Aduket

aduket.001

Sami (39 – Bekar), bir yatırım değerleme şirketinde orta düzey yönetici. SSK müfettişi bir baba ile öğretmen bir annenin tek çocuğu. Ailesinden, çevresinden öğrendiği yegane mevzu ‘Başarılı ol, g..tünü kurtar…’. Hayatın her alanında her daim başarılı olma,  parmak ile gösterilme, Sami’nin fabrika ayarlarında yüklü olan işletim sisteminin temellerini oluşturuyor.

Hayatında hiç risk almadı. Piyango bileti almadı. Herhangi bir iddiaya girmedi. Yazı tura bile atmadı.

Üniversiteden bir çok arkadaşı başarılı girişimler kurup, para mevhumunu sonsuza kadar kapatırken, Sami her daim profesyonel kariyerinde yürümeye konsantre oldu.

Sağlıksız kariyer odağından dolayı, uzun süreli nitelikli ilişkilerden ziyade; tek kullanımlık, kullan at  ilişkilere odaklandı.

Yaşı 39. Kariyerinde güzel bir noktada. Hayatında düzenli biri yok. Ailesi ile çok nadir görüşüyor. Dostu yok. İşten öte özel bir hayatı yok. Sadece kartviziti ve kartvizitten mütevellit yüzeysel arkadaşlıkları ile yaşıyor.

Hayat rutini içerisinde mumla aradığı rassal mutlulukların yoksunluğundan dolayı; anlam bunalımı, ruhsal buhranlarını tetikliyor.

Sami, yine, sıradan bir günün sabahına uyandı. Non-fat sütlü, decaf kahvesini aldıktan sonra işe doğru yola koyuldu ve her zaman olduğu gibi trafikte dur kalk muamelesine başladı. Maillerini kontrol ederken; köprü girişinde emniyet şeridinden gelen bir araç, aniden önüne kırdı. Neye uğradığını şaşıran Sami, kendisinden hiç beklenmedik bir şekilde avucunun içi ile kornaya abandı ve elini hiç çekmedi. Öndeki aracın kapısı seri bir şekilde sonuna kadar açıldı ve içeriden parlak siyah pantolonlu, bağırı açık, beyaz kısa kollu gömlekli tıknaz bir delikanlı indi. Seri adım ve el kol haraketleri ile Sami’nin aracına doğru yürüdü. Sami yine kendinden beklenmedik bir şekilde gaza geldi ve camı açarak bastı herife küfürü.

İşte bu küfür her şeyin başlangıcıydı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Tıknaz adam,  Sami’yi araçtan indirip eşek sudan gelinceye kadar dövdü. Sami, arada bir iki kere yumruk sallamayı denese de hepsi boşa gitti. Hayatında ilk defa bir kavgaya dahil oluyor ve ilk defa dayak yiyordu. İlginç bir şekilde; dayak yemek, çok iyi gelmişti. İlk defa, gerçek bir his deneyimledi. Mutluydu. Çünkü bu deneyim gerçekti. Ağızı, yüzü, sağı solu sızlıyordu. Ancak bu durumdan enteresan bir haz almıştı. Dudaklarından kanlar gömleğine damlarken, Sami’nin kafa bi milyondu. Sami’ye yürüyen abi ise çoktan aracına binip yürümüştü.

İşe gitmek yerine en yakın AVM’nin açılmasını bekledi ve kendini toparlayıp yeni kıyafetleri ile işe doğru yola koyuldu. Aklında hala dayağın hazzı vardı ve mutluydu. İş ortamında, Sami’yi gören herkes dehşete kapılırken; Sami’nin yüzünde ve zihninde tarifsiz salak bir tebessüm vardı.

Olayın üzerinden henüz bir ay geçmemişti ki; Sami, ne kadar dövüş sporu varsa merak sarmıştı. Sürekli okuyor, izliyor, kurslara gidiyor, özel dersler alıyor dövüş ile yatıp kalkıyordu. İşi gücü, kariyeri ikinci plana atmıştı. Hayatında ilk defa bir şeye tutku ile bağlanıyordu.

Aklına mükemmel bir fikir geldi. Profesyoneller için dövüş kulübü kuracaktı. Böylece, hem öğrendiklerini pratik edebilecek; hem de esaretin zincirini boynuna geçirmiş diğer profesyonellere nefes aldıracaktı.

Şık bir web sitesi kurdu. Başarılı bir sosyal medya kampanyası başlattı ve yavaş yavaş emeklerinin karşılığını almaya başladı. Başlangıç olarak 42 kişilik bir dövüş kulübünün lideri olmuştu bile. Haftada 3 gün sote mekanlarda toplanıp, kartvizitlerini bir kenara bırakıyor ve Allah ne verdiyse birbirlerine dalıyorlardı. Herkes, aynı filmde olduğu gibi, büyük bir keyif alıyordu. Kulüp üyelerinin hayatları anlamlı ölçüde değişmeye başlamıştı. Kulüp, herkesin hayatının merkezine oturmuştu. Üyeler arasında profesyonel hayattan ‘evli, çocuklu, bekar, üst düzey yönetici, uzman vs.’ her tip insan vardı.

Kulübe olan ilgi ve alakada ciddi artış vardı. Özellikle sosyal medyada, kulübe dair anlamlı düzeyde bir ilgi vardı. Herkes katılmak veya en azından bir dövüşü izlemek istiyordu.

Bir gece yine Maslak Oto Sanayi’nde sote bir depoda toplanmışlardı. Özel kıyafetler, ritüeller, söylemler, kulübün marka değerini ve cazibesini hızla yükseltiyordu. Yeni katılan iki üyenin fütursuz dövüşü  esnasında birden mekanı 8 kişilik bir ekip bastı. Bu ekip Maslak Oto Sanayi’nde çalışan; çırak, kalfa, ve kısmen usta taifesiydi. Mekanda an itibariyle bulunan 24 kişilik Dövüş kulübü üyelerine kafa tuttular. Kafa tutmanın bazında ‘Siz dövüşmekten ne anlarsınız lan muhallebi çocukları?’ motivasyonu vardı. Mekanı basanlar, sosyal medyadan kulübü takip etmiş ve kulübün kolpa bir yapılanma olduğunu ve gereken dersin verilmesi gerektiği düşünüyorlardı.

Kulüp üyeleri büyük gazdı. Ne de olsa sürekli dövüşüyorlardı. Bir sürü eğitimden de geçmişlerdi. Dolayısıyla bu gazla ve sayılarının üstünlüğüne güvenerek mekanı basanlara dayılandılar. Süreç hiç uzamadı. Herkes birbirine uzadı. Son tahlilde ise, dövüş kulübü üyeleri eşek sudan gelinceye kadar dayak yediler. Neye uğradıklarına şaşırıp, Medine dilencisi gibi yürümeye başladılar. ‘Hayatımız bu noktaya nasıl geldi?’ diye düşünürlerken anladılar ki; dövüşmek hobi olmaktan öte bir şeydi. Var oluşlarından itibaren hayatta kalmak için sürekli dövüşen, kavganın hayatlarının organik parçası olan insanlar; bunu hobi olarak gören ve illüzyonuna kapılan bir grup gaz profesyonele gereken dersi vermişlerdi. Dayaktan en çok nasiplenenlerin başında geliyordu Sami. Kendini ciddi manada sorguluyordu. Hani çok iyiydi. Hani bir sürü insanı etrafına toplamıştı. Bir grup sanayi çalışanı bu illüzyonu bozmuştu. İllüzyondan kaçmak isterken illüzyonun ta kendisine kapılmışlardı.

Olayın üzerinden tam 3 ay geçti. Sami, hayatında ilk defa risk aldı ve işinden istifa etti. Akabinde de kredi çekerek, dövüş kulübünü bitiren meşhur kavga sonrası kanka oldukları Üstüpü Rıza ile birlikte Gültepe’de mütevazi bir Jiu Jitsu salonu salonu açtı. Kariyeri, aferinleri, başarıları bir kenara bırakan Sami, şu sıralar çocuklara Jiu Jitsu dersi veriyor ve mutlu mesut gerçek bir hayat yaşıyor.

“Dinleyin Sürüngenler! Sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz! Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz! Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz!” (Dövüş Kulübü – 1999)

Yüce Zerey
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden burslu olarak Ekonomi lisansını ve London School of Economics’ten burslu olarak Bsc Economics lisansını aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde İngilizce İktisat (MA) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladı. Bilgi Üniversitesi MBA Programları bünyesinde pazarlama yöneticisi ve öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra Ülker bünyesinde pazarlama ve iş geliştirme müdürlükleri yaptı. Ülker grup şirketlerine ve grup dışı şirketlere yurt içi / yurtdışında pazarlama kapsamında yapılan çeşitli projelerin başında yer aldı. Ülker’den sonra kariyerine Türk Hava Yolları’nda devam etme kararı olan Yüce Zerey, Türk Hava Yolları’nda eTicaret ve Marka Müdürü olarak görev yaptı. Görevi esnasında, Türk Hava Yolları’nın dijital mecralarından ve global olarak markasının yönetiminden sorumlu idi. Halen The Coca-Cola Company Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesi’nin İnteraktif Pazarlama Müdürü olarak profesyonel yaşamına devam eden Yüce Zerey, kurumun bölgede yer alan bütün markalarının interaktif pazarlama faaliyetlerinden sorumludur. Mevcut pazarlama kariyerine ek olarak 14 senedir Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve “Pazarlama Yönetimi, İnteraktif Pazarlama” derslerini vermektedir. Akademik paylaşımlara ek olarak, Radikal Gazetesinde ve CNN Türk bünyesinde haftalık olarak köşe yazıları yazmakta olup Doğan Yayınlarından 2014 yılında çıkan The Profesyonel adlı kitabın yazarıdır.
You may also like
Kartvizitin Kadar Konuş
@Radikal Yazılar - @The Profesyonel
Hız Artınca Özgürlük Azalır
@Radikal Yazılar - @The Profesyonel

Leave a Comment