Hayata Dair
Hayata ve ötesine dair paylaşımlar
Hayata ve ötesine dair paylaşımlar
Hayata Check-in Olarak Yaşayan İnsanlar…
Gerçeklik ile aralarındaki bağın çekim gücünde yıllara yayılmış ciddi dalgalanmalar yaşanıyordu. Yaşamış olduğu dünyanın gerçeklikleri, dişlerinin sivri uçlarını büyük bir profesyonellik ile saklayarak tüm samimiyeti ve içtenliği ile kendisine sırıtırken, O’nun aklı yine filmin son karesinde idi. Acıların çekildiği, gözyaşlarının dinmediği, egoların gerçeklik torna tezgahında meze olduğu kare… İşte O kare idi kendisini sanal alemlerin sanal karakterlerle bezenmiş hüzünlü dehlizlerine iten.
Pazartesi sendromunun damaklarda bıraktığı tarifsiz kötü tadın adıdır “To-Do-List”.
“Yüzünü örten perde açıldığında hakikat eğer hala hakikate benziyorsa, bu durumda, çıplak hakikat diye bir şeyden söz edilemez” der Baudrillard.
İllüzyondan yoksun bir gerçek, hala gerçek olarak kabul görebiliyorsa, bu durumda; gerçek, nesnel bir gerçekliğe nasıl sahip olabilir?
Büyüleme gücünü yitiren şeyler anında ve tamamıyla gerçek, gölgelerinden ve yorumdan yoksun şeylere dönüştüler.
Sanal, gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan yağmacı gibidir. Sanal, bizzat gerçeklik tarafından bir tür bulaşıcı ve yok edici unsur şeklinde salgılanmıştır.
Sanal gerçeklik, gerçeklikle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Bu, nesnel gerçekliğin soyutlanma sürecinde devreye sokulan sürecin nihai aşamasıdır.
Sanal Gerçeklik coğrafyasının vatandaşları kendi cenaze namazlarında kendilerini musalla taşında gözlemleyerek, gerçek bedenlerini gömmüş ve hocanın “El Fatiha” söylemini müteakip kendilerine birer sanal beden bulmuşlardır.
Buldukları sanal bedenin yaptığı her haraket; planlı, programlı ve hedef odaklıdır.
Sanal bedenler, daha fazla ilgi, daha fazla ün, daha fazla refah düzeyi ve daha yüksek bir statü için sanal terler dökerler.
“To-do-list”; nam-ı diğer yapılacaklar listesi, sanal bedenlerin gerçeklik ile arasındaki katarakttır.
Pazartesi sendromunun damaklarda bıraktığı tarifsiz kötü tadın adıdır “To-Do-List”.
Paketlenmiş hayat serüveninde, tedavülden kalkmayı beklerken, paralel evrenden kendimizi seyrediyoruz. Paket içeriğinde telaşeli günler deneyimlenirken, sakin sessiz günler geçiyor bu sonsuz cam kovuklarda. Bembeyaz kefenler gibi. Paket üzerinde ince bir halka, zaman zaman ışıltısı göz alan ince çizgiler. Çizgilerin ışığında kamaşan gözler ve nefisler. Kullanıldık, canımız yandı. Bir çorbanın sıcaklığını da duydu mermer tenimiz, bir tatlının şerbetli lezzetini de. Öylece durduk. Sonsuza bırakılmış çeyiz hayallerinin peşinde koştuk. En uzun yolculuğa çıktık, yola çıktığımız yere bırakılarak.
Bir sonsuzluğun güvenilir tanıklarıyız. Tüm can kırıklarına rağmen öylece duran saydam gözüken ölümleriz. Bembeyaz ölümler. Şeffaf sessizlikler.
Can kırıkları, Cam kırıkları gibi değildir. Öyle süpürünce gitmez; İçinde kalır, aklına geldikçe de batar…