

2014 yılında The Profesyonel ile başladı kitap hikayesi. The Profesyonel, daha çok profesyonel hayat ve aktörleri üzerine bir güzelleme idi. Fabrika Ayarlarına Dön, ise ilk kitapta bahsedilen profesyonel hayat aktörlerinin, halkın arasında satır aralarında kaybolmuş çarpıcı karakterle karşılaşıp tokat yemesi ve fabrika ayarlarına dönmesi üzerine hikayeler serisi. Pazartesi gününden itibaren tüm kitapçılardan temin edebilirsiniz.

Fabrika Ayarlarına Dön ile ilgili olarak detaylı bilgiyi Sevgili Ayşe Arman ile yaptığım röportajda bulabilirsiniz:

11.06.2016 Hürriyet – Ayşe Arman Fabrika Ayarlarına Dön

MÜTHIŞ KITAP, MÜTHIŞ ADAM, MUTLAKA OKUYUN… FABRIKA AYARLARINA DÖN!

Ben işte böyle röportaj seviyorum. Sorulara, tak, tak, tak, açık, net yanıt veren! Ve seni zekâsıyla saran… Yüce Zerey için pek çok şey söylenebilir ama benim aklıma gelen ilk sıfatlar, çok zeki, çok parlak, hızlı, yeniliklere açık, her şeyi küt diye kavrayan, hızlı davranan ve sinir uçları açık. Ve en önemlisi hayatı anlamaya ve yakalamaya çalışan… Kitabını da kendisini de çok sevdim. Ve çok şey öğrendim! Hele fabrika ayarlarına nasıl döneceğimiz bölümü müthiş! Kesip buzdolabıma yapıştıracağım, ayrıca çoğaltıp kızımın cüzdanına da koyacağım…

812653dba414a2c7a6909b0af1240761

Seni tanıyalım…

– Hadi tanıyalım. Ben Yüce Zerey, 1979 Bursa doğumluyum. Evli ve bir çocuk babasıyım. Pazarlama profesyoneliyim. Pazarlamanın pratik söylemlerine teorik altyapı olması için
de, 15 senelik akademisyenim. Okumaya ve yazmaya çalışan biriyim.

Adın neden Yüce? Bu ismi çok mu aramışlar?

– Sorma! Annem, bir tanıdığının oğlunda duymuş, çok beğenmiş ve koymak istemiş. Babamla da çok mutabık kalmadan, oldubittiye getirip halletmiş. Yıllarca ben de aynı soruyu sordum anneme: “Çok mu aradın be anne?” diye!

Sana ağırlığı olmadı mı? Hep ‘yüce’ olmaya çalışmaz mı insan? Yorucu değil mi?

Açıkçası hep ağır geldi. Çok sevemedim ismimi. Ama bir formül buldum: ‘Yüce Zerey’ kombinasyonu sayesinde yırttım! Barıştım ismimle. Bir de fiziksel olarak Allah’tan ufak tefek bir adam olmadım da en azından görsel olarak çok ezilmedim Yüce ismi altında!

Geleceğini kendisi planlayanlardan mısın? Aile gazı mı?

– Her anlamda modern ve demokrat bir ailede büyüdüm. Ne günü planladılar ne geleceğimi. Ben de böyle bir çabaya girmedim. Yapmaya çalıştığım sadece şuydu: Hayatın bana sunduğu ve sunacağı fırsatları okuyabilme yeteneğimi ve farkındalığımı geliştirmek. Sonra da sunulan fırsatlara hazır olacak altyapıyı ve donanımını oluşturmaya çalışmak.

Sen kendini yeterince anlatmadın, ben anlatayım. Şahane bir eğitim… Ve çoğu burslu… Kaç kişinin harcıdır London School of Economics’ten burs almak? Hadi eğitim tamam, kariyer de
müthişşş. Bu genç yaşında çok sıkı bir kariyer yapmışsın. THY, Coca Cola, Unilever…
Daha ne olsun?

– Yanlış anlaşılmasın, çoğu değil hepsi burslu!

Bu da iyiymiş!

– (Gülüyor) Orta halli keyifli bir ailenin tek çocuğu olarak büyüdüm. Küçük yaştan beri bilinçaltımda hayatta kendi başına var olmak vardı. Tüm bunları yaparken de aileme yük olmamak en birinci önceliğimdi. 12 yaşımdan beri evden hiç para almadım. Hem çalıştım hem okudum. Burslu okumak zorundaydım ki kendi ayaklarımın üzerine bastığımı, birey olduğumu gösterebileyim

Çocukluk hayalin bu muydu?

– Yok. Çocukluk hayalim çöp kamyonu kullanmaktı. Küçükken benim gözümde çöp kamyonları çok havalıydı. Farklı insanlardan, mekânlardan farklı hikâyeler toplarlardı. Maalesef bu bağ-
lamda çocukluk hayalimi gerçekleştiremedim. Ama farklı insanların hikâyelerini gözlemleme ve yazma açısından da kısmen gerçekleştirdim diyebilirim.

Sana ‘pazarlama dehası’ diyorlar, öyle misin?

– Diyenlerin teveccühü. Ancak teşekkür edebilirim. Yaptığım şey, sadece pazarlama dünyasının merkezinde olan ‘insan’ı doğru gözlemlemeye, anlama ve anlamlandırmaya çalışmak. Bunun için de mümkün olduğunca tüm disiplinlerden faydalanmak. Hayatın merkezinde olmak.

Kendini bir dakikada pazarla, nasıl pazarlarsın?

– Ayşe Arman’ı, “Yüce Zerey’in hayatımda çok özel bir yeri var. Kendisini çok severim” demeye ikna ederek!

Peki kitabını pazarla… Onu nasıl yaparsın?

– Hem ‘The Profesyonel’ hem de ‘Fabrika Ayarlarına Dön’ benim için birer kitaptan ziyade yol arkadaşı, yaren oldular. Dolayısıyla arkadaş, pazarlanmamalı! Sadece tanıştırılmalı!

‘Fabrika Ayarlarına Dön’le, aslında senin gibi kurumsal işlerde çalışanların hayatlarını feci eleştiriyorsun, hatta baştan aşağı boyuyorsun! Bu, bir çelişki değil mi?

– Şöyle çelişki değil: Hayatı doğrusal deneyimlemiyoruz. Hepimizin bünyesinde farklı altkimlikler var. Bazen bunlar birbirine sağlam giriyor! Sonuçta, eleştirdiğim veya yazdığım birçok altkimlik veya davranış benim de bünyemde mevcut. Ben kendimi farklı bir yere konumlandırıp, “Ey, siz beyaz yakalılar!” diye ahkâm kesmiyorum
ki. Sadece bu zamana kadar, kendime yapmış olduğum eleştirileri gerçekleştiren iç sese mikrofon uzatıyorum.

Bu kitabı yazmak aklına nereden geldi?

– Profesyonel hayat, bünyesinde barındırdığı illüzyonlarla, gerçek hayatla arasına mesafe koyuyor. İllüzyonun, sanal kimliklerin olduğu ortamlarda da oksijen olmuyor. Oksijeni yazmakta buldum! Ben yazarak nefes alıyorsam başkalarına da nefes aldırabilirdim.

Peki bu kadar acı çekiyorsun, neden devam ediyorsun?

– Romalı düşünür Genç Seneca der ki, “Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir!” Benim çektiğim hafif acılar konuşabiliyor, beni de konuşturabiliyor. O yüzden paylaşabiliyorum.
Acıları derinleştirmeden devam etmek lazım ki acılar dilsiz
kalmasın!

Bir cümleyle kurumsal dünyaya nasıl bir mesaj verdiğini söylesene…

– Hayatta her şeyin merkezine koyduğunuz sabitiniz, kariyeriniz olmasın! İkinci cümlemi de edebilir miyim: Sizin dışınızda bir dünyanın olduğunun farkında olun, nerede çalışırsanız çalışın kendiniz olmaya çalışın. Özünde verdiğim tek mesaj: “Nefes alın!”

Kitapta dijital bir dil kullanıyorsun, artık hayatımız dijital mi?

– Kesinlikle! Dijital hayat, dijital platformların hayatımızın organik bir parçası olduğu hayat demek. Hızlı deneyimlenen, akışkan, sonuç odaklı, sabırsız, bünyesinde birçok illüzyonu barındıran
yüzeysel ama havalı bir hayat.

Peki klasik hayattan ne farkı var?

– Klasik hayat bünyesinde daha fazla gerçeklik barındırıyor. Dijital hayatlarda, yüzeysel, sonuç odaklı ilişkiler yaşanıyor. Mevcut ilişkiler, bireylerin dijital hayatlarına ayırdıkları zaman ve
öncelikten dolayı kaliteli yaşanmıyor. Bireyler olduklarından farklı bir kimlik, yaşadıklarından farklı bir yaşantı sergiliyor. Aslında bir nevi tüm kullanıcıların kimliklerini bireysel bir marka gibi yönettiği bir hayat söz konusu…

Bu dijital hayatı, daha çok plaza insanları yaşıyor. Peki plaza insanlarının hepsi sahte mi?

– Kesinlikle hayır! Hatta çoğunluğu değil. Ama sahte olan bir kesim var bunların kanaat önderi olduğu ortamlarda, illüzyona kapılan çok oluyor.

Senin için önemli olan ne? Sahici olmak mı?

– Evet. Hem de konjonktürden, ortamdan, süreçten, mekândan bağımsız sahici olmak! Ve kendin olmak…

O zaman kurumsal hayat sahtekârlık üzerine mi kurulu?

– Hayır, değil. Ancak çok rekabetçi bir ortam olduğu için sistem kendi kısa yollarını, sonuç odaklı sistemi bozma, atlatma yöntemlerini üretiyor.

Anlattığın öykülerde, bu dünyanın insanlarının özellikleri: Yalancı, hırslı, başkasını ezen, proje insanı, başkalarını kullanıp atan, bencil, depresif, mobbing’ci, kibirli, ilgi manyağı,
şımarık, kıskanç, çocuklarına karşı ilgisiz…Hepsi öyle mi yani?

– Sonuçta hikâye anlatımında konuya dikkat çekmek için her daim abartılar olabilir, karakterler karikatürize edilebilir. Çünkü bu karakterler üzerinden hikâyeyi kurgulamak, mesajı daha çarpıcı hale getiriyor. Ama kesinlikle bu hayattaki herkes böyle diyemeyiz.

Ne diyorsun, “Plazaları terk edelim, rahat edelim” mi?

– Bilakis, plazalarda olalım! Ama hayattan kopmayalım.

Niyetin yok yani terk etmeye…

– Kısa vadede yok! Çünkü kendi gerçekliğimi yaşayabiliyorum.

HAYAT FELSEFEN OLSUN 

· Kendini Tanı. (Kimsin? Zaafların? Güçlü noktaların? Travmaların? Acıların? Mutlulukların? Amacın?)

· Hayatı Tanı. (Ortamı tanı. Kim, kimin adamı? Kimlerin kimlerle ilişkisi var? Başarının tanımı? Başarısızlığın tanımı? Kariyerin yolu yordamı?
Kariyer haricinde neler seni mutlu eder? Tehlikeli insanlar? Yardım edebilecek insanlar? İşten öte hayat?)

· Tutkunu bul. (Bahsi geçince gözünün parladığı konu? Tutkun? Tutkun için ne yaptın? Ne yapacaksın?)

· Duruşunu bul. (Kırmızı çizgilerini belirle. Değerlerini belirle. Çizgilerini çek ve çizgi dışında kalanlar için gerekli yaptırımları uygula.)

· Kendin Ol. (En önemlisi nerede olursan ol, ama kendin ol. Klişelerden, şablonlardan, samimiyetsiz ortamlardan uzak durmaya çalış.)

· Nefes Al. (İşten öte, nefes mekanizmaların olsun. Nefes alabileceğin mekânları, insanları, ortamları ve aktiviteleri belirle. Nefes al!)

· Asla Vazgeçme.

Digital Age Summit 2016

Digital Age Summit 2016’te yapmış olduğum ‘Ex is the Next’ başlıklı konuşmamın videosu aşağıdaki gibidir:

Konuşma akabinde ise Digital Age dergisinin gerçekleştirdiği gelecekte dijital ile ilgili olarak nelerin değişeceğini anlamaya çalıştığı  röportaj çalışması ise aşağıdaki gibidir:

Konu ile ilgili olarak Digital Age’te yayınlanan haber:

“İstanbul Bilgi Universitesi Öğretim Görevlisi Yüce Zerey, Next10 temasıyla 10. kez düzenlenen Dijital Age Summit 2016’da konuştu: “İçerikteki teknoloji ve format değişimlerine hakim olan markalar başarılı olacak!”

Yüce Zerey’in, önümüzdeki 10 yılda content’te nasıl bir dönüşüm yaşanacağını ve gelecek kehanetlerini paylaştığı röportajımızı yukarıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz…

Yüce Zerey, "İçerik teknolojilerine hakim olan markalar başarılı olacak"

Next10 temasının konu olduğu bu yılki Digital Age Summit’te konuşmacalarının ve katılımcıların geleceğe dair öngörüleri, Mindshare’in gerçek zamanlı teknoloji çözümü The Loop adlı platformda yer aldı. Platformda Yüce Zerey’in “Next is the EX” sunumu zirvenin ilk gününün en çok konuşulan konuları arasında oldu.

Yüce Zerey konuşmasında, “Content’in özünde radikal değişiklik beklemiyorum, formatlarında ve sunuş şekillerinde değişiklikler olacak. Ama sonuçta content’in oluşumu hikâye… Aslında baktığımızda insaoğlunun ilk hikaye anlatımından bu yana hikayenin oluşturulma süreci pek değişmedi. Onun matematiği çok net ama hikâyenin sunuş ve farklı kitlelere ulaştırılış şekli ile formatları çok değişti. Önümüzdeki dönemde daha çok teknoloji ve format açısından değişiklikler olacak. Tüketici içgörülerinde ve insan motivasyonlarında ise radikal değişiklikler olmayacak. Bunlara da hâkim olan markalar, yeni teknolojileri ve değişimleri doğru bir şekilde anlarlarsa gelecekte çok aktif bir şekilde rol alacaklar.” dedi.”

http://digitalage.com.tr/yuce-zerey-icerik-teknolojilerine-hakim-olan-markalar-basarili-olacak/

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

 

Tadını Çıkar (Taste the Feeling), Coca-Cola’nın pazarlama stratejisindeki yeni rotasının sloganı. Yeni pazarlama stratejisindeki en radikal değişiklik, Coca-Cola Light/Diet Coca-Cola, Coca-Cola Zero ve Coca-Cola Life markalarının tümü için “tek marka” yaklaşımı uygulanacak olması.  Bu strateji, şirketin tüketicilere damak tadına, hayat tarzına ve beslenme türlerine uygun, kalorili ya da kalorisiz, kafeinli ya da kafeinsiz bir Coca-Cola ürünü sunma vaadinin de altını çiziyor.

Tadını Çıkar (Taste the Feeling), Coca-Cola içmenin, hangi Coca-Cola olursa olsun, her gün yaşanan sıradan anları daha özel hale getiren bir zevk olduğunu vurgularken; Coca-Cola deneyiminin fonksiyonel ve duygusal yönlerini merkeze alan global bir hikaye anlatımını merkeze alıyor.

Tadını Çıkar (Taste the Feeling) işi uluslararası bir ajans ağı tarafından hazırlandı.  Mercado-McCann, Santo, Sra. Rushmore ve Oglivy & Mather, birlikte 10 TV reklam filmi, basın, dijital, açıkhava ve alışveriş mekanları materyallerini hazırladı.

Tadını Çıkar lansmanının reklam filmleri:

Coca-Cola ve anın tadı. #TadınıÇıkar

Coca-Cola O’nunla olduğun her anın #TadınıÇıkar

Coca-Cola – Kardeş Olmak #TadınıÇıkar

 

Outdoor Görsellerinden Bazıları:

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Tadını Çıkar

Pazarlama Profesyonelleri için Pratik Bilgiler

sir john hegarty

Sir John Hegarty, alanında uluslararası saygınlığa kavuşmuş, dünyanın en beğenilen ve en ödüllü isimlerinden biri. Benton & Bowles‘ta başlayan ve Saatchi & Saatchi‘yle devam eden kariyeri boyunca TBWA‘in kuruluşuna yaptığı katkıların yanı sıra 1982 yılında John Bartle ve Sir Nigel Bogle ile birlikte Bartle Bogle Hegarty‘yi (BBH) kuran efsane reklamcının kariyerinde Levi’s‘tan Johnnie Walker‘a; Audi‘den Axe‘a kadar pek çok marka için yapılmış dünyaca ünlü reklamlar bulunuyor. Hem dil bilgisi hem sanat yönetmenliği eğitimi görmüş olup yaşayan en büyük reklamcılardan biri. Özgün fikir üretimi konusunda dünyada rahatlıkla ahkam kesebilecek nadir bireylerden. Özellikle genç pazarlamacıların kendisinden öğreneceği çok şey var.

Sir John Hegarty’nin ‘What makes great ideas?’ isimli  naif ve samimi sunumundan çıkarılacak çok ders var. Dolayısıyla sunumu hakkını vererek, hazmederek izlemekte fayda var.

 

 

Hegarty, ‘Hegarty on Creativity: There Are No Rules’ adlı kitabında yaratıcılık üzerine fikirlerini sektörle paylaşmaya devam ediyor. Adweek’in derlemesiyle, kitapta Hegarty’nin yaratıcılık üzerine ortaya koyduğu beş provokatif fikir şöyle:

  1. İş birliği yaratıcılık için değil yalnızca seks için iyidir. Kısaca grup çalışmaları mülayim fikirleri tetikler.
  2. Hataları doğuran saçmalamalar… Evet, bazen herkesin başına gelebilir. Ancak üzerinde çok durmayıp harekete geçmek gerekir.
  3. Hiçbir şey orijinal değildir. Bu yüzden taze fikirler için çabalamakta fayda var. Günün sonunda önemli olan diğerlerinin, en çok önemsenen fikirlerinize nasıl yanıt verdiğidir.
  4. Kulaklıklarınızı çıkarın. Yaratıcı olmak çevrenizde olan bitenlerle bağ kurmak demektir.
  5. Ve son olarak tıpkı Paul McCartney gibi herkesin, fikirlerinize meydan okuyacak ve yaratıcı süreçte daha iyi bir sanat ortaya koyacak Lennon gibi bir partnere ihtiyacı vardır.

 

Hegarty liderliğindeki BBHLondon‘ın ‘The Power of Difference’ adı altında  hazırladığı  manifestoda kafa açıcı cinsten.

 

 

Decoding The New Consumer Mind

Decoding The New Consumer Mind, havalı başlık… Bak bak… Yeni tüketicinin kafasının şifrelerini kırmak, anlamak falan filan.

51FxCptPTsL._SX333_BO1,204,203,200_

Havalı bir başlık koymaktan ziyade Kit Yarrow’un  Decoding The New Consumer Mind kitabını okuduktan sonra bu konunun Türk tüketicisine uygun bir şekilde yorumlanması gerekliliği geldi aklıma. Dolayısıyla Kristal Elma’da yaptığım sunumu hazırladım.

Sunum ile ilgili çıkan haberlere de şuradan ve buradan erişebilirsiniz.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden burslu olarak Ekonomi lisansını ve London School of Economics’ten burslu olarak Bsc Economics lisansını aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde İngilizce İktisat (MA) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladı.

Bilgi Üniversitesi MBA Programları bünyesinde pazarlama yöneticisi ve öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra Ülker bünyesinde pazarlama ve iş geliştirme müdürlükleri yaptı. Ülker grup şirketlerine ve grup dışı şirketlere yurt içi / yurtdışında pazarlama kapsamında yapılan çeşitli projelerin başında yer aldı.

Ülker’den sonra kariyerine Türk Hava Yolları’nda devam etme kararı olan Yüce Zerey, Türk Hava Yolları’nda eTicaret ve Marka Müdürü olarak görev yaptı. Görevi esnasında, Türk Hava Yolları’nın e-ticaret, interaktif pazarlama faaliyetlerinden ve  global marka yönetiminden sorumlu idi.

Halen The Coca-Cola Company Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesi’nin İnteraktif Pazarlama Grup Müdürü olarak profesyonel yaşamına devam eden Yüce Zerey, kurumun bölgede yer alan bütün markalarının interaktif pazarlama faaliyetlerinden sorumludur.

Mevcut pazarlama kariyerine ek olarak 15 senedir Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve “Pazarlama Yönetimi, İnteraktif Pazarlama” derslerini vermektedir.

Kartonpiyer Gelişim

kartonpiyer_gelisim.001

2001 yılı, miskin bir Temmuz sabahı. Faruk bu sene de mezun olamadı. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümününün kıdemli öğrencilerinden. Bölümde 7. senesi. Kimine göre salak; kimine göre dikkatini okula vermiyor, işinde gücünde; kimine göre karı kız işlerinden patlıyor. Rivayetler muhtelif olsa da bilinen yegane gerçek Faruk’un 7 senedir okulu bitirememesi.

Okulun bitmemesi bunca yıldır o kadar umrunda değildi. Ama bu sefer diplomayı alamamak Faruk’a gerçekten koydu.

‘Ulan bi baltaya sap olamayacak mıyım? Hayatım hep bir parazit gibi geçti. Çoluk çocuğun geyik mezesi olduk.’söylem setini ve tümleyenini kafasında çoklaya çoklaya kimseyi uyandırmadan motoru kaynattı.

Ev arkadaşlarından ayrılıp daha köhne ama yalnız başına kalabileceği bir eve çıktı. En yakın dostu; yatağı, yorganı ve tembel cigarası oldu.

Read More…

Fikir den İş Fikrine Astral Seyahat

fikirdenisdfikre.001

‘Fikir’den İş Fikrine Astral Seyahat

‘Aaa Berk selaam, efsane bir fikrim var. Yürüyelim. Üç vakte yatırım alırız. Beş vakte paralarla, kıçımızı sileriz.’

‘Aynısının yurt dışında da olduğunu elbette biliyorum. Türkiye versiyonunu yapalım. Çok inanıyorum, klavyeler ağlar.’

‘Start-up kurmayanı, cümle içerisinde “Mokoko Start-up’ının sahibiyim.” demeyeni odunla dövüyorlar.’

‘O kadar yatırım aldı terbiyesizler, hala hesabı bize kilitliyorlar. Ne aç adammışsınız lan.’

‘Yıllardır elalem için ne güzel fikirler ürettik olm. Kendimiz için mi yapamayacağız? Ortalığın anasını ağlatırız.’

‘Aslında hiç risk yok. Sen fikrini koyacaksın. Yatırımcı lapps diye parayı koyacak. İşi yaptıracak adam bulacağız. Sen küçük hissedar olacaksın ve yürüyeceksin. Bunun nesi riskli? Her türlü kazanıyorsun.’

‘X: Bizim Rasim abi, growthacker olmuş.

Y: O ne lan?

X: Trendin topu kaldırdığı, yatırımcının parayı bastığı noktada gollük vuruş yapma eylemiymiş.

Y: Rasim abi, iyi golcüdür. Olur.’

Dijital dünyanın yükselişi; iş modellerini, ekonomiyi ve toplumu anlamlı düzeyde etkilediği için; hayatımıza bir çok yeni marka, ürün, ve / veya platform dahil oldu. Gencecik çocuklar, kocaman şirketler kurdular. Dudak uçuklatacak paralar kazandılar. Yılların köklü kodamanlarına racon kestiler.

Nasıl Kesebildiler?

Çünkü, iş dünyasının parametleri ve dinamikleri artık çok farklı. Gencecik arkadaşlar bu dinamiklerin içine doğdu. Oyunu doğru okuyup, anladılar. Hatta anlamlandırdılar. Böylece fark yarattılar.

Bir taraftan bakıldığında da tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar bilgi ortalıkta fütursuzca dolaşıyor ve kolayca erişilebilir durumda. İşte bu serbest salınımlı bilgi dünyasında; bilgiye bakmayı bilen, doğru bilgiyi bulan; bulduğunu anlayan, anlamlandırıp kana karıştıranlar kalabalıklardan sıyrılmaya ve fark yaratmaya devam edecek.


Nasıl İyi Bir İş Fikri Bulabilirim?

İş dünyasının temelinde, tüketicilerin fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarına derman olmak ve / veya tüketicilere yeni ihtiyaçlar yaratmak yatıyor.

Dolayısıyla öncelikle

1) Çözülünce Tüketicinin Hayatına Katma Değer Sağlayacak Problemi Bul

Hayatı, insanları ve kendini oku. Nelere ihtiyaç var? Makro faktörler neler? Öne çıkan Trendler? Neler fark yaratabilir? Hangi konularda, nasıl ihtiyaç yaratabilir?

2) Piyasayı Anla

Piyasanın rekabet düzeyi nasıl? Rekabet parametreleri neler? Fiyatlama nasıl? Fırsat var mı? Piyasaya giriş çıkış kolay mı? Karlılık düzeyi nasıl? Büyük abiler var mı? Bizim fikri alıp, bizi çırak çıkartabilirler mi?

3) Çözüm üret

Öyle bir çözüm üret ki, taklit edilmesi zor olsun ve birden çok derde / motivasyona derman olsun.

4) Planlamanı yap

Finansal planlama, üretim planlaması, insan kaynağı planlaması, yönetim planlaması, büyüme planlaması, pazarlama planlaması, satış planlaması, lansman planlaması, yatırım planlaması, nefes planlaması vb.

5) Aksiyon al

İlk dört maddeyi sağlam geçtiysen, önce derin bir nefes al; akabinde, elini hafif alıştırma, yürü …


İyi bir İş Fikrini Nasıl Değerlendirebilirim?

İyi bir iş fikrini değerlendirirken soracağın sorular:

1) İyi bir tüketici iç görüsüne dayanıyor mu?

2) İnsanlar almak / deneyimlemek / sürekli kullanmak için motive olur mu?

3) Hayatımızda bir derde (Fiziksel, zihinsel veya duygusal) derman oluyor mu?

4) Yapılabilir mi?

5) Makro faktörler ve trendlerle uyumlu mu?

6) Hedef Kitlesi belli mi? Yoksa herkese mi ateş ediyoruz?

7) Kullanıcı Dostu, Kolay ve Yalın bir Deneyim Yaşatıyor mu / Yaşatacak mı ?

8) Kalabalıktan sıyrılacak, dillere pelesenk olacak güzel bir hikayesi var mı?

9) Hikayeyi organik olarak anlatacak, takdir edecek toplum üzerinde etkisi yüksek, hikaye anlatıcılar var mı?

10)Anlatılan hikayenin markaya ait olduğunu tanıtacak, hissettirecek marka algısını kuvvetlendirecek bir marka alamet-i farikası var mı?

“Engeller, hedefinizden gözlerinizi kaçırdığınızda gördüğünüz ürkütücü şeylerdir.” (Henry Ford)

Vicdana Atılan Dikişler

vicdan.001

Gecenin, sabah ile buluşmaya muhalif saatleri; şehrin en katil yollarından birinde güvenlik kameraları yine bir kazaya şahit olmuştu. Havalı, spor bir araç; kontrolünü kaybetmiş ve yolun kenarındaki elektrik direğine çarpmıştı. Araçtan çıkan dumanlar da güvenlik kamerasının kadrajına girmek için birbirleriyle yarışıyorlardı adeta.

Olay mahallinin yakınında bulunan fabrikanın güvenlik görevlileri, benzin istasyonunda uyuklayan pompacılar; kaza sesine zaman kaybetmeden koştular.

Kaputtan yükselen dumanlar koşanları ‘araba patlamasın lan’ diye kıllandırırken, benzin istasyonundan koşan pompacılardan biri Allah’tan akıl edip yanında yangın söndürücü getirmişti de olaya müdahale etti ve riski engelledi.

Arabanın içinde patlamış hava yastıklarının arasından hareketsiz duran iki kişi gözüküyordu.

Read More…

Herkese Benden Çay!

cay.001

Azra (29 – Bekâr), kurumsal iletişim kıdemli uzmanı. Ev hanımlığında doktora yapmış bir anne ile hamur işinde Oxford’ta kürsü sahibi olan fırıncı bir babanın kızı.

Tahmin edileceği üzere Azra’nın işletim sisteminde; yerel Türk kadını standart paketi ile çalışan metropol kadını harmanlanmış durumda. İşbu işletim sistemi hep başına bela oldu Azra’nın. Hep yerelden kaçmak, uzaklaşmak istedi ama her daim arâfta kaldı. Aldığı eğitim, çalıştığı ve takıldığı ortamlar, insanlar; kendisini, rasyonel aklı ile farklı bir noktaya çekmek istese de, vicdanı ve kalbi hep geriden gelerek ortalığı karıştırdı.

Read More…

Türk Süper Kahramanları

turk_super_kahramanlari.001

Türk Süper Kahramanları

Agâh (34 – Bekar), kreatif direktör. Şekil sakalı, tarz kıyafet / aksesuarları, farklı bakışı ve kıdemli şeytan tüyü ile alanının popüler isimlerinden.

Başarılı kampanyalar yapıp ödüller almak, sahneye çıkmak, müşteriden ve sektörden aferin almak en temel motivasyonları.

Yoğun ve zorlu iş temposunda başarıdan başarıya koşarken bedenini rassal bedenlerle dinlendirenlerden.

Agâh, uzun ve başarılı bir kariyerin ardından; bir süredir hiç tadını bilmediği bir his olan depresyon ile karşı karşıya. Yıllardır depresyona girenlerle makara yaptığı için, bir türlü kendine konduramıyor ve ne yapacağını da bilmiyor. Profesyonel yardım almak istese de doktora gitmek için egosundan bir türlü izin alamıyor.

Read More…

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48  Scroll to top