<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yüce Zerey &#124; y=f(yuce) &#187; Heybe Felsefesi</title>
	<atom:link href="http://www.yucezerey.com/category/heybe-felsefesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yucezerey.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2010 05:48:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Pazar(tesi)</title>
		<link>http://www.yucezerey.com/pazartesi/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.com/pazartesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 19:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efrasiyab]]></category>
		<category><![CDATA[Endoplazmik Retikulum]]></category>
		<category><![CDATA[Heybe Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[İş İnsanları]]></category>
		<category><![CDATA[pazar]]></category>
		<category><![CDATA[pazartesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Zerey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=514</guid>
		<description><![CDATA[Yine buhranlı bir Pazar&#8230;
Hava da en az benim kadar arafta&#8230; Gürleyip yağmur olarak yağsam mı? Yoksa açıp insanların içini ısıtsam mı diye kararsız ve puslu&#8230;
Bu kararsızlığının alçak ve yüksek basınç dengesizliklerine yansıyan çıktısı olan rüzgar da; asice, ne yaptığını bilmeden bir oraya bir buraya gidiyor, hem insanların sıkıntılarını hem de sonbaharın kışa karşı son direnişini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine buhranlı bir Pazar&#8230;</p>
<p>Hava da en az benim kadar arafta&#8230; Gürleyip yağmur olarak yağsam mı? Yoksa açıp insanların içini ısıtsam mı diye kararsız ve puslu&#8230;</p>
<p>Bu kararsızlığının alçak ve yüksek basınç dengesizliklerine yansıyan çıktısı olan rüzgar da; asice, ne yaptığını bilmeden bir oraya bir buraya gidiyor, hem insanların sıkıntılarını hem de sonbaharın kışa karşı son direnişini simgeleyen yaprakları silip süpürüyor.</p>
<p>Yalın tatil ortamlarında geçirdiğimiz, kelimelerin yetersiz kalacağı o tarifsiz anlardan sonra yine esaretin zincirini boynumuza takmak üzere yollara koyulduk.</p>
<p>Metropoller; biz, boynu zincirli köleleri, üstün çekim kuvvetleriyle mıknatıs gibi çekiyor. Çekerken de kulağımıza: <em>&#8220;Hadi kardeşim yürrrü, yarın iş başı yapacaz. Daha eve gidecez, banyo yapacaz&#8230; Kıyafetler ayarlanacak. Toplantı notlarını gözden geçirecen, okuman gereken raporları unutma vs.. &#8221; </em>şeklinde fısıldıyor.</p>
<p>Bütün güzel tatil anıları, yola çıktığımız dakikalardan itibaren bu insafsız fısıltılarla tüketiliyor&#8230;</p>
<p>Halbuki onları bir dahaki tatile kadar saklamak için, hissiyat cüzdanımın en derin ceplerine itina ile yerleştirmiştim. Ancak, metropollerin evrensel çekim kuvvetinin modern temsilcileri olan kitlenmiş otobanlar, uzun feribot kuyrukları, sinyalsiz şerit değiştiren terliksi hayvanlar, vb. benim güzel tatil anılarımı çoktan tüketmeye başlamıştı bile.</p>
<p>Tam rahatlamıştım, huzur bulmuştum derken, huzurumun ırzına geçmek için bir grup tecavüzcü peydahlanmıştı, zihnimde&#8230;</p>
<p>Bir yandan bu huzur tecavüzcülerini düşünürken bir yandan da ertesi günü düşünüyordum. Yine maskelerimizi takacak, ertesi sabaha Berk Beyler, İdil Hanımlar olarak uyanıp, sabah kahvaltımızı ucuz yağlı bir poğaça ile ikame edip, iş tanımlarımızın evrensel gerekliliklerini yerine getirmeye başlayacağımızı düşünüyordum.</p>
<div><img class="aligncenter" src="http://fc00.deviantart.net/fs37/f/2008/247/e/9/Business_stuff_by_PirateRoberts.jpg" alt="" width="360" height="398" /></div>
<p>Yine Pazartesi sabahı&#8230;</p>
<p>Saat 06.00&#8230;</p>
<p>Çalan alarm mutluluk evreninden gerçeklik evrenine bir geçit rölü oynuyor. Olayı paralel evrenler ile daha kompleks bir hale getirmeden kalkıyorum&#8230;</p>
<p>Tuvalet süreci, sabah kalkma ritüelleri arasında global olarak vazgeçilmezliğini koruyor.</p>
<p>Metropollerde, sabah kalkma ritüellerinde önemli bir yer tutan tuvalet sürecinde foursquarede sağa sola check-in olanlara rastlanıyor.</p>
<p>Kıl büyütme, yönetme özgürlüğünü elinden alan traş seramonisi akabinde ciltler kadar ruhlar da tahriş oluyor.</p>
<p>Halet-i ruhiye müsait ise kıyafetler akşamdan özenle seçmiş, gerekli kombinasyonlar gerçekleştirilmiş  giyilmeye hazır bir durumda bekliyorlar. Ancak halet-i ruhiye müsait değilse, sabahın köründe, kör ışıkta kombin yapma çabası gerçekten acı verici bir süreç. Kör ışıkta yapılan kombin, daha önce edinilmiş pratik deneyimlerden yola çıkılarak hızlı ve özensizce yapılıyor. Bu ceketle hep bu pantalonu giyerim. Bu ceket ve pantalonu giydiğimde şu kravatı ve bu kemeri takarım. Ayakkabım da şu olur. Ortam uygunsa bu mendil de gider&#8230;  Hazır kıyafet kütüphanelerimizden devşirdiğimiz günlük kombinler,  tembellik ve salaklık iç eleştirileri ile birleşince o günü bize  rezil edebiliyorlar.</p>
<p>Çanta hazırlama sürecinde bilgisayar her zamanki gibi kral tahtına otururken, defter, kalemlik, telefonlar, anahtarlar çantada kendileri için önceden hazırlanmış yerlerini alıyorlar.</p>
<p>Saç baş derlenip toplanıyor, mümkünse el yüz ve başın ilgili kremlerle günlük münasebeti sağlanıyor.</p>
<p>Yaş ilerledi düzenli yutulması gereken haplar var. Aç karnına alınması gereken haplar alınıyor, kahvaltı masası ile uzaktan keşişilip kendisine bir daha görüşmemek üzere veda ediliyor. Kimisi kahvaltısız yapamaz, ancak benim gibiler de kahvaltı ile kalkar kalkmaz yüzleşmek istemiyor. Vücut uyanma sürecini tamamlayıp acıkma emarelerini göstermeye başladığında kahvaltı ihtiyacı hasıl oluyor.</p>
<p>Ayakkabıların son durumu nasıl? Boya ihtiyaçlarından bahsettiler mi? Bahsetmişlerse onları üzmemek gerek. Zaten bütün gün saçma sapan yollar ile uğraşıyorlar, temiz olmak onların da hakkı. Ayakkabılara da hakkını verdikten sonra ver elini sokak&#8230;</p>
<div><img class="aligncenter" src="http://fc03.deviantart.net/fs39/i/2008/358/8/9/Business_Man_by_saiacide.jpg" alt="" width="360" height="252" /></div>
<p>Servis bekleme mekanına doğru ilerliyoruz. Servis bekleme mekanında herkesin servis beklediğini görmek, aynı saatte aynı insanları aynı haraketleri yaparken görmek adeta zamanı durduran bir aktivite oluyor. Geç kalıp kalmadığımı yanda servis bekleyen sürekli rengarenk giyinen öğretmen ablamızdan anlıyorum. Onlar servisine biniyorlar üzerine bizim 5 dakikamız daha kalıyor. Herkes birbiri ile selamlaşıyor. Nazik ve samimi bir ortam.</p>
<div>
<p>Servis gelince herkes temkinli, emin ve hızlı adımlarla servise doğru yöneliyor. Hafif bir yer kapma çabası yok değil, ama nezaketten kimse bu hevesini belli etmemeye çalışıyor. Bazılarının yeri belli. Bazıları yeni gelmiş, bir yer belleme çabasında&#8230; Bazıları iki kişilik koltukta yalnız başına oturuyor, yeni biri binerken diğer tarafa dönerek çantası, ceketi, paltosu vs ile ilgileniyor. Yeni binen kişi müsait mi demediği sürece bu aktivite devam ediyor. Peki ya müsait mi denilirse? O zaman istemeyerek de olsa yana doğru kayılıyor, nefes veren bir tonlama ile buyrunnn deniyor. Servis yaz aylarında sıcak kış aylarında soğuk. Servis şöförü nedense klimayı açmayı kendine zul olarak görüyor. Yolculardan biri yüksek sesle klima konusunu gündeme getirince üfleye püfleye klima açılıyor, hemen herkes klimayı kendine göre ayarlama operasyonuna geçiyor.</p>
<p>Yol esnasında uyumayı tercih edenler çoğunlukta, kibar bay ve bayanların uyurken ağızlarının aldığı şekiller bireysel marka yönetimleri açısından büyük bir handikap oluşturuyor. Uyumayı tercih etmeyenler genelde radyo dinliyorlar (haberler, musiki, slow müzik vs) daha azınlıkta kalanlar ise kitap okuyanlar. İşin özünde  sorsanız herkes kitap okuyor ama malesef çantadaki kitaplar uyku karşısında dirençsiz kalıyorlar.</p>
<p>İş yerine gelince önemli ritüellerden biri (ya da gelmeden önce) kahvaltılık birşeyler almak. Genelde simit, açma, poğaça, kepekli sandviç tercih ediliyor. Börek alanlar azınlıkta. Alınan kahvaltılıklarla asansör sırası süreci başlıyor. Selamlaşmalar, kahvaltı davetleri, öğle yemeği davetleri, işler hakkında statü alma eylemleri asansör sıralarının vazgeçilmezleri arasında yerini alıyor.</p>
<p>Herkes yerlerine yerleşiyor. Farklı farklı kahvaltı timleri bir araya gelerek ortak kahvaltı sürecini deneyimliyorlar. Kahvaltı esnasında bazıları diğerlerine hizmet, bazıları da salt yiyici olarak görevlerini ifa ediyorlar. Hizmetkarlar, kahvaltı için gerekli hazırlıkları temin edip (tabak, çay, çatal, peçete, ekstra sandalye vs) salt yiyicilerin değerli geribildirimlerini dinliyorlar. (peynir eksik, peçete yok, olm bu simit bayat vs)</p>
<p>Kısa süren kahvaltı süreçleri günün ilk toplantısından önce yapılması gereken hazırlıklardan dolayı sonlanıyor. Herkes yerlerine&#8230; Kabaca maillere pozisyon bazlı olarak bakılıyor. Önce amirimden ve üzerinden gelen mailler,  sonra &#8220;to&#8221; da bana gelenler, bir ara müsait olduğumda da &#8220;cc&#8221; yer aldığım mailler.</p>
<p>Toplantı hazırlıkları tamamlanıyor, şık bir defter, şık bir kalem, şık bir kartvizitlik, dik bir yürüyüş&#8230;</p>
<div><img class="aligncenter" src="http://fc03.deviantart.net/fs16/i/2007/186/2/9/Moleskines_and_business_cards_by_Jaysgirl17.jpg" alt="" width="360" height="270" /></div>
<p>Yüzyüze veya mail ortamında karşılıklı halledemediğimiz kaotik tüm süreçlerin er meydanı&#8230; Mesai doldurma platformları&#8230; Çok iş yaptığını, ne kadar meşgul olduğunu gösterebildiğin yegane aksiyonlar&#8230; Farklı departmanlardan, şirket dışındaki farklı firmalardan insanlarla sosyalleşme imkanı&#8230; Kendini ifade etme, ne kadar iyi ne kadar yetkin bir insan olduğunu gösterme ortamı&#8230; Toplantılar!&#8230; Ve gerçek mesai başlıyor&#8230;.</p>
<div><a href="http://www.yucezerey.com/toplanti-insanlari/">Toplantı İnsanları</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.com/pazartesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnız İstanbul</title>
		<link>http://www.yucezerey.com/yalniz-istanbul/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.com/yalniz-istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 23:40:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efrasiyab]]></category>
		<category><![CDATA[Endoplazmik Retikulum]]></category>
		<category><![CDATA[Film Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Heybe Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Zerey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=321</guid>
		<description><![CDATA[
Şehr-i İstanbul sokaklarında insanlar gülümsüyorlar, hatta gitgide daha çok gülümsüyorlar ama hiçbir zaman birbirlerine değil, her zaman yalnız kendileri için gülümsüyorlar.
Yüzlerin korkutucu çeşitliliği, şaşırtıcılığı; hepsi anlaşılmaz bir ifadeye yönelik. Arkaik kültürlerde yaşlılığın ya da ölümün neden olduğu yüz ifadelerini burada gençler yirmi yaşında, on iki yaşında alıyorlar.
Kıvrım kıvrım dumanlar, yıkandıktan sonra saçlarını kıvıran kadınları andırıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://gallery.photo.net/photo/7168926-md.jpg" alt="" width="411" height="312" /></p>
<p>Şehr-i İstanbul sokaklarında insanlar gülümsüyorlar, hatta gitgide daha çok gülümsüyorlar ama hiçbir zaman birbirlerine değil, her zaman yalnız kendileri için gülümsüyorlar.</p>
<p>Yüzlerin korkutucu çeşitliliği, şaşırtıcılığı; hepsi anlaşılmaz bir ifadeye yönelik. Arkaik kültürlerde yaşlılığın ya da ölümün neden olduğu yüz ifadelerini burada gençler yirmi yaşında, on iki yaşında alıyorlar.</p>
<p>Kıvrım kıvrım dumanlar, yıkandıktan sonra saçlarını kıvıran kadınları andırıyor. Rüzgarın kovaladığı bulutlar kentin üstünde dolaşıyorlar, sanki beyin yarım küreleri gibi.</p>
<p>Burada sokaklarda tek başına düşünen, tek başına şarkı söyleyen, tek başına yiyip kendi kendine konuşan sayısı ürkütücü. Ama yine de bir araya gelmiyor; tersine birbirlerinden kaçıyorlar; dolayısıyla birbirlerine benzemeleri kuşkulu.</p>
<p>Ancak belli bir yalnızlık var ki başka hiçbir yalnızlığa benzemiyor. Herkesin önünde, bir duvarın, bir arabanın motor kapağı üstünde,  yemeğini yalnız başına hazırlayan adamın yalnızlığı.  Buralarda her yerde görülüyor bu; dünyada görülen en üzücü sahne; yoksulluktan daha üzücü; herkesin içinde yalnız başına yemek yiyen bir kişi, dilenen bir kişiden daha üzücü. Hiçbir şey bundan daha çok insan ya da hayvan yasalarıyla çelişkili değil, çünkü hayvanlar yiyeceği paylaşmaktan ya da almak için çekişmekten her zaman onur duyarlar. Tek başına yemek yiyen insan ölmüştür.</p>
<p>İnsanlar neden İstanbul&#8217;da yaşıyorlar? Aralarında hiçbir bağ yok. Ama yalnızca iç içe yaşamanın neden olduğu bir elektriklenme dışında. Yapay bir merkeziyet için büyük bir yakınlık ve çekim duygusu. İstanbul&#8217;u kendi kendini çekici bir çevre yapan işte bu; bu çevreden çıkmak için de hiçbir neden yok. Burada bulunmanın hiçbir insani nedeni yok; iç içe , birbirine yakın yaşamanın verdiği esrime dışında&#8230;</p>
<p>İstanbul&#8217;da kentin topaç gibi fırıl fırıl dönmesi öylesine şiddetli, merkezkaç gücü öylesine büyük ki, iki kişi olarak birlikte yaşamayı, bir kişinin yaşamını paylaşmayı düşünmek insanüstü bir şey.</p>
<p>Yalnızca kabileler, sokak çeteleri, mafya ve cemaat üyeleri birlikte yaşamayı sürdürebilirler, çiftler değil. Burası, içine hayvanların cinslerini tufandan kurtarmak için ikişer ikişer bindikleri Nuh&#8217;un gemisi karşıtı bir gemi. Burada şaşılası ikinci Nuh&#8217;un gemisine herkes, erkek ya da kadın tek başına binmiş; her akşam son &#8220;parti&#8221; için hayatta kalanları bulmak o erkek ya da kadına düşüyor.</p>
<p>Bir İstanbul İnsanı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.com/yalniz-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3G: Sonucun Nedene Karşı Zaferi</title>
		<link>http://www.yucezerey.com/3g-sonucun-nedene-karsi-zaferi/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.com/3g-sonucun-nedene-karsi-zaferi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 13:55:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efrasiyab]]></category>
		<category><![CDATA[Heybe Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[3g]]></category>
		<category><![CDATA[3g nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Hız]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Zerey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[“Hız arı nesneler oluşturur; kendisi de arı bir nesnedir, çünkü yeri ve yerle ilgili başvuru noktalarını siler; zamanın akışına gidip onu yok eder, kendi nedeninden daha çabuk gidip akışını keserek bu nedeni ortadan kaldırır.
Hız sonucun nedene karşı zaferidir, bir anın derinlik olarak zamana karşı zaferidir, yüzeyin ve nesne olma niteliğinin arzunun derinliğine karşı zaferidir.
Hız bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Hız arı nesneler oluşturur; kendisi de arı bir nesnedir, çünkü yeri ve yerle ilgili başvuru noktalarını siler; zamanın akışına gidip onu yok eder, kendi nedeninden daha çabuk gidip akışını keserek bu nedeni ortadan kaldırır.</em></p>
<p><em>Hız sonucun nedene karşı zaferidir, bir anın derinlik olarak zamana karşı zaferidir, yüzeyin ve nesne olma niteliğinin arzunun derinliğine karşı zaferidir.</em></p>
<p><em>Hız bir ilk alan yaratır ki bu alan ölüme neden olabilir ve tek kuralı ardında hiç iz bırakmamaktır. Unutmanın belleğe karşı zaferidir.</em></p>
<p><em>Hız bizi boşluğa alıştırmaktan başka bir şey değildir. Devingenliğin artmasının ardında şekillerin devinimsiz bir tersine dönme özlemi.”</em><br />
<strong>Jean Baudrillard (Amerika)</strong></p>
<p>Günümüzün hızlı dünyasına ve bileşenlerine dair herhangi kelam etmeden önce mutlaka Baudrillard’ın hız kavramına dair söylemlerini hatırlamak gerekiyor. Aksi takdirde bizler de teknolojinin ve hayatın hızına kapılarak düşüne(meyen)nlerden olabiliriz.<br />
<img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2543/3890105329_47c8d44feb.jpg" alt="" width="397" height="264" /><br />
Yaklaşık bir aydır, operatörlerin kocaman bütçeler ayırdıkları yeni bir hızlı kavramı,  iletişim ve reklam dünyası aracılığıyla zihinlerimize yerleştirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bu hızlı kavram hayatımıza girmeden önce; operatörlerimiz, konunun anlatımı için ayırdıkları kocaman bütçeler kapsamında, basın mensuplarına, blog yazarlarına, kanaat önderlerine, siyasetçilere yönelik, hızlı kavramı anlatabilmek adına farklı farklı etkinlikler düzenlediler.</p>
<p>Herkesten bu etkinlikler esnasında veya sonrasında, hızlı kavram hakkında birkaç kelam etmesi, ellerinde telefon ile deneme yapmaları gerekliliğini zımni olarak anlattılar. Katılımcıların da hepsi üzerine düşeni yaptılar. Böylece haberlerde, gazetelerde herkes hızlı kavramdan bahsetmeye başladı. Telefonlar ile ilgili bu hızlı kavram birden hayatımızın her yerinde karşımıza çıkıp derdini anlatmaya çalıştı. Derdini anlatmayan çalışan meşhur hızlı kavramımız 3G’nin derdini dinleyeme çalışalım.</p>
<p>3G’nin kitabi tanımını baktığımızda, 3G karşımıza 3. Nesil GSM Hizmetleri (3G ya da 3N) üçüncü nesil kablosuz telefon teknolojilerine verilen genel ad olarak çıkıyor.</p>
<p>Ülkemizde mobil telekomünikasyon sektörünün ilk uygulamasını oluşturan 1G sistemleri üzerinden sadece ses hizmetlerini sunabilmek mümkün iken, 2G Sayısal sistemler ile daha kaliteli ses hizmetlerinin yanı sıra SMS gibi basit veri hizmetleri de sunulabilir hale geliyor. 2.5G olarak adlandırılan geçiş döneminde ise, mobil şebekeler üzerinden internete erişim imkanı sağlanıyor ve veriye dayalı hizmet türlerinde artış kaydediliyor.</p>
<p>Her kuşakta (nesilde) ses hizmeti sunulabilirken, bir sonraki kuşak daha kaliteli ses hizmetinin yanında daha hızlı ve zengin içerikli veri iletişimine imkan sağlıyor.</p>
<p>Türkiye’de 3G serüveni 7 Eylül 2007 tarihinde başlıyor. Telekomünikasyon Kurumu tarafından yapılan 3. Nesil lisans ihalesi, tek bir GSM operatörünün (Turkcell) katılması, diğer operatörlerin ise Numara taşınabilirliği olmadan ihaleye katılmayacaklarını belirtmeleri üzerine ihale iptal ediliyor.</p>
<p>Yeni 3. Nesil GSM Hizmetleri Lisans ihalesi 28 Kasım 2008&#8242;de tekrar yapılıyor.Turkcell A tipi lisansı 358 milyon Euro, Vodafone B tipi lisansı 250 milyon Euro, Avea C tipi lisansı 214 milyon Euro&#8217;ya alıyor. Böylece 3G operasyonu operatörler nezdinde bu şekilde başlıyor.</p>
<p>Hayatımıza 2009 yılında bu kadar heybet ile giren 3G kavramının ilk  örneklerini Japonya&#8217;da 1998 yılında görüyoruz. 2003 yılından itibaren de Avrupa’da yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanıyor</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2472/3890342694_e311c09545.jpg" alt="" width="389" height="259" /></p>
<p><em>3G sayesinde hayatımız nasıl değişecek?</em></p>
<p>3G şebekelerinin faaliyete geçmesiyle; cep telefonundan internete hızlı erişim yaygınlaşacak, e-devlet uygulamalarına önemli bir ivme kazandıracak, sağlık hizmetleri, uzaktan eğitim, mobil-kütüphane, internet üzerinden bilimsel laboratuvarlara erişim, internet üzerinden dil eğitimi gibi uygulamalar ile eğitime katkı sağlayacak.</p>
<p>3G ile birlikte program yüklenebilir cep telefonları yaygınlaşacağı için potansiyel güvenlik sorunları ortaya çıkacak. Cep telefonu virüslerinin sayı ve etkileri çok hızlı artacak. Yeni dolandırıcılık yöntemleri ortaya çıkacak. Cep telefonlarından gerçekleştirilen internet bankacılığı işlemlerinde yeni standartlar belirlenmesi gerekecek.</p>
<p>Muhbirlik faaliyetlerine görüntülü bir boyut katılacak.</p>
<p>İstihbarat servislerinin video görüntü arşivlemesi kolaylaşacak. Operatörler aracılığıyla yapılan dinleme faaliyetlerine gözleme faaliyetleri de eklenecek.</p>
<p>Vatandaş gazeteciliği artacak. İnsanlar haberi sokakta görüntüleyip hemen habercilere, haber sitelerine ve video paylaşım sitelerine gönderebilecekler. Yurttaş haberciliği yapan sitelere ilgi artacak ve bu siteler çoğalacak.</p>
<p>Eski mobil cihazların yenileriyle değiştirilmesi sürecinde döviz çıkışı artacak. 3G&#8217;li telefonlara yaklaşık olarak 4 milyar dolar yatıracağız.</p>
<p>İnternetten indirilen video, müzik ve resimlerde reklam bulunması karşılığında, operatörler kullanıcılara kontör ve indirim tekliflerinde bulunacaklar.</p>
<p>Cep telefonunun çektiği her yerde internete girebilme imkânıyla beraber taşınabilir özellikleri düşük olan notebook satışları azalacak, daha taşınabilir olan netbook ve kullanımı daha konforlu olan masaüstü bilgisayarın satışları artacak.</p>
<p>İkili görüşme ve görüntülü toplantılar cep telefonları üzerinden anlık olarak yapılabileceği için şehir içi ve şehirlerarası iş seyahati talebi ve şehir içi trafiği azalacak.</p>
<p>Firmalar daha önce düşük maliyeti nedeniyle SMS ile yaptıkları reklamları artık MMS ile internet sitelerine yönlendirerek yapabilecekler. Cep telefonlarımıza anlamlı miktarda MMS reklam mesajları gelmeye başlayacak.</p>
<p>Eğitim sisteminde sınavlarda ciddi sorunlar çıkacak. Üniversiteler de dâhil telefon yasağı tartışılacak. Öğrenci devamlılıkları ve katılımları cep telefonları üzerinden anında ölçülüp ailelere rapor edilebilecek.</p>
<p>Tasarım ve patent hakları daha kolay ihlal edilecek ve fikir hırsızlığı artacak.</p>
<p>Ev-ofis ve mobil-ofis uygulamaları yaygınlaşacak. Dünyanın öbür ucundaki kurumlara evinizden iş yapabilme imkânı artacak.</p>
<p>Boşanma davaları artacak ve kısa sürecek. Yalan söylemek zorlaşacak, şantaj artacak, tanıklık önem kazanacak ve yaygınlaşacak.</p>
<p>Gelebilecek görüntülü aramaları yanıtlayabilmek için insanlar evlerinde de kendilerine daha çok dikkat edecekler. Makyajsız ve bakımsız telefona cevap verilmeyecek.</p>
<p>Hangi çantanın ya da ayakkabının alınacağı hususu arkadaşlara görüntülü görüşme sayesinde sorulabilecek.</p>
<p>İşten eve giderken, otobüste, dolmuşta, serviste televizyon seyredilecek.</p>
<p>Aile büyüklerine ve yakınlara video ile bayram, kandil mesajı gönderilecek.</p>
<p>Gezip görülen yerlerin videosu anlık olarak herkesle paylaşılacak.</p>
<p>3G teknolojisinin hayatımızda müspet ya da menfi birçok şeyi değiştireceği aşikar. Motivasyonu tamamen hız olan 3G’yi her anlamda tüketirken, Baudrillard’ın da ifade ettiği gibi hızın hayatımıza olan maliyetini de sürekli aklımızın bir köşesinde aktif olarak bulundurmamız gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.com/3g-sonucun-nedene-karsi-zaferi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peyami Safa ve Heybe Felsefesi</title>
		<link>http://www.yucezerey.com/peyami-safa-ve-heybe-felsefesi/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.com/peyami-safa-ve-heybe-felsefesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2007 09:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Heybe Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Algı Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Peyami Safa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[
İnsan, tarih defterinin derin ve anlamlı yapraklarında seyahat ettikçe, zihinlerindeki kavramlar daha da anlam buluyor, bulduğu anlamlardan destek alarak çevresini daha nitelikli anlamlandırıyor.
Bu yazının da hikayesi aslında tam olarak burada başlıyor. Geçenlerde, edebiyatımızın yetiştirmiş olduğu en önemli ustalardan biri olan ve keyifle okuduğum Peyami Safa&#8217;nın gazetelerde ve dergilerde çıkmış olan fıkra ve makalelerinin derlenmiş olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="post-body">
<p><span style="font-size: 100%;"><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/5251680-lg.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5065452253048923794" style="border: 0px none; margin: 0px auto 10px; display: block; width: 280px; cursor: pointer; height: 266px; text-align: center;" src="http://1.bp.blogspot.com/_l5XMyaXG8V4/RkwZ_Hmu5pI/AAAAAAAAAEI/lMimGY5LLKA/s400/5251680-lg.jpg" border="0" alt="" /></a></span>İnsan, tarih defterinin derin ve anlamlı yapraklarında seyahat ettikçe, zihinlerindeki kavramlar daha da anlam buluyor, bulduğu anlamlardan destek alarak çevresini daha nitelikli anlamlandırıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazının da hikayesi aslında tam olarak burada başlıyor. Geçenlerde, edebiyatımızın yetiştirmiş olduğu en önemli ustalardan biri olan ve keyifle okuduğum Peyami Safa&#8217;nın gazetelerde ve dergilerde çıkmış olan fıkra ve makalelerinin derlenmiş olduğu bir kitabı okuyordum. <span style="font-weight: bold;">Yedigün&#8217;deki 20 Eylül 1938</span> tarihindeki yazısı beni aldı farklı yerlere götürdü, silkeledi ve günümüze getirdi bıraktı. Bu fikir seyahatinin heybemde bıraktığı entellektüel tadın adı <span style="font-style: italic;">&#8220;Heybe Felsefesi&#8221;</span>&#8216;nden başka birşey değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Peyami Safa&#8217;nın yazdıkları ile Heybe Felsefesi&#8217;nin kesişim kümesinin nitelik ve nicelik olarak kapladığı alan beni gerçekten etkiledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Heybe felsefesi ile neler dediğimizi hatırlayacak olursak:</p>
<p><em>&#8220;<strong>Heybe felsefesi</strong>, günümüz toplumunda, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi, değerleri ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen ve anlamlandırabilen, bu bilgilerle bireye ve topluma değer katmayı amaçlayan bir düşünce yapısıdır.&#8221;</em></p>
<p>diye tanımlamıştık. Heybe Felsefesi düşünce düzleminde tanımladığımız aktörleri de;</p>
<p><em><strong>&#8220;Heybeci,</strong> heybe felsefesi tanımını içselleştirmiş, kendine ve topluma değer katan <strong>felsefe insanı</strong>&#8230;<br />
</em></p>
<p><em><strong>Haybeci,</strong> kendini öğrenmeye adamış, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen, fakat anlamlandıramayan ve aksiyon almayan <strong>araf insanı&#8230;</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilgi Eşeği, </strong>amaçsızca bilgi arayan, toplayan, arşivleyen, bilgiyi tüketen ama üzerinde düşünmeyen, anlamayan, kendi egosunun tekelinde barındıran, topluma değer katma amacında olmayan <strong>eşek insanı&#8230;&#8221;<br />
</strong></em></p>
<p>olarak tanımlamıştık.</p>
<p>Sözü üstadına teslim ettikten sonra yorumlar tamamen size aittir.</p>
<p><span><span style="font-size: 100%;"><span><span style="font-size: 100%;"><span><span style="font-size: 100%;"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_l5XMyaXG8V4/Rkwac3mu5qI/AAAAAAAAAEQ/ibkBk1A7zB8/s1600-h/yazar67.gif.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5065452764150032034" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 205px; cursor: pointer; height: 274px; text-align: center;" src="http://4.bp.blogspot.com/_l5XMyaXG8V4/Rkwac3mu5qI/AAAAAAAAAEQ/ibkBk1A7zB8/s400/yazar67.gif.jpg" border="0" alt="" /></a></span></span></span></span></span></span><strong><em>Peyami Safa, Yedigün, 20 Eylül 1938<br />
</em></strong></p>
<p><em>&#8220;Ayaklı kütüphane denilen adamların lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede övütülen ekmek gibi değil, ambarda bekleyen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayatına karışmamıştır. Onların bilgileriyle zekaları arasındaki münasebet, bir kitapla bir kütüphanenin raf tahtası arasındaki münasebetin aynıdır: Biri ötekinin üstüne binmekle kalır.<br />
</em></p>
<p><em>Kitap, adamı beslemezse şişirir, bilgilerin yağıyla şişmanlatır. Ayaklı kütüphane denilen adamlar, manevi bünyelerinde fikirden ziyade semen bulunan mahluklardır: ilmin şişkolarıdır. Bunun için sağlam yapılı bir kafa, dolu bir kafadan üstündür ve düşünmek bir fikre gebe kalmaktan başka birşey olmadığı için, kitapların en güzelleri, düşündürücü ve doğurucu eserlerdir.<br />
</em></p>
<p><em>Yine bunun için uyanık bir zeka, okurken her an şüphe içindedir. Bu şüphe at sineği gibidir: Savarsınız yine gelir. Bizi rahatsız etmesine mukabil, demin bahsettiğim kötü dalgınlıktan kurtarmak gibi, sinirlendirici olsa bile uyandırıcı tesiri vardır.<br />
</em></p>
<p><em>Aynı kitabı birkaç defa okumak, ayrı ayrı birkaç kitap okumaktan daha faydalıdır. Çünkü okumakta gaye müellifin ne düşündüğünü anlamaktan ve bir şey öğrenmekten ibaret değildir. Kitapla okuyucunun zekası evlenmeli ve mahsul vermelidir&#8221;<br />
</em></p>
<p>Aklın yolu bir&#8230;</p>
<p>Sevgilerimle</p>
<p>Yüce Zerey | y=f(yuce) <em><br />
</em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.com/peyami-safa-ve-heybe-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Heybe Potter ve Sırlar Odası</title>
		<link>http://www.yucezerey.com/heybe-potter-ve-sirlar-odasi/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.com/heybe-potter-ve-sirlar-odasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 09:47:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Endoplazmik Retikulum]]></category>
		<category><![CDATA[Heybe Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Algı Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[
Heybe Porter&#8217;ın hami ailesi Karaerik&#8217;ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardı ki, Heybe bir an önce sihirbazlık okulu Yaşar Doğu&#8217;ya geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Komoçko ise onu uyarır: Yaşar Doğu&#8217;ya dönerse bir felaket olacaktır&#8230;

Heybe Porter, tasını tarağını, tıraş bıçağını, yine sihirbaz olan annesinin elleri ile diktiği banyo lifini heybesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/heybe_porter_copy.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005086758431015778" style="border: 0px none; margin: 0px auto 10px; display: block; width: 258px; cursor: pointer; height: 363px; text-align: center;" src="http://1.bp.blogspot.com/_l5XMyaXG8V4/RXWj44JKw2I/AAAAAAAAAAM/0wHjWhyrqLs/s320/heybe_porter+copy.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Heybe Porter&#8217;ın hami ailesi Karaerik&#8217;ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardı ki, Heybe bir an önce sihirbazlık okulu Yaşar Doğu&#8217;ya geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Komoçko ise onu uyarır: Yaşar Doğu&#8217;ya dönerse bir felaket olacaktır&#8230;<br />
<span id="more-60"></span></p>
<p>Heybe Porter, tasını tarağını, tıraş bıçağını, yine sihirbaz olan annesinin elleri ile diktiği banyo lifini heybesine atar, Casio kol saatini takar ve Gazanfer Bilge&#8217;den bilet alır, Yaşar Doğu sihirbazlık okuluna gitmek için Harem&#8217;den yola çıkar.</p>
<p>Yaşar Doğu&#8217;ya geldiğinde ortalık yine yıkılıyordur. Herkes elindeki sihirli asalarıyla birbirine eşek şakaları yapmaktadır. Heybe Porter için eşeğin ezoterik bir anlamı olduğundan dolayı, eşek şakalarından hiç hazetmez ve yapanlara karşı da mesafelidir.</p>
<p>Heybe Porter&#8217;ın sihirbazlık alemlerinde kankaları olan Tahsin ve Necla da Heybe&#8217;nin bu duruşuna son derece saygılıdırlar.</p>
<p>Yeni öğretim yılı, öğrencilerin İstiklal Marşı&#8217;nı ve andımızı okumasıyla başlamıştır. Okul Müdürü Abdurrahman Pordoğan Bey, öğrencilere bu seneki okul hedeflerini, akabinde bölüm hedeflerini başarı kriterlerini aktarmış ve performanslarının nasıl değerlendirileceği hakkında genel bilgiler vermiştir. Tuvaletleri temiz kullanmaları, asalarıyla tuvalete girmemeleri aksi takdirde çarpılabilecekleri konusunda uyarılarda bulunmuştur.</p>
<p>Heybe, Tahsin ve Necla üçü tekrar bir araya gelmiş, <span style="font-weight: bold; font-style: italic;">üçü bir arada</span> olmuşlardır ve bir <span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Cafe Crown </span>arası vermişlerdir. Onlar fındık ülkesinde fındık aromasının lezzetini yaşarken okulda olanlar olmaktadır. Sırlar Odası açılmıştır&#8230;</p>
<p><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/sirlar.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005108108713444226" style="display: block; margin: 0px auto 10px; cursor: pointer; text-align: center; border: 0px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_l5XMyaXG8V4/RXW3ToJKw4I/AAAAAAAAAAg/iBDmx9DLkEI/s320/s%C4%B1rlar.bmp" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Oda&#8217;nın açılmasıyla ortaya çıkan karanlık bir güç, Yaşar Doğu&#8217;dakileri eşeğe çevirmeye başlamıştır. Tüm öğrenciler yavaş yavaş eşek olmaktadır. Heybe, hayatını tehlikeye atarak, Odanın elli yıllık ölümcül gizemini çözmeye çalışır.</p>
<p>Kahramanımız Heybe Porter, ne var ne yok tüm çarşafı dökmüştür. Adeta olayı çözmek uğruna kendini psikopata paralel bağlamıştır. HTML, MHTML ve XML dillerine doğuştan hakim olan Heybe Porter, bu dil bilgisi sayesinde her şeyi ortaya çıkarmıştır. Sır falan kalmamıştır!&#8230;</p>
<p>Sırlar odasının kapısı internet denilen, terliksi organizma tarafından açılmıştır. Internet, bahsi geçen karanlık gücün ta kendisidir. Hakkıyla kullanmayı bilenlerin de aydınlanma gücüdür. (Dış ses toplumsal mesaj)</p>
<p>Esaretin zincirini boynundan sıra sıra çıkaran sırlar, bilgiler kendilerini odanın dışına atmışlar ve insanları <span style="font-weight: bold;">bilgi eşeğine </span>dönüştürmüşlerdir. İnsanlar da neye uğradığını şaşırmış, her çeşit bilgiyi; her formatta, her platformdan talep etmişlerdir. Hayatlarını bilgi ağlarıyla örmüşler, kendi ağlarında kendi kurbanları olmuşlardır, kendilerini dinlemeye, okumaya zamanları kalmamıştır.<a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/1319753-md.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005107000611881842" style="display: block; margin: 0px auto 10px; cursor: pointer; text-align: center; border: 0px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_l5XMyaXG8V4/RXW2TIJKw3I/AAAAAAAAAAY/C7SAXYQaVxw/s320/1319753-md.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Hatta öyle bir seviyeye gelmişlerdir ki, <span style="font-style: italic;">madde içi hayatta perende üzerine perende atarken, madde ötesi hayatın, ruhlarındaki daimi ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlayıp, arada bir bu nöbetçinin selamını alıp yine kendilerini sürükleyen çarklara takılmaya devam etmişlerdir.</span></p>
<p>İşte kahraman Heybe Porter&#8217;ın filmsel kahramanlığı burada devreye girer. Heybe Porter, arkadaşları Tahsin ve Necla ile birlikte okulda heybe felsefesini anlatmıştır. Eylemler, eylemsizlikler düzenlemişlerdir. Etkin mecralar alıp heybe mesajlarını doğru yerlerde konumlandırmışlardır.</p>
<p>Artık Yaşar Doğu Sihirbazlık Okulu heybeci kaynamaktadır&#8230; Tek tük kalmış bir kaç bilgi eşeği de nazarlık olarak okul bünyesinde barındırılmaktadır.</p>
<p>Özet olarak, Heybe Porter ve Arkadaşları, Haybeye değil Heybeye koşmuşlar ve Sırlar Odasını kapısına güzel bir arabirim oluşturmuşlardır. Artık bu arabirim sayesinde, öğrenciler, bilgiyi önce süzecek sonra anlayacak sonra da anlamlandıracaklardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.com/heybe-potter-ve-sirlar-odasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haybeye değil Heybeye&#8230;</title>
		<link>http://www.yucezerey.com/haybeye-degil-heybeye/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.com/haybeye-degil-heybeye/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Nov 2006 23:50:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Heybe Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Algı Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Peyami Safa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[Heybe dedik, Heybeci dedik, Bilgi Eşeği dedik&#8230; Kafalarımız karıştı&#8230; Yorumlar yaptık, tartıştık, anladık anlamadık, anlar gibi yaptık, reddettik, sadece geyik dedik. Kah güldük kah eğlendik. Ancak söz verdik, eylemlerimiz sürecek dedik&#8230;
Heybe Felsefesi ilk kez Uluslararası Reklamcılar Derneği (IAA)&#8217;nın düzenlenmiş olduğu Reklamcılar Tahtaya Etkinliğinde &#8220;Heybe Felsefesi ve Değişen Marka Anlayışı&#8221; seminerinde sunuldu. Reklamcılar tarafından büyük beğeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Heybe dedik, Heybeci dedik, Bilgi Eşeği dedik&#8230; Kafalarımız karıştı&#8230; Yorumlar yaptık, tartıştık, anladık anlamadık, anlar gibi yaptık, reddettik, sadece geyik dedik. Kah güldük kah eğlendik. Ancak söz verdik, eylemlerimiz sürecek dedik&#8230;</p>
<p>Heybe Felsefesi ilk kez Uluslararası Reklamcılar Derneği (IAA)&#8217;nın düzenlenmiş olduğu <span style="font-weight: bold;">Reklamcılar Tahtaya</span> Etkinliğinde &#8220;<a href="http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=6784"><span style="color: #5588aa;">Heybe Felsefesi ve Değişen Marka Anlayışı</span></a>&#8221; seminerinde sunuldu. Reklamcılar tarafından büyük beğeni ile karşılandı. Uluslararası Reklamcılar Derneği üyelerine olumlu geribildirimleri için teşekkür edip, kaldığımız yerden devam edelim. Heybe felsesinin ne olduğunu hatırlayalım.</p>
<p><span id="more-75"></span></p>
<p><span style="font-style: italic;">&#8220;<span style="font-weight: bold;">Heybe felsefesi</span>, günümüz toplumunda, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi, değerleri</span></p>
<div><span style="font-style: italic;">ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen ve anlamlandırabilen, bu bilgilerle bireye ve topluma değer katmayı amaçlayan bir düşünce yapısıdır.&#8221;</span></div>
<div><span style="font-weight: bold;">Heybe Oyuncu Kadrosu ve Oynadıkları Mevkiler</span></div>
<div><span style="font-weight: bold;">Heybe felsefesinin etkileşim içerisinde bulunduğu aktörler ve bu aktörlerin özelliklerini biraz<a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/heybe_essegi.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img class="alignright" style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; border: 0px;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/6936/409049047882345/320/962931/heybe_essegi.jpg" border="0" alt="" /></a> daha detaylı tanımlayalım:<br />
<span style="font-style: italic;"><br />
<span style="font-weight: bold;">Heybeci</span></span><span style="font-weight: bold;">,</span> heybe felsefesi tanımını içselleştirmiş, kendine ve topluma değer katan <span style="font-weight: bold;">felsefe</span><span style="font-weight: bold;"> insanı</span>&#8230;</span></div>
<p><span style="font-weight: bold;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Haybeci</span><span style="font-weight: bold;">,</span> kendini öğrenmeye adamış, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen, fakat anlamlandıramayan ve aksiyon almayan <span style="font-weight: bold;">araf insanı&#8230;<br />
</span><span style="font-style: italic;"><br />
</span><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Bilgi Eşeği</span><span style="font-weight: bold;">, </span>amaçsızca bilgi arayan, toplayan, arşivleyen, bilgiyi tüketen ama üzerinde düşünmeyen, anlamayan, kendi egosunun tekelinde barındıran, topluma değer katma amacında olmayan</p>
<div><span style="font-weight: bold;">eşek insanı&#8230;</span></div>
<div><span style="font-weight: bold;">Heybe Taktiği: &#8220;Heybe Bilgi Çevrimi&#8221;</span></div>
<p><span style="font-weight: bold;"> </span></p>
<div style="text-align: justify;"><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/heybe-copy.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; border: 0px;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/6936/409049047882345/320/576/heybe%20copy.jpg" border="0" alt="" /></a>İnsanın doğuştan beraberinde getirdiği üç temel potansiyel bulunuyor:</div>
<p>Fiziksel potansiyel</p>
<p>Zihinsel Potansiyel</p>
<p>Duygusal Potansiyel</p>
<p>Fiziksel potansiyel, insanın hareket ve eylem boyutunu, zihinsel potansiyel insanın mantık ve anlam üretme boyutunu, duygusal potansiyel insanın his ve ilişkiler boyutunu temsil eder. Her insanda bu üç potansiyelden birisi baskın, birisi yardımcı, birisi de çekinik olarak bulunuyor ve baskın olan potansiyel kişinin ilgi ve enerjisini nereye yönlendirdiğini, kısacası mizacını belirliyor.</p>
<p>Sosyolog Manuel Castells&#8217;in ifade ettiği ağ toplumlarında, modern bilgi toplumlarında, bireyler zihinsel olarak bilgi bombardımanına, duygusal olarak his ve algı bombardımanına, fiziksel olarak da deneyim bombardımanına tutuluyorlar. İşte bu bombardımanı lehimize çevirecek yöntem ise <span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Heybe Bilgi Çevrimi</span>&#8216;dir. Heybe bilgi çevriminde bireyler bu bombardımandan gelen bilgileri daha önceden belirlemiş oldukları, bireysel filtreleri, çizgileri, vizyonları, değerleri vb. ile süzüyorlar, süzülen bilgiyi anlayabilecekleri şekilde kategorize edip, anlıyorlar, ve akabinde anladıklarını sindirerek anlamlandırma, ve aksiyon sürecine geçiyorlar. Heybe Bilgi Çevriminin sonunda,<span style="font-weight: bold; font-style: italic;"> süz, anla, anlamlandır</span> aşamaları tamamlandıktan sonra mutl aka maddi ya da manevi bir ürün çıkarmak, çıkan ürünle bireye ve topluma değer katmak esas teşkil ediyor.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Heybe Oyuncuların Sahaya Yayılışı<br />
</span></p>
<div style="text-align: left;"><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/sahaya_yayilim.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img style="display: block; margin: 0px auto 10px; cursor: pointer; text-align: center; border: 0px;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/6936/409049047882345/320/637788/sahaya_yayilim.jpg" border="0" alt="" /></a></div>
<p>Eylemlerimiz, somut örneklerle, devam edecek&#8230;.<br />
<a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2009/02/haybe_ye_degil_heybeye.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img style="border: 0px none; margin: 0px auto 10px; display: block; width: 333px; cursor: pointer; height: 251px; text-align: center;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/6936/409049047882345/320/873602/haybe_ye_degil_heybeye.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
y=f(yuce)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.com/haybeye-degil-heybeye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
