Konkur İnsanları

Bir kelimenin anlamı hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizde Ekşi Sözlük’ün kapısını çalmak adetten olduğu için konkur kelimesi Ekşi Sözlük’ün görüşlerini istedim. Kendileri şu şekilde buyurdular:
“yarışma. özellikle Fransız ekolünden yetişmiş (devlet güzel sanatlar akademisi) mimarlar tarafından hala yarışmalara verilen isimdir.”
“reklamverenin çeşitli reklam ajanslarına başvurarak bunu bildirmesi ve aralarından birini seçebilmesi için örnek kampanya hazırlamalarını istemesi hadisesi.”
Fransız kökenli konkur kelimesi her ne kadar bize rekabeti tanımlasa da reklam dünyasında konkur, marka kapma meydan muharebesi, olarak algılanır.
Markalar, kendilerini ajansların yetenekli ellerine teslim etmeden önce, hangi ajansla, doğru ten uyumunu yakalayabileceğini anlamak için konkur açarlar.
Konkur süreci öncesinde markalar, çağıracakları ajansları, ajansları değerlendirecekleri kriterleri tanımlarlar. Toplantı salonlarında bahar temizliği yapılır. İkram da kullanılacak bardak, çanak gözden geçirilir. Mide yakıcı cinsinden çakma kuru pastalar tedarik edilir. Akabinde brief hazırlanır ve basına haber sızdırılır.
“Ey basın, biz konkura çıkacağız, siz şimdiden konuşmaya başlayın. Ama ben bunu sana resmi olarak söylemedim. Anladın sen…”
Sızan haberler, ajanslara gereken adrenalini sağlar. Herkes kimlerin çağırılacağı hakkında fikir yürütmeye başlar. Sadece fikir yürütmek yeterli olmaz. Adres defterlerinden ilgili markada tanıdık kimin olabileceği, markadan birilerinini tanıyan bir tanıdık olup olmadığı araştırılır. Marka ile irtibata geçilir ve “Müsaitseniz konkurunuza gelmek istiyoruz!” mesajı verilir. Bu mesaja ek olarak firma sunumu, “showreel” lar ve müşteri yorumları gönderilir. Profesyonel ve etkileyici kendini ifade süreci tamamlanmış olurken, geriye sadece arada sırada, mail ve telefonla markayı dürtüp “Ben buradayım hatırladın mı, e hadi çağırmadın!” demek kalır.
Marka, çağırılacak ajansları belirler ve brief almak üzere kendilerini davet eder. Ajanslar, brief almak için gelmeden önce “Nasıl olurda markaya brief esnasına özgün bir soru sorup kendimizi diğer ajanslar arasından farklılaştırabiliriz? Diğer ajanslara nasıl çakabiliriz?” sorusunun cevabı için ajans içi arama toplantısı, beyin fırtınası, atölye çalışması, workshop, vb. düzenler.
Brief gününde herkes kendini ifade edecek özgün reklamcı kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyer, özgün çantalarını, bilekliklerini ve saatlerini takar. Saçlar uzun ise toplanır, bıyıklar uzun ise ucu kıvrılır. iphone’lar ve Apple’lar özgün kılıflarına itina ile yerleştirilir.
Ajanslar brief toplantısı esnasında markayı daha iyi tanıma imkanı bulurlar. Binası nasıl? Güvenlik kaba mı? Fazla bekletiyorlar mı? Nasıl karşılıyorlar? Çalışanlar mutlu mu? Ofis tasarımları güzel mi? Projektörleri çalışıyor mu? Toplantı odasında plazma var mı? Çay ve suyun haricinde ikramlar mevcut mu? Toplantıya katılanlar konuya vakıf mı?
Brief zamanı geldiğinde marka yetkilileri pozisyon olarak hafiften ağıra doğru sahneye çıkarlar. En ağır kartvizitler brief başladıktan sonra gelirler. Ağır kartvizitler sahneye doğru ilerlerken ajans başkanları, avlarını dikkatle takip edip doğru bir şekilde avlanabilmek için yeterli detay toplama gayesindedirler. Marka patronları kartvizit ağırlığına göre teker teker söz alırlar. Öncelikle katvizit olarak görece hafif olan arkadaş brief ile ilgili teknik detayları verir. Bu esnada ajans başkanları, avlarına kilitlenmiş olduklarından teknik detayları dinlemezler. Nasılsa, ajanstaki junior arkadaşlardan biri konu ile ilgili herşeyi kayıt altına alacaktır. Son sözü ağır kartvizitler söyler ve raconu keserler. “Markamızı alın uçurun, satışları patlatın” Son söz söylenmiş, mevzu özetlenmiştir.
Brief sonrasında ajanslar salonu terkederken marka patronları ile tanışmak, tokaşlamak için uygun zamanı kollarlar. Ajans içi yoğun toplantılarda çıkmış olan özel mesajları marka patronları vermek için en doğru zamandır.
Brief sonrasında ajanslarda hummalı çalışmalar, uykusuz geceler başlar. Ajanslar çalışmalarını sürdürürken piyasaya;
“Olm x firması konkur açmış ya ona hazırlanıyoruz. Ulan bütün konkurlara da çağırıyorlar, kafamızı kaldıramıyoruz. y firmasının konkuru da x’ten hemen sonra. Sanki başka ajans yok, yetişemiyoruz!” tadında haberler sızdırırlar.

Ajanslar markanın belirlediği gün ve zamanlarda sunumlarını yapmak üzere tekrar çağırılırlar. Artık, savaş hazırlıkları tamamlanmıştır.
Ajans üst kadrosu, Müşteri İlişkileri Direktörü, Art Direktörü, Strateji Direktörü vb. bilimum direktör ve ajans başkanı (post modern ifadesiyle CEO su) sunum yapmak üzere ellerinde kreatifleriyle toplantı salonunda doğru emin adımlarla ilerlerler. Ajans başkanı toplantı masasının en stratejik yerine , markanın ağır kartvizitlerinin yamacına doğru kendinden emin adımlarla ilerler.
Art Direktörü ceza sahasına yakın bir yere, günün golünü atmak üzere konuşlanır. Müşteri İlişkileri Direktörü herkesi görebilecek ve sunum yapabilecek bir yeri tercih eder. Ajansın diğer çalışanları da kalan diğer stratejik yerlere, göreve hazır ve nazır olarak yerleşirler.
Müşteri İlişkileri Direktörü genel olarak bayandır ve düzgün bir Türkçe ile pozitif enerji yayarak konuşmaktadır.
Strateji bölümü sunulurken, marka patronları sürekli “Ulan bunlar bilmediğimiz şeyler mi?” edasındadır. Bu motivden dolayı ajansın rakam içeren her “slide” dına marka tarafından tatlı bir itiraz gelir. “Bu rakamlarda bir problem olabilir mi?” Ajansta çok ince ve kibar bir şekilde durumu geçiştirir.
Ajans network ajansı ise, özel bir metodolojisi, özel çizelgeleri, ve networkünün heybeti bulunmaktadır. Bu unsurlar ajans tarafından itina ile ön plana çıkarılır. Kreatiflerin sunulduğu bölüm sözün bittiği, algıların, kültürün, donanımın konuştuğu noktadır. İtina ile hazırlanmış, bir çok zimnı anlam içeren kreatifler, marka patronları tarafından çok basit kriterlerle komik bir şekilde yorumlanabilir. Bu yorumlardan içten içe etkilenen art direktör ağızına gelen talihsiz ifadeleri yutar ve sunumuna devam eder. Art direktörler genellikle sunum esnasında yerinde durmazlar. El kol haraketleri, hoplamalar, zıplamalar, tiyatro sahnesindeki gibi alçaltıp yükseltilen sesler, duyguyu marka patronlarına doğru birşekilde geçirebilmek için kullandıkları temel unsurlardır.
Ajans başkanı, sunumun marka patronlarındaki seyrine göre zaman zaman sürece müdehale eder ve ne kadar deneyimli olduğunu, benzeri ne kadar çok iş yaptıklarını, hangi ödülleri aldığını anektotlarla anlatır.
Sunum sonunda karlışıklı öpüşülüp koklaşıldıktan sonra marka patronları kendi köşesine, ajans patronları kendi köşesine çekilir ve durum değerlendirmesi yapılır.
Tüm ajanslar, ilgili kriterlere göre değerlendirilirken toplantı salonları bu kez ciddi tartışmalara sahne olur. Herkes kendi fikrini, doğrusunu sonuna kadar cansiperhanece savunur. Bu tartışmalar sürer, sürer, sürer ve sürer… Sonunda bir mutabakata varılır ve karar yönetime sunulur, yönetimin de onayı alındıktan sonra ajanslarlarla, global reklam jargonunda “Chemistry Meeting” diye geçen ten uyumu araştırma toplantıları başlar. Ajanslar yerlerinde ziyaret edilir, uzun uzun görüşülür. Ajans, tuvaletlerine ve okudukları kitaplara kadar incelenir ve zihinlerde puanlanır. “Chemistry Meeting” sonucunda herhangi bir görüş değişmemişse, seçilen ajans ya da ajanslar pazarlık için çağırılır ve pazarlık süreci başlar. Pazarlık sürecinin sonucunda da marka-ajans izdivacı gerçekleşmiş olur.
Herkese hayırlı olsun temennisiyle yüzükler takılır ve anlaşma yapılır.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine!
NOT: Bu yazı işini hakkıyla, doğru ve güzelce yapan ajans ve markaları tenzi ederek yazılmıştır. Bu ajans ve markalar bu yazıya sadece gülüp geçebilirler.
07 Mayıs Bilgi MBA Business 2.0 Dersinin Konuğu: M. Serdar Kuzuloğlu

M. Serdar Kuzuloğlu… Hani eskileri nev-i şahsına münhasır dediği kişilerden. M. Serdar Kuzuloğlu, yapmış olduğu işler, projeler, almış olduğu etkin görevlerle Türk Bilişim Dünyası ve Sosyal Medya Dünyasının eğilimlerini belirleyenlerin başında geliyor. Yazılarını, projelerini, okuduğu kitapları/dergileri/çizgi romanları, izlediği filmleri/dizileri, düzenli olarak fanatik derecesinde takip ediyorum ve çok keyif alıyorum. Kendisi ile paylaşımda bulunmak ise dünyanın en zevkli işi… Herkese de tavsiye ediyorum. Memlektimizde içi dolu laflar eden yazılar yazan, projeler üreten çok çok az kişi olduğu için Serdar Kuzuloğlu bizler için büyük bir fırsattır. Sedar Kuzuloğlu hakkında herşey buradan bulabilirsiniz.
Serdar Kuzuloğlu bizlerle 07 Mayıs Perşembe günü Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü (Bina E3 , 105)nde saat 19:00 da Sosyal Medya hakkında paylaşımda bulunacak.
Herkesi bekleriz…
Toplantı İnsanları

Toplanmak, toplantı yapmak iş dünyasının vazgeçilmez unsurlarının başında geliyor. Neden toplantı yapıyoruz diye sorduğumda heman aklıma; projeleri konuşmak için, değerlendirme yapmak için, çalışanların gazını almak için, çalışanları motive etmek için, çalışanlara gözdağı vermek için gibi bir sürü neden geliyor.
Sonuç odaklı olmadığı sürece, toplantılar iş dünyasanın en büyük zaman ve algı kayıplarıdır. Bir de yaşadığınız toplumun kültürel altyapısı, sohbet, muhabbet odaklı ise toplantıda geyiğin tadından yenmez. Toplantı süreci, sonuç odaklı toplantılardan, geyik odaklı toplantılara evrilir.
Toplantıya katılmak önemli bir statü sembolüdür. Toplantı insanları, “toplantım var”, “hayvan gibi yoğunum olm”, “sabahtan beri yerime oturamadım ki, bir fırsatını bulup arayacağım” gibi sitemlerde bulunurken içten içe tatlı bir haz duyarlar. Beyinlerinin içerisinden, “olm sen harbiden yoğun ve önemli bir adamsın, sürekli toplantı halindesin, insanlar senden toplantı alabilmek için uğraşıyorlar, hakimsin kardeşim” nidaları yükselmektedir.
Toplantı insanları, toplantılara belli donanımları olmadan çıkmazlar. Toplantı insanlarının günlük aksesuarlarına baktığımızda;
Moleskine kara kaplı defter, özellikle kara kaplı olması gerekir. Başka renkler “business” değildir, karizmayı düşürür. Defterin sayfaları çizgisiz olmalıdır. Çizgili defter kullanmak, “adam yönetici olmuş hala çizgisiz cetvelsiz doğru düzgün yazamıyor” imajı verebileceğinden genellikle tercih çizgisizden yana olur. Toplantı başlangıcında deftere tarih, toplantı adı ve katılımcıları yazmak profesyonelliği ifade eder.
Mont Blanc veya Cross kalem, toplantı esnasında masaya koyulur sadece çok önemli birkaç satır yazılır. Böylece insanlar, sizin ne kadar zeki olduğunuzu, herşeyi anladığınızı ve özet olarak bir iki cümle yazdığınızı düşünür. Toplantı katılımcılarından kalemi farketmeyenler için kalemin mürekkebine bakılır, açılır içi çıkarılır vs. böylece herkes kalemi tüm özellikleri ile gözlemleyebilmiş olur.
Mont Blanc, Porche, Beymen veya Vakko kartvizitlik, cepten doğrudan kartvizit çıkarmak hiç “business” değildir. Hatta bazı kesimlerde geri kalmışlık olarak adledildiğine dair rivayetler muteliftir. Kartvizit, özenle seçilmiş kartvizitlikten nazikçe çıkarılır, istense de istenmese de her karşılaşılan kişiye verilir. Burada, “ulan ben de bu pozisyonda bu şirket de çalışıyorum, boru değil beni buna göre konumlandır” mesajı verildiğine şahit olunmuştur.
Toplantı masasına dirsekleri koyunca, ceketin arasından itina ile çıkan gömlek kollarında büyük bir ihtişam ile ben buradayım diyen kol düğmeleri, kol düğmesi gerçekten çok “business” bir araçtır. Eğer kol düğmesi takıyorsanız “işinize özen gösteriyorsunuz, yönetici iseniz bu pozisyonu hakediyorsunuz değilseniz kesin yönetici olacaksınız” imajını verir. Kol düğmelerinin fark edilmesi için dirsekler özenle masaya koyulur, ceket sıvanır ve kol düğmeleri katılımcıların gözüne sokulur.
Blackberry ve iphone, özellikle Blackberry çok “business” bir aksesuardır. Bu aksesuarlar toplantı masasının altında etkin kullanılmaları ile ünlüdür. Eğer üst düzey yönetici iseniz toplantı masasının üzerinde de çatır çatır bu cihazlarla oynaşabilirsiniz. Genellikle sıkıcı toplantıların vazgeçilmez can simitleridir. Maillere bakılır, cevaplar yazılır, Facebook‘ta adam pokelenir, Twitter‘a @surada, bilmem ne toplantısındayım yazılır, Friendfeed’te like yapılır, çaktırmadan foto çekilip Flickr‘a upload edilir. Görüldüğü gibi bu araçlar, sıkıcı geçen bir toplantıyı Alice’in harikalar dünyasına dönüştürebilir.

Toplantı süreci, “baba bu konu ile ilgili toplanmamız lazım” diyalogundan sonra toplantı davetiyeleri “Meeting Request” gönderilmesi ile başlar. “Meeting request” göndermek, “meeting reuest” gelince “accept” etmek, hatta artislik yapıp “Tentative” demek veya “meeting request”i “forward” etmek toplantı insanlarının çok hoşlaştığı haraketlerdir.
Toplantıya saatinde gitmek yine hiç “business” değildir. Toplantıya ortalama 10-15 dk geç katılınmalıdır. Girer girmez “daha önce x toplantısındaydım şimdi bitti ancak gelebildim” deyip özür dilenir. Burada “ulan bu adamda ne yoğun sürekli toplantıda çok önemli bir adam, yönetim de önemsiyor” imajı verilir.
Toplantı gündemi daha önceden gönderilmiş olmasına rağmen, “naber abi nasıl gidiyor, şunu ne yaptınız?” diyalogları toplantı süresinin %28′ni oluşturmaktadır.
Toplantı gündeminin üzerinden bir iki madde ilerledikten sonra herkesin kendi bilinçaltındaki gündem su yüzüne çıkmaya başlar ve herkes toplantıyı kendi bilinçaltındaki gündeme göre yönlendirmek ister.Toplantıyı yöneten kişi baskın karakterde ise buna izin vermez, toplantı süresinin%71′inde kendisi konuşur. Toplantıyı yöneten kişi eğer pasif karakterde ise herkes kendi gündemini konuşur, toplantı uzar,uzar uzar… Herhangi bir sonuç çıkmaz.
Toplantıda herhangi bir katılımcı herhangi bir konu hakkında yaptıklarını anlatırken, O katılımcıya laf sokmak çok “business” ve “zeki” havası verir. Katılımcı, laf sokanın seviyesine inmeyip cevap vermeyince “ezik” olarak adledilir.
Toplantı platformlarında etkin performansta dalaşabilmek için katılımcılar toplantı öncesi birbirleri hakkında anlamlı argümanlar oluştururlar, deliller toplarlar. Delil bazlı, rakam bazlı, rapor bazlı laf sokmak sizi amudi olarak yükseltir.
Toplantı esnasında içecekler sorulduğunda kahve içmek (mümkünse filtre kahve veya expresso ) içme çok “business” durur. Toplantı esnasında ortaya konulmuş olan yiyeceklere sürekli dalmak imajı zedeleyebilir. Bunun yerine tabağa hiç dokunmadan “ben böyle şeyleri önemsemem, 3-5 cookie insanı değilim, sağlıklı beslenirim, nefsime hakimim” imajı verilir.
Toplantı notunu kimin tutacağı önemli bir husustur. Konuyu herkes birine delege etmeye çalışır. Ancak başkan konuyu birine delege ettiğinde, ilgili kişi küfür ede ede toplantı notunu tutar ve herkese gönderir. Gönderilen toplantı notlarını okumamak çok “business” ve “cool” bir davranıştır. Nasılsa ilgili arkadaşlar bu toplantı notunu bu kişilere bir şekilde anlatacaklardır?
Toplantı sürecinde usulen herkesin görüşünü sormak çok “profesyonel” bir davranıştır. Ama daha profesyoneli tüm bu görüşleri aldıktan sonra yine kendi görüşünü yaptırmaktır.
Ülkemiz, bir toplantı ülkesi olduğundan iş dünyamızda toplantı odaklı bir iş dünyasıdır. Bizdeki toplantılar genelllikle muhabbet odaklı toplantılardır. Osmanlı’dan günümüze loncalarda, kıraathanelerde, toplanmaya, sohbet etmeye alışkın olan kültürel mirasımız bu alışkanlığını geçmişteki araçların post modern haliyle iş dünyasında toplantı masalarında devam ettiriyor. Bize de aksesuarlarımızı yüklenip toplantıdan toplantıya koşmak kalıyor.
Herkese iyi toplantılar…
