Aferin Nesli

fft107_mf4133458

Yağız (35-Bekar), kariyeri kendinden menkul, profesyonel hayatın parmakla gösterdiği figürlerden.

Çocukluğunda anne ve babasından, asgari müştereklerin altında ilgi gördüğü için; çocuk yaşta öğrenmiş, ‘Aferin!’ denilince bi kova dolusu su içmeyi ve sorgusuz sualsiz ilgi gösterenin peşinden koşmayı.

‘Aferin’ ve ‘İlgi’ kavramları bilinç altının ve üstünün merkezine oturmuş. Yaptığı ve yapmadığı tüm davranışların motivasyon setini bu iki kavram domine etmiş.

Öğrencilik sürecinde, iş ve özel hayatında; öncelikle başarılı olmaya, akabinde ‘Aferin’ almaya ve dolayısıyla daha çok ilgi görmeye, sevilmeye odaklanmış. Kısacası hayat felsefesi duygu bağımsız bu kavramların açlık düzeyine göre şekillenmiş.

Çok çalışmış, çabalamış, ezilmiş, doğrulmuş, yılmadan devam etmiş. Eş zamanlı sonsuz iş yapmış, hobi ile uğramış, insanla takılmış ve her alanda başarıyı yakalamış.

Herkesin parmakla gösterdiği, kendisine olan ‘İlgi’ ve ‘Aferin’in toplumsal düzeye taşındığı kocaman bir birey olmuş.

Ne mutlu kendisine.

Kocaman bir birey olmanın verdiği haz ile mutlu mesut hayatına devam ediyor olsa gerek. Ediyor mu?:

‘Yapmam gereken o kadar çok şey var ki, hayatı ve anı yaşayamıyorum. Sürekli bir yerlere, bir şeyler yetiştirmeye çalışıyorum.’

‘Hayat benim için bir görev listesi. Hayatımın anlamı; görevleri, zamanında ve istenilen kalitede yerine getirmek.’

‘Sürekli toplantıdayım ama değilim. Çünkü toplantı esnasında bile başka işleri hallediyorum.’

‘Boş kalayazdığım her anda maillerimi temizliyorum. Mail kutum her zaman tertemiz kalmalı. Yoksa bunalıma giriyorum.’

‘Sürekli işime, uzun vadede hayatıma katma değeri olacak kişilerle network geliştirmeye çalışıyorum. Kişiye göre özelleştirilmiş yalaka içeriği ve deneyiminde dünya markasıyım. Bunun ekmeğini de yemiyorum desem yalan olur.’

‘Hislerimi aldırdım. Acıma duygum yok. ‘Herkes kendi bacağından asılır.’ söylemine çok inanıyorum. Bana yardım eden oldu mu? Herkes çalışsın başarsın. Kimsenin durumu beni ilgilendirmiyor.’

‘İşteki başarımı, fiziksel ve ruhsal dünyama da yansıtmam gerekiyor. Dolayısıyla düzenli sporu, yogayı, meditasyonu aksatmıyor; yememe, içmeme de dikkat ediyorum.’

‘Sabahları erken saatlerde mutlaka sahil kenarında koşuyorum. Koşmak bana tüm sporlardan daha iyi geliyor. Koşarken adeta, kendimden, geçmişimden, hislerimden, gerçeklikten kaçıyorum.’

‘Etrafımda arkadaşım dostum kalmadı. Çünkü onlara vakit ayıramıyorum. Onlar da bir sabrediyor, iki sabrediyor sonrasında: ‘Başlarım işine!’deyip gidiyorlar. Çok da umrumda. Beni anlayamayan, empati kuramayan dostun, arkadaşın yolu açık olsun.’

‘Yaşıtlarım çoluk çocuğa karıştı ben ise hala aynı yastığa baş koyacağım hayat arkadaşını bulamadım. Aramaya vaktim bile yok. Bulamadığım için de sürekli yastığa başkaları baş koyuyor.’

‘Kimseyle düzenli bir ilişki yaşayamıyorum. Yaşamaya çalıştığım zaman, karşımdakinin duygusal beklentilerini iş gibi ele alıp kendime görev olarak yazıyorum. Dolayısıyla bu da beni son tahlilde geriyor ve film mutsuz sonla bitiyor. Mutsuzluklarımın üzerine sürekli, tanımadığım rassal tenler basıyorum. İtiraf edemiyorum ama bu durum beni daha çok mutsuz ediyor.’

‘İş hayatında herkesin gözü üzerimde. Herkes başarısız olacağım anı bekliyor. Asla başarısız olmamalıyım. Her daim kazanan ve başarılı olan olmalıyım. İşte bu da beni çok geriyor.’

‘Aileden kalan veya gelen bir gelirim olmadığı için hep çok kazanmak zorundayım. Çok kazanmalıyım ki, güzel bir evim olsun, arabam olsun hobilerime ayıracak param olsun. Aksi takdirde ben bir hiçim. Nasıl yaşayabilirim ki?’

‘İnsan görmek istemiyorum. İnsanlar sürekli bir şeyler talep ediyorlar. Beklenti içindeler. Ancak ben de bu beklentiyi karşılayacak ne enerji ne de motivasyon var.’

‘Ailemi bayramdan bayrama görebiliyorum. Çok görmek istesem de vakit ayıramıyorum bir türlü. Bayramlarda bile bazen kafa dinlemek için yurt dışına çıktığım olmuyor değil. Aile ziyaretlerinde sürekli eş, dost, akrabanın bir şeyler istemesinden çok yoruluyorum. Onun için uzak duruyorum.’

‘Profesyonel hap bağımlısıyım. Haplar olmdan psikolojimin direksiyonu hemen depresyona çekiyor. Haplar sayesinde ayakta duruyor, ‘Alayına koy rahvan gitsin’ diyebiliyorum.’    

‘Eleştirilmeye zerre kadar tahammülüm yok. Sosyal medyada bile biri hakkımda olumsuz bir yorum yapsın, dünya başıma yıkılıyor. Kimse benim hakkımda olumsuz konuşamaz. Çünkü ben çok iyiyim ve bu noktaya da tırnaklarımla kazıya kazıya geldim.’ 

‘Sürekli okuyorum kendimi geliştiriyorum. Okuyup öğrendiklerimi deneyimlerimi mutlaka paylaşıyorum. Dolayısıyla herkes ne donanımlı ve paylaşımcı olduğumu görebiliyor.’

‘Birinin bana ihtiyacı varsa, sürekli bir iş bahanesi buluyorum. Sonrasında da telefonlarına çıkmıyorum. Bana da kimse yardım etmemişti. Herkes kendi sorununu kendi çözsün.’

‘İnsanların sürekli çocuklarından bahsetmesinden, fotoğraflarını göstermesinden nefret ediyorum. Ama yine de network listemde olan biri bunu yapıyorsa çocuğu ile kendi çocuğummuş gibi yalandan ilgileniyorum.’

‘Bulunduğum ortamda başkalarının başarılarından bahsedilmesine uyuz oluyorum. Hep benden konuşulsun, mevzu hep benimle ilgili olsun, insanlar hep beni övsün istiyorum.’

 

Yaptığı yorumlardan Yağız’ın çok da mutlu mesut hayatına devam ettiğini söylemek zor. Yaşadığının hayat olduğunu bile söylemek zor. Toplumdan bağımsız, sadece başarılarla bireysel egoyu beslemek ve yüceltmek üzerine kurulu bir hayat, nasıl hayat olabilir ki?

Böyle bir hayat için mi okuyoruz, çalışıyoruz, çabalıyoruz, acı çekiyoruz?

Nasıl bir hayat yaşadığımızın ne kadar farkındayız?

Nasıl bir hayat istediğimiz üzerine hiç kafa yorduk mu?

Yoksa sadece yaşıyor muyuz?

Tabi, yaşamak denirse…

12.04.2015 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın