Acil Yıldırım Seansı

Kuru öksürük, yüksek ateş ve halsizlik kesişiminden zayıflamış  gaz, debriyaj, fren optimizasyon kabiliyetine rağmen acile varıyorum. Acilin önünde bekleyen insanlar var. Ramazan etkisi olduğunu düşünüyorum.

Arabayı acil kapısına yanaştırıyorum ve kahyadan numara alıp anahtarı teslim ediyorum. Kahya bir taraftan acile gelenlerin acaba nesi var tahmin oyunu oynarken bir taraftan da ulan bu herif acaba bahşiş verir mi sorusunun cevabını arıyor.

İçeriye girildiğinde  her iş yerinde olan çalışanlar, daha çok çalışanlar, yatanlar segmentasyonları kolaylıkla hissedilebiliyor.

Ortada bir acil doktoru gözüme çarpıyor  bütün ilgi O’ nun üzerinde… Adeta bir kahraman… Herkes O’ndan birşeyler talep ediyor. Her dediği yazılıyor, not alınıyor. Hastalar O’nun ağızına umutla bakıyorlar. O da tüm bu ilginin farkında. Yürürken adımlarına, konuşurken ifadelerine, yüz mimiklerine, saç stiline, giydiği modern spor ayakkabıya,  hatta steteskopunu boynuna nasıl astığına bile dikkat ediyor. Çünkü O bir imaj yönetiyor. Aldığı eğitim, gördüğü ilgi ve alaka, bunu zorunlu hale getiriyor.

Acil doktorunun konuşurken bazı harflere yaptığı vurgulardan uzun süreden beri üzerine çalıştığı bir doğu aksanı olduğu anlaşılıyor. Alt dudağının hemen altından üst çene kemiğine kadar inen bölgede oluşturmuş olduğu üçgen  sakalı, rahatsız olduğu hissedilen esmer tenini, bronz ten olarak yorumlatma imkanı sağlıyor.

Hemşirelerden biri beni kapalı bir kabine alıyor. Kabin de hem klima soğukluğu hem de tıbbi cihaz ve donanımların  ruhsuzluğu var.

Doktoru beklerken hemşire ateşimi ve tansiyonumu ölçüyor. Ölçüm esnasında duygularını gizleyemiyor. Hemşirenin yüzündeki endişe beni de geriyor.

Doktorumuz kabin perdesini hızlıca açarak içeri giriyor. Kibar bir şekilde neyim olduğunu soruyor. Anlatıyorum. Ama beni ne kadar dinlediğinden çok emin değilim.

Hızlıca gole gidip yerini kesinleştirmek isteyen A Takıma henüz çıkmış  yeni yetme santrfor gibi kendisi gole götürecek kelimelerin ağzımdan dökülmesini bekliyor. Yüksek Ateş, kuru öksürük, halsizlik kanımca bu kelimeler kendisine yetiyor. Kelimelerden hemen güzel bir kombinasyon yapıp,  boğazımı kontrol ediyor.

Doktor kontrolünü gerçekleştirirken ortamdaki ses düzeyini anlamlı bir seviye domine eden bağrışmalar duyuluyor. Çatlamış bir bayan sesi; eşine yıldırım çarptığını ve kendisinin acil yardıma ihtiyacı olduğunu haykırıyor. Daha sonra adının Melahat olduğunu öğreneceğim bu bayanın sesine vokal yapan birkaç farklı tonda bayan sesi daha duyuluyor. Ortamdaki  bağırışmaların düzeyi doktorumuzu da etkiliyor  ve benden müsaade isteyerek yıldırım deneyimine yöneliyor. Doktorun gidişinden istifade ben de, bekleme sürelerini kısaltan foursquare check in oynaşmalarına yöneliyorum.

Hastayı yanımdaki kabine aldılar, dolayısıyla tüm konuşmaları net bir şekilde duyabiliyorum. Hastanın adı Remzi ve yaşı 32. Remzi, anlayabildiğim kadarıyla çok uluslu bir şirkette makam şoförü.

Remzi’nin eşi Melahat, Remzi hakkında bilgiler verirken ben de olayın nasıl gerçekleştiğini merak ediyorum.

Merakım sonucunda rasyonel sonuçlar elde edebilmek adına, yıldırımlar hakkında ne bildiğimi bir taraftan düşünmeye başlamıştım bile.

Hatırladığım kadarıyla dünyada saniyede 100, bir günde 8 milyon civarında yıldırım oluşuyordu. Yıldırım kurbanlarını daha çok tarlada çalışırken, ata binerken, bisiklet sürerken, dağa tırmanırken, balık tutarken, ağaç altında dururken, çobanlık yaparken, banyodayken, yüzerken yakalıyordu.

Peki Remzi ile yıldırım nasıl kesişmişlerdi?

Melahat’in ağzından olayın detayları gelmeye başlamıştı. Bir taraftan ben de etraftaki muhitlere check in oluyordum.

Remzi’nin küçük yaştan beri yağmurlu ve kapalı havalarda  denize girmek gibi bir hobisi varmış.  O akşamüstü havanın kapadığı ve yağmur bulutlarının adeta koştururcasına hızla ilerlediğini gören Remzi bu deneyimi ıskalamamak adına denize girmeye karar vermiş.  Melahat’in tüm ısrarlarına rağmen karısını dinlemeyen Remzi denize girmiş.

Deniz, karanlık…

Rüzgar,  yazın  sıcaklarının  izini bırakmamaya yemin etmiş adeta.

İskele psikolojik sınırını aştıktan sonra duba halkalara gelen Remzi, duba halkaları kıçının altına alıp denizde oturmaya, gelen dalgalara karşı kendince geliştirdiği taktiklerle karşı koymaya başlamış.

Dalgalarla oynaşırken arkasında fark edilecek düzeyde bir ışık kümesi hissetmiş.  Bu ışık kümesinin  bir şimşek olduğunu düşünerek çok fazla kaale almamış ancak ışık kümesinin  sürekliliği Remzi’nin ilgisini çekmeyi başarmış. Arkasını dönen ve açıklara doğru bakan Remzi, ışık kümesinin sürekliliği karşısında etkilenmiş ve ne olduğu hakkında fikir yürütmeye başlamış. Sonunda üretecek fikir kalmayınca ışık kümesine doğru yüzmeye başlamış. Kulaçlarını temkinli kullanmasına rağmen belli bir süre sonra yorgunluk ve korku hissi, merak hissini bastırmaya başlamış.

Tam; döneyim mi?  Kalayım mı?  Biraz daha gideyim mi ? Sorularından birini seçip cevaplayacak iken vücuduna çok şiddetli ve gözlerini kamaştıran bir darbe almış.

Darbenin etkisi ile kısa bir baygınlık geçirmiş. Su üzerinde ayıldığında hatırlayabildiği tek şey keskin yanık deri kokusuymuş. Daha sonrasında bu çarpmayı sahilden görenlerin tekneli yardımı ile karaya çıkarılmış ve hastaneye getirilmiş. Vücudundaki yanıkların şiddetli acılarına,  büyük ağrı kesiciler eşlik etmiş.

Melahat bunları anlatırken zaman zaman ağlamaya başlıyor, zaman zaman ağlarken katılıyor sessizlik oluyor. Kendini toparladığında yeniden aynı duygu yoğunluğu ile devam ediyordu.

Doktor bu kadar ağır bir mevzu karşısında hızla gole gidemedi, gitmeyi de düşündüğünü zannetmiyorum. Ortada ağır yaralı bir durum var. Doğru analiz, doğru aksiyonlar gerekiyor. Doktor ilk teşhisi yapıp, devamı için gerekli talimatları verdikten sonra yanıma geldi. Sanki üzerinden kamyon geçmiş gibidiydi. İmajinal hali gitmiş kendisi gözüküyordu. Daha önce sormuş olduğu soruları sakin sakin tekrar sordu ben de cevapladım.

Bana bir reçete yazdı. Ama reçeteyi yazarken bile Remzi’nin ışık olayını düşündüğü her halinden belli idi.  Artık ışığımı, yoksa ne yapacağını mı düşünüyordu bilmiyorum, ama ben sağlık sigortası onay vs gibi post-modern toplumumuzun yeni bürokratik süreçlerini tamamladıktan sonra kahyanın beklentisini yerine getirmek üzere yola koyuldum. Arabanın burnunu düzelten, camlarını silen kahya bahşişini almıştı. Benim de aklım bu hastanenin major u olabilmek için kaç check in e ihtiyacım olduğu sorusunda kalmıştı.

Bir Cevap Yazın