İş İnsanları
İş İnsanları
İş İnsanları
Türk Dili ve Edebiyatı kabına sığdıramadığımız, çok uluslu iş profesyonelleri…
Business causal pantalonunu yine kuru temizlemeden almayı unutmuştu. Alternatif olarak giyeceği causal pantalonun company dress coduna aykırı olabilme ihtimali, yıl sonu performans değerlendirme toplantısında bu konunun malzeme olarak gündeme gelmesine neden olabilir miydi?
Kafasındaki bu tarz saçma sapan discussionlarla, henüz ayılmadan arabasına bindiğinde, benzin ışığının el kol haraketleri sayesinde kendine geldi ve en yakın benzin istasyonunu aramaya başladı. Yakınlarda bir benzin istasyonu vardı ama şirketin anlaşmalı olduğu benzin istasyonu değildi.
“Başka istasyondan benzin alıp masraf yapıp madara olma ihtimali”
VS
“Benzininin son damlasına kadar çarpışıp anlaşmalı istasyona ulaşmak”
arasında karar vermek zorundaydı. Karar öncesi gerekli researchleri zihninde taradı, focus grup deneyimlerini hatırladı, şirkette benzeri best practiceleri hatırladı ve sonunda kararını anlaşmalı benzin istasyonuna gitmek doğrultusunda verdi. Güç bela anlaşmalı istasyona ulaştı. Anlaşmalı istasyonun benzinini köküne kadar tüketmeden önce pompacıyı aşağılayan bakışlarla “Taşıt Tanıma sistemi olduğunu anlamadın mı?” mesajını verdi. Dolan deposunun keyfi ile şirkete doğru yola koyuldu.
Araç ile şirkete giriş yaparken, okuduğu ilişki yönetimi ve kariyer yolculuğu kitaplarından aldığı esin ile güvenlik ekibini tüm dişlerini entregre gösterdiği samimi tebessümü ile selamladı. Şirket bünyesinde iletişiminin ne kadar kuvvetli olduğunu, organizasyon şemasındaki her kutucuk ile ne kadar iyi anlaşabildiğini ve her kutucuğa ne kadar önem verdiğini bir kez daha gösterdi.
Aracını, kendisi için allocate edilmiş yere park etmeden önce hızlıca garajdaki araçlara göz atıp, kimlerin geldiğini kimlerin gelmediğini süzerek ileride kullanmak üzere bireysel malzeme databaseini güncelledi.
Arabadan çıkar çıkmaz acımasız bir gerçekle karşı karşıya geldi. Identity kartını unutmuştu. Identity kartsız, şirket içerisinde tuvalet dahil hiç bir yere erişemeyeceği hissiyatı, dilinden “Shit…!.” “Ohhh come onnnnn…” “WTF” kolej yıllarında pekiştirdiği ünlemlerin çıkmasına neden oldu.
Hemen welcoming deskte yer alan asistanı aradı. Sağolsun asistan, hızlıca temporary identity tedarik etti. Identityi okutup geçerken bir yandan welcoming desk asistant olarak görev yapan adamın, yıl sonunda tutturması gereken hedefleri, optimize etmesi gereken bütçeleri, hazırlaması gereken business planları, sunumları; yazması gereken raporları, istemeyerek de olsa çıkması gereken akşam yemekleri, katılması gereken zorunlu toplantıları olmadığını; mutlu bir aile hayatı olduğunu, ve kendisine vakit ayırabildiğini düşündü ve öykündü.
Çoğu profesyonel gibi, kahvaltısını evinde yapmadığı için şirketin birbirinden zengin kahvaltı seçenekleri ile donatılmış mutfağına girdi. Kasesini, kaşığını, light sütünü ve diyet cornflakesini aldı. Simit, poğaça, açma, kaşar, ve böreğin acıyarak bakışları arasında kendinden emin adımlarla mutfağı terk etti.
Bilgisayarını açtı. Outlook, Internet tarayıcısının kısayol tuşlarına hızlıca basıp, arkadaşlar kendine gelip uyanana kadar kahvaltısını yapmaya devam etti.
Outlook kendine gelir gelmez gelen maillere hızlıca göz gezdirdi. Üst yönetimden gelen parçalı bulutlu bir mail olup olmadığını kontrol etti. Diğer mailleri hızlıca ilgili klasörlere havale ederken. Bir kısmını da saga sola forwardlayarak içine tek kelime yazmadan “???” “!!!” gibi işaret koyarak profesyonel iş dünyasının kendisine sağlamış olduğu kartonpiyer statüsünü korudu.
Calendar’a bağlanıp toplantı takvim durumu hakkında bilgi aldı. “Ulan yine çok doluyum. Hayatımız toplantı ile geçiyor. Kim yapacak bu işleri. Sanki benden başka toplantı yapacak adam yok” klişelerini yinelerek günlük rutin to-dolarından birini daha gerçekleştirdi.
Moleskine defterini açtı. Herkeste olmayan havalı renkli kalemi ile günün tarihini ve günü yazdı. Altına da cümle başlarına kutucuk koyarak to-dolarını yazdı. Gerçekleştirdiği to-do itemının üzerine çizmek dünyanın en keyifli deneyimiydi.
Gerekli toplantı donanımlarını yüklenerek haftalık statü toplantısına doğru emin adımlarla ilerledi.
Statü Toplantısı: Körler ile sağırlar heyetlerinin yapılmayan ya da yavaş giden işleri profesyonelce hasır altı ettikleri, yapılan ama çok da önemli olmayan işlerin yine profesyonelce abartıldığı post-modern orta oyunu.
Toplantı yöneticisi olarak her zaman olduğu gibi, PMP (Project Management Professional)’nin temel öğretilerini kullanıp (zaman, kapsam, termin, açıklama, tahta) project tasklerine dair katılımcılardan bilgi aldı. Aldığı bilgiler doğrultusunda alınması gereken ilgili aksiyonları ilgili kaynaklara assign etti.
Öğle yemeğinin üvey evlat muamelesi görmediği bir gündü… Her zaman ki gibi communicatordan hızlı bir chat döndü ve “Nereye gidiyoruz? Kaçta çıkarız? Ne yiyeceğiz? Ben rejimdeyim! Ben de rejimdeyim! Ne zaman döneriz benim toplantım var? Kimin arabası ile gidiyoruz?” soruları itina ile cevaplanarak; “makyaj tazeleme, çıkmadan önce son kez tuvalet ile vedalaşma, ben çıkıyorum haberiniz olsun bilgilendirmeleri ” gibi hazırlıklar yapıldı.
Öğle Yemeği: Sabahtan öğlene kadar yapılmış olan toplantılar, atılmış olan mailler, söylenmiş olan sözler hatta giyilmiş olan kıyafetler hakkında profesyonel çalışanların birbirlerini update ettikleri ve gerekli değerlendirmeleri yaptıkları yemekli okazyon.
Her zaman olduğu gibi yine hesap itina ile kredi kartılarına bölünmüş henüz verilmemiş vale ücreti de değerlendirilerek tip için gözler birbirini süzerken paral olarak da eller ağır çekimde ceplere doğru ilerlemekteydi.
Öğle yemeğini fiziksel ve zihinsel olarak hakkıyla sindirebilmek için şirkete döner dönmez filtre kahve ya da expresso deneyim sürecini tetiklemek gerekiyordu. Kahvesini aldı. Bilgisayarının başına geçti. Gerekli gerinme hareketlerini yaparak “Resume” tuşuna bastı.
Gelen bir meeting request; post-lunch uyku sendromunu tamamen ortadan kaldırdı. Meeting requestin subjectinde: “İş çıkışını müteakip off-site yapılacak güzel bir happy hour organizasyona var mısın?” Diyordu… Happy hour organizasyonunun içeriği sunulacak yiyecek ve içecekler şimdiden ağızını sulandırmış, dudaklarını ıslatmıştı. Sulanan ağız ve ıslanan dudak kombinasyonu bu requesti asla reject edemezdi. Hatta tentative deme cüreti bile kendisinin vatan haini olarak ilan edilmesi ile sonuçlanabilirdi.
Happy hour fikri çok cazip gelmesine ragmen, zihin coğrafyasında bu aralar muson iklimi hakimdi. Denizden karalara esen kuvvetli rüzgarlarla bir oraya bir buraya savruluyordu.
Adeta instant denilen anlarda aynı anda hem ağlıyor hem de gülüyordu. Hem yapıyor, hem sorguluyordu. Dolayısıyla bu durum kendisini iyice sersemleştirmişti… Kararsızdı…
Ansızın karşısında Setenay’ı gördü, ağızını expresso machine e dayamış kahve içmeye çalışıyordu, demek ki gerçekten cafein ihtiyacı top leveldaydı.
Sonra hafifçe omuzuna dokundu. Ayakta duracak hali yoktu, adeta ruhunun emilmiş olduğu hissetti. “Hey bro bugün happy hour a gelecek misin?” sorusuna Setenay, olumsuz bir response verdi. Yıkılmıştı… En sevdiği dostu en ihtiyacı olduğu zamanda kendisini yalnız bırakıyordu..
Çünkü Setenay, aslında kendisinden daha yalnızdı, içindeki güzellikleri buzulların altına gömmüş, hayatın anlamına dair en güzel ve basit organizmaları dondurmuştu…
Donmak ile donmamak arasındaki araf sürecinde anlamıştı, alçıpan profesyonel iş ortamlarına samimiyet çerçeveli dostluk asılamacağını…
“Yeterrrr!” diye böğürerek haykırdı iç sesi var gücüyle…Akşama Fatih’e büryan yemeğe gitti, oradan tatlı niyetine tarihi yarımadayı hazmetti. Tarihi yarımada hinterlandında havadaki her toz zerreciğinin bünyesindeki izdüşümünü hissederken, birden çekiç örs ve üzengi kemikleri ahenk içerisinde raks etmeye başladı. İçli bir keman ağlıyordu… Çekiç, örsü dövüyordu, üzengi şaha kalkıyordu, zihninde iklimler değişiyordu…Kara görünmüş, güneş doğuyordu…
Buharlaşmış şehirin klima bağımlı iş ortamlarından serin sulara giden uzun ve zorlu serüvenin son düzlüğüdür plajlar…
Hazırlık Süreci
Plaj, iş dünyasının yoğunluğunun itina ile yoğurduğu beden ve zihinlerin yılda birkaç defa özgürlükleşebildikleri kızgın kum topluluğudur.
Herhangi bir iş insanının plaja sağ sağlam ulaşabilmesinin yolu; üstünden altından, sağından, solundan izin ve gideceği yere dair mutabakat almasından geçer. Tatile dair gerekli vize işlemlerini müteakip gidilecek yere dair pazarlama kampanyası süreci başlar.
Gidilecek yerin denizi, plajı, kalınacak otelin heybeti, tadılacak yemeklerin özgünlüğü ve niteliği, gidilecek insanların uyumu ve keyifliliği, çılgın eğlence ortamlarında özgür iradenin şuursuz özgürleşmesinin hazzının tasviri gibi başlıklar altında kampanya entegre bir şekilde tüm mecralarda hakkıyla yürütülür.
Gerekli hazırlık süreci tamamlanınca hakemin başlama düdüğü ile serin sular haraketi başlar…
Plaj Hizmetleri
Tatil sürecinin zaman dağılımında aslan payını her daim plajlar almıştır. Yapılan araştırmalar Türk İnsanı’nın vaktini daha çok denizden ziyade plajda geçirdiğini göstermektedir. Bu sene Türk ekonomisinin %8,9 büyümesi ülke plajlarında sunulan hizmet çeşitliliğini büyütmüştür. Plaj çeşitliliğindeki ve niteliğindeki kıpraşma, memleketimizin plaj davranışlarında da evrilmelere sebebiyet vermiştir.
Özel loca hizmeti, vale parking hizmeti, denizde hamak hizmeti, masaj hizmeti, yelleme hizmeti, birinci sınıf restaurant kalitesinde yeme-içme hizmeti, denizde oynamak için raket hizmeti, yelken, kürek, su kayağı, ejder kayık yarışı, rüzgar sörfü, jet ski, kuaför hizmeti, vücut bakımı hizmeti, kum temizleme hizmeti, kuma gömme hizmeti gibi hizmetleri artık hemen hemen hatırı sayılır her plajda rastlanan özellikler olmaya başladı.
Plaj İnsanları
Loca, plaj insanının dayalı döşeli residansıdır. Garson, ismi ile hitap edilerek çağırılır, en güzelinden meyve sepeti yaptırılır, karınlar açıkmışsa biz pizza söylenir. Loca’da pide, dürüm, kebap yemek hiç trend değildir, ayıplanır. Buzlar içinde yüzen özel bir içki sepeti yaptırılır. Servisler tamamlandıktan sonra özel seyyar puro humidorlarından itina ile hazırlanmış özel purolar çıkarılır. Çıkan puro hakkındaki derin bilgiyi yansıtan hafif bir peşrev çekilir. Havalı katır ve çakmakların ışığı altında purolar itina ile döndüre döndüre yakılır. Loca’da puro getirmemiş yancı plaj insanları da puro otlanıp içim sürecinden en fazla keyif alanlar ve konu ile ilgili en çok konuşanlar olurlar. Denize girmeden ayaklar suyun içinde puro içerken sağı solu kesmek plaj insanlarının önemli ritüellerinden biridir.
Plaj kadınları, kendilerini kesintisiz ve detaylı inceleyerek süzen gözlere malzeme vermemek adına plaj podyumuna her zaman donanımlı çıkarlar. Yüksek topuk kullanımı; “plaja girerken bile kendine ne kadar dikkat ediyor ne kadar bakımlı, şık” imajını verir. Her denize giriş sürecinin akabinde bikini değiştirme seramonisi yaşanır. Günde en az beş bikini ve iki mayokini değiştirmek plaj kadınlarının vazgeçilmezidir.
Bedenleri saran kolye, bilezik ve halhalları destekleyen neon renkli rujlar, devasa saç tokaları, yüzerken bile çıkarılmayan, bikini renkleri ile uyumlu büyük çerçeveli güneş gözlükleri; yine bikini renkleri ile uyumlu terlikler, pareo, cep telefonu kılıfı ve elbiseler; popüler sahil kasabasından alınmış incik boncuk, sim, pullar; parlatıcı ruj, plaj kadınlarının çantasında herdaim yer alan aksesuarların sadece birkaçıdır.
Kılları seyreltilmiş kaslı vücutlarını fütursuzca sergileyebilmek için denizin içinde saatlerce tenis oynayan, topa vuruken adeta Nadal gibi duruş takınan, duruşu sayesinde kaslarını en optimum şekilde gösteren, plajda kaldıkları takribi altı saat boyunca su niyetine bira ve mojito içen gençler; plaj insanlarının gençlik kollarını temsil ederler.
Plaj anneleri, çocukları için getirmiş oldukları şişme havuza su doldurmaktan, havuzun içine çocuğun attığı kumları çıkarmaktan, çocuğun bezini çıkarıp takmaktan, çocuğuna kumdan kaleler yapmaktan, kocasını ve çocuğunu kuma gömmekten, çocuğuna organik meyve suları içirmekten, mama yapmaktan, gaz çıkarmaktan, evde yapıp getirdiği kumanyalar ile etrafındakileri beslemekten, loca minderlerinde çocuk uyutmaktan harap ve bitap düşerler.
Plaj Abileri, antifit vücutlarını sarmalamış kıl yumaklarıyla plaj ve deniz arasında mekik dokuyan kesişken abilerimizdir. Denize iskeleden balıklama atlayarak girerler. Atladıklarında 15-20 mt su altından giderler. Su yüzüne çıkarken saçların arkaya doğru yatmasına dikkat ederler. Çıkınca mutlaka, önce saçlarını, sonra kendisine bakanları kontrol ederler. Deniz içerisinde topla oynanan oyunları tercih ederler. Top sürekli ilgilenilen bayanın istikametine gider. Topu tutmak adına ilgilenilen bayanın üzerine bile atlanabilir. Su yüzeyine ağızlarını dayayıp nefesleri ile şaşalı sesler çıkarıp ilgiyi herdaim üzerlerinde tutmayı başarırlar. Su sporları ile arası iyi olanları mutlaka jet-skinin kapısını çalar. Jet-Ski üzerinde akrobatik haraketler yaparlar. Yapılan akrobatik haraketler esnasında yine etraf kolaçan edilir ve mevcut rating durumuna göre akrobasinin derecesi konumlanır. Havalık güneş gözlüklerinin altında, 360 derece dönen gözbebekleri ile, önünden geçen, ileride güneşlenen, oturan, yatan, kalkan, uçan hiçbir degajeyi, popoyu, memeyi, mayokini frikiğini, pareo kadrajını, kaçırmamak üzerine eğitim almışlardır.
Plaj insanları; kızgın kumlardan serin sulara doğru ilerleyen bu zorlu serüvende karşımıza: anne, denize giren, kız kovalayan, kendini kovalatan, sene boyunca çalıştığı vücudunu gösteren, kılık kıyafet ve aksesuarlarını gösteren, cesaretini gösteren, yakışıklılığını sergileyen, egosunu şişiren, kalabalıkta sessizliği arayan, kendine akşam için bir partner arayan, hayatının prensini arayan gibi çok farklı kimliklerle çıkıyor.
Tatil bitince, büyüleme gücünü yitiren kimlikler anında ve tamamıyla gerçek, gölgelerinden ve yorumdan yoksun kimliklere dönüşerek klimalı ofislere hapsolurlar.
Güneş, metropol üzerine her zaman olduğu gibi yine fırça atarak doğuyor: “Uyan!..Trafiğe takılacaksın! İşe geç kalacaksın!”
Uyku ile aralarındaki yıllanmış samimiyete rağmen ısı ve ışık kaynağına saygı duyuyor ve uyanıyor.
Seri bir şekilde sıcacık yorganın altından çıkmakla, çıkmamak arasındaki alternatif maliyet hesapları yapıyor. Maliyet hesapları esnasında, işi bırakma, kendi işimi kurma gibi söylemlerde bulunarak “keşke paralel evrenine” geçiyor. Aşk ve şevk ile “Biraz daha” iç sesinin fiziksel aksiyona dönüşmesini temenni ediyor.
Kaçınılmaz sona boyun eğerek, yataktan tuvalete uzanan gözü kapalı, bağırsak faaliyeti yoğun, anlamlı, yolculuk sürecine çıkmadan önce telefonunu yanına alıyor…
Tuvalet ortamındaki zihinsel performans patlamasının zeki iş fikirlerine, profesyonel ilişki stratejilerine dönüşü beklenirken, sürekli zihnine kıymık gibi batarak rahatsız eden “Neler kaçırdım?” sorusu ile mücadele ediyor.
Twitter‘da dün gece yattıktan sonra ne muhabbetler döndü ? Gece birşeyler yazmıştı, Sudenaz cevap verdi mi? Süper bir tweet atmıştı acaba retweet eden oldu mu? Retweet edilmesi için daha özgün şeyleri nasıl bulur? Rıfkı ile ayı avlarken ve uzun eşek oynarken çektiği fotoların bazılarını Twitter’a yüklemişti, onlara da yorum gelmemiş.
Gecenin özetini müteakip yeni güne dair tweetleri değerlendirmeden önce taharet musluğu açma kapama egzersizleri yapıyor. Twitter‘da kim kiminle nerede ne yapıyor? Kimler günaydın demiş? Hava nasıl? Trafik ne durumda? Kim neyi paylaşmış? Kim kıçını açmış, memesini açayazmış? Bugün takipçilerine eklenen var mı? Eklenen var ise kimmiş neyin nesiymiş?
Yeter!…
Daha evden çıkmadan günün yorgunluğunu yaşadı. Biran önce eve gidip yatağına yatmak istiyor. Bir dakika, zaten evinde değil mi? Peki neden yoruldu? Neden bu kadar enerji harcadı? Neden dayak yemiş gibi? Neden mide asit dengesi bozuldu?
Bilinmiyor…!
Servis Süreci
Servis beklerken güne dair pozitif temennilerini özgün bir şekilde ilettiği ilk tweetini atıyor. Servise biner binmez, hayatının her anını adadığı entelektüel boyutunu ifade eden, okuduğu kitap (ingilizce) ve dergi ile ilgili paylaşımlarını tweetliyor. Yanında horul horul uyuyan ve zamanını boşa harcayan servis insanlarına dair görüş ve düşüncelerini de tweetlemekten kaçınmıyor.
Mesai Süreci
Plaza asansörleri 20.kata çıkış başvurusunu değerlendirirken, işyerine check-in olduğunu, işe geldiğini ve Pazartesi sendromunun hayatındaki yerini twittlemekten kendini alamıyor.
To-Do listelerinin arasında kendini kaybetmeden önce, kahvaltı ve sabah kahvesinin damağında bıraktığı tadı da ilgili görsellerle paylaşarak tüm takipçilerine nispet yapıyor.
To-Do listelerine karşı verilen milli mücadelenin üzerine yapılan verimli toplantılar karnını acıktırarak, Öğle Yemeği vaktinin geldiğini hatırlatıyor. Plaza periferindeki öğle yemeği beslenme mekanına gitmeden önce takipçilerini; öğle yemeğine, nereye gittiği, ne yiyeceği hakkında haberdar ederek, yakınlardaki “arkadaşlarını” buyur ediyor.
Mesai sürecine beslenmek için verilen “es”ten sonra arka arkaya gelen toplantılarda yaptığı fuleli koşular, zaman zaman kasığında çekmelere sebebiyet verdiği için toplantı esnasında soluğu masa altından Twitter’da alıyor.
Hakem mesai uzatmaları için 90 + 2 saati gösterdiğinde, mesai sonrası zihin kaslarının gevşeyebilmesi için arkadaşlarına iş çıkışında olası organizasyon talebini 140 karakter ile aktarıyor. Gidecekleri mekanı, yiyeceklerini, içeceklerini, yapacakları çılgınlıkları Twitter üzerinden kararlaştırıyorlar.
Eğlence Süreci
Mekana gider gitmez birbirlerini sosyalleşmek hususunda dürtüyorlar: “Check-in oldun mu olm? Ben oldum, bak kimler varmış mekanda? Şu güzelmiş lan… Arkadaşlık teklif edeyim mi?”. Mekanlarda yaptıkları özel sohbetlerle örgülenen şifrelenmiş ve bol hashtagli tweetler tüm takipçilerinin merakını cezbediyor. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru tweetlerde görülen parçalı bulutlu anlam kayıpları şuur düzeyindeki dalgalanmaların izdüşümü oluyor adeta…
Uyku Süreci
Eve dönüş yolunda demlenen buhran düzeyi, yatağa girdiğinde nemli ve duygusal tweetler atmasına neden oluyor. Nemli tweetler Twitter aleminde kendini retweet edecek bir tweetdaş ararken karşılık bulamayınca gözyaşları sağnak olarak yağıyor, yastık sırılsıklam oluyor ama Tweet İnsanı yine de bilinçsizce uykuya dalıyor.
Rüyasında indiği ilk katmanda, sanal bir dünyanın oksijen çadırında kendisini yoğun bakımda görüyor. Bir katman daha aşağı indiğinde ise fiziksel olarak yaşadığı dünyada sanal olarak varolduğunu görüyor ve idrak ediyor… Saatin iki kere çalan alarmı, hayatının “Kick” i olarak, kendisini kan ter içinde uyandırıyor…
“Oh be.. İyi ki rüyaymış…” diyor…
Peki ya değilse?….
Modernlik “ekonomik, politik ve kültürel değişimdeki karmaşık süreçlerle karakterize edilen, yeni tipte bir toplumun ortaya çıkması” olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle modernlik terimi, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Batı Avrupa’da filizlenmeye başlayan, esas görünümlerine Kuzey Amerika’da rastlanılan ve o zamandan bu yana Batı dışı dünyaya yayılan ya da dayatılan bir toplum biçimine karşılık gelmektedir.
Yeni tipte bir toplumun ortaya çıktığı aşikar, bu modernlik midir? Emin değilim.

Spor, kavramı benim küçüklüğümde ya profesyonel, lisanslı olarak; ya da amatör, sokaklarda gönüllü olarak icra edilen bir kavramdı. Azınlıkta da olsa vücut geliştirme salonlarından çakma spor salonları mevcut idi. Günümüzde ise spor insan hayatının zaman dağılımında hatırı sayılır bir yer almaya başladı. Zaman dağılımındaki pasta payını hızla arttıran spor, aynı zamanda hitap ettiği kitleyi de hayli genişletti.
Her mahallede modern spor salonları açıldı, her nefis, hayatında en az bir kere gitmediği yıllık aboneliği tattı.
Spor insanları, sayılarını hızla arttırarak hayatımızda daha sık karşımıza çıkmaya başladılar, hatta bizleri de onlardan biri yaptılar…
Spor insanları, gitmiş oldukları salonları itina ile seçiyorlar. Salon seçim sürecinde binlerce soru cevaplıyorlar:
Evime / işime yakın mı? Koşu bantlarında TV var mı? TV varsa yabancı kanallar var mı? (Spor yaparken yabancı TV kanalı izlemenin moderniteye katma değeri aşikar) Havuzu var mı? Havuz büyük mü? Kulvarlarla ayrılmış mı? Havuza işenince mavi boya çıkıyor mu? Mayonu kurutmak için özel makine var mı? Aletlerin sayısı yeterli mi? Yer bulunuyor mu? Otoparkı var mı? Otoparkında araç yıkanır mı? Kuaförü var mı? Masaj imkanı var mı? Manikür, pedikür imkanı var mı? Soyunma odaları temiz mi? Sauna, buhar banyosu var mı? Dinlenme odası var mı? Dinlenme odasında horlayanlar var mı? Terli eşyaları koyacak poşet sistemi var mı? Saç düzleştirici, fön, kulak pamuğu, şampuan, havlu, peştemal, traş köpüğü, vb malzemeler mevcut mu? Gelen tipler düzgün mü?

Gibi soruların cevapları uzun check-listlerin gölgesi altında değerlendirildikten sonra salon kararı verilir. Tabiki yıllık abonelik olunur. Yıllık abone olma süreci esnasında etraftaki eş dost akraba, “şerefsizim gidecem olm” nidaları ile ikna edilir.
Salona başlanmadan önce kıyafet ve aksesuarlar gözden geçirilir. Eski ya da modası geçmiş olanlar hızlıca yenilenir. Geçmiş jenerasyonun davranış dinamiğinden miras kalan şort üzerine tshirt ile spora gitmek öteki olmak için yeter-sebep zeminini hazırlar.
Galoş ile içeri girmek önemli bir salon düsturu iken, çoğu spor insanı, “ulan şu görevli bu tarafa bakmasa da aradan galoşsuz kaynasak, ne gerek var buna şimdi” zihin antremanını yapar.
Tembel spor insanları genellikle salona giderken, spor yapacakları kıyafetleri içine giyerler. Salona girer girmez sanki salon kaçıyormuş gibi hızlıca sürece adapte olurlar. Soyunma odasında etraf süzülür, daha göbekliler görüldüğünde zihin sahnesinde sevinç çığlıkları dans ederken, daha fit ve kaslılar görüldüğünde zihin sahnesinde matem, hüzün gözyaşlarını tetikler.
Nihayet sahaya çıkma zamanı gelir. Bazı spor insanları, süreci, elindeki antreman kağıdına bakarak başlatırken, daha tikky salonların spor insanları parmak izlerini ilgili kiosklara bırakarak programlarını dijital olarak alıp başlatırlar. Antremana başlamadan önce mutlaka Foursquare evreninde check-in yapılır (check-in esnasında facebook ve twitter bağlantısı olmazsa olmazlardan).
Kardiyo aleti seçimi, niyete göre şekillenen çok stratejik bir karar. Eğer spor insanlığı şapkasının yönünü abazalık belirliyorsa, hedefe en uygun kıza / erkeğe en yakın alet seçilir. Niyet, sadece spor yapmak ise sote bir kardiyo aleti seçiliyor, itina ile ter atma havlusu alete yerleştirilir, kulaklık alete takılır. Antreman programı seçilmeden önce izlenecek kanal belirlenir akabinde ise antreman seçilerek süreç başlar.
Koşu bandında elleri, tutma yerlerine koymak, beşten küçük bir hızla ilerlemek ve eğimi sıfır yapmak büyük ayıp olarak nitelendirilir. Eller yanda, sekizin üzerinde bir hızlı, koşu bandı hayvan gibi havaya kalkmış durumda antremana devam etmek öykünülen spor insanı olmaya adaylığın simgesi olarak gösterilir.
Koşu esnasında sağ, sol belli aralıklarla süzülür, daha iyiler ve daha kötüler gözlemlenir. Daha iyilere bok atılırken, kötülere de ezik muamelesi yapılır.
Post-kardiyo sürecinde spor insanının programına göre değişen aletli, aletsiz, ağırlıklı, esnemeli, esnemesiz hareketleri bulunur. Özellikle ağırlık çalışmaları esnasında erkekler sürekli ayna ile sürekli temasta kalmak isterler. Acaba kaslarımda bir gelişme var mı? Yağlarda erime var mı? sorularının cevapları aynalarda aranır. Aynalarda bu sorulara cevap aranırken, arada diğer çalışanlar da kesilir. Kas kitlesi yüksek olanlara hayranlıkla “Herif iyi ama, bu kadar kas da iyi değil, hoş durmuyor.” şeklinde bok atılır. Bu adamların gazına, kaldırılamayacak ağırlıklar kaldırılmaya çalışılır, sakatlıklar meydana gelir.
Çalışmalar esnasında etraftaki bayanların düşük ağırlıklarla çalışması küçümsenir. Ağırlığı arttıran bayanlara ise “bak şuna hele” gibi abuk tepkiler verilir. Aletlerin kullanımı esnasında her zaman bayanlara öncelik verilir. Eğer bayanlar da, aletlerin çok yakınlarında ise ağırlık ve hareketin yapıldığı sayı miktarlarında artış gözlemlenebilir.
Yoğun spor temposunun ardından havuza girmek hiç fena olmaz. Ancak yüzmeye hal kalmamıştır. Havuzun dibine çökülür, sporun yorgunluğu atılır. Akabinde ise çakma kurbağalama stili ile bir oraya bir buraya yüzülür. Yan kulvarda deviri yüksek bir şekilde yüzen varsa, hal kalmadığı için küfür edilir. Küfür ile kalmayıp, “ulan biz de biliyoruz yüzmeyi” mesajını vermek için bir iki kulaç kelebek stil benimsenir. Yan kulvardaki figür ile baş edilemeyeceği anlaşılır, havuzun jakuzi bölümüne doğru, baş önde ilerlenir. Jakuzinin tüm düğmelerine hayvanlar gibi basılır. Jakuzi’nin vermiş olduğu su basıncı ile rahatlamaya çalışılır.

Havuz faslından sonra eğer vakit varsa, sauna deneyimi denenir. Saunaya girerken terlikler dışarıda çıkarılır. Saunaya terlikle girmek, hatta basamaklara terlikle basmak büyük terbiyesizliktir. İçeride birileri varsa, girilir girilmez sauna deneyimini göstermek adına, ısıtıcının üzerine su dökülür ve buhar çıkması sağlanır. Akabinde ise yukarılarda güzel bir yer bulunup yatılır. Sauna da horlamak çok itici olduğundan yatış pozisyonuna çok dikkat edilir. Doğrudan uyku ile sonuçlanabilecek pozisyonlardan kaçınılır. Saunada horlayanlardan olma, ortaçağda cadı ilan edilmekten beterdir. Son olarak herkese sıhhatler olsun selamı verilerek sauna mekanı terk edilir
Duş deneyimine başlamadan önce kabin seçimi kritik bir süreçtir. Mümkünse en kuru, en uzak köşedeki duş seçilir. Özellikle sabah saatlerinde bu seçilen duş kabininin hiç kullanılmamış olması kuvvetle muhtemeldir.
Duş sonrasında saç kurutma makinesini göğüs kıllarına tutmak büyük kroluktur, bu konuda hassasiyet gösterilmesi gereklidir.
Dinlenme salonuna geçilir. En az iki havlunun sıcaklığı ve şefkati ile dinlenme süreci başlar. Karanlık ortamın uykuyu tetiklemesinden kaçınmak için arada sırada kendi kendine çimdik atılır. Kendi kendine çimdikle yetinmeyip birbirini çimdikleyen, birbirine pandik atanlara da sık sık rastlanır.
Giyinme sürecini müteakip ortam terk edilir. Her spor salonunda insan ötesi kutularda satılan toz ilaçlardan daha fit, daha kaslı olma amacı ile alınır. Hafif ıslak saçlarl ortam bir sonraki buluşmaya kadar terk edilir.
Spor, spor insanlarının hayatının merkezindedir. Rahat rahat yemek yiyebilmek için, daha çok çalışabilmek için, daha az uyuyabilmek için, sağlıklı bir insan olabilmek için, sportif insanlar statüsünde olabilmek için, bakımlı insan olabilmek için, modern kapitalist dünyanın bize sunduğu en faydalı paketlerden biridir.
Administrative Assistant’a nam-ı diğer Sekreter’e Gidiş – Dönüş “Okyanus Ötesi Bir Yer” bileti aldırılır. Bilet aldırılırken tercihin “Business Class” olduğu vurgulanmaz, bu zaten İş İnsanı’na dair herkesin bildiği genel geçer bir tercihtir…
Biletler print edilmiş bir şekilde şık bir zarfta gelir. Vize hususu gündeme bile gelmez. Pasaportunda hemen hemen her ülkeye ait hatırı sayılı sürede vize barındırmak iş dünyasının olmazsa olmazlarından biridir. İlgili ülkeden, İş İnsanı’nın kartvizitine istinaden, tarihin bir kesitini kapsayacak vize tedarik edilmiştir. Bilet, pasaport ve otel rezervasyon çıktısı MontBlanc pasaport cüzdanına, pasaport ile samimiyetini arttıracak şekilde yerleştirilir.
“Ekonomi Class” a acı veren valiz hazırlama süreci “Business Class” için keyif veren bir verimlilik ve profesyonellik deneyimidir. Tercihen, Samsonite (mutlaka 4 tekerlekli), Louis Vuitton, Victorinox markalı valizler itina ile açılır. Tek valiz almaya gayret gösterilir. Çok fazla valiz ile profesyonel bir iş toplantısına katılma eğilimi, iş insanlarınca hoş karşılanmaz. Açılan valize, Calvin Klein traş çantası yerleştirilir. Traş çantasının içerisinde 100ml’ten küçük şampuan, traş köpüğü, traş kremi, göz altı bakım kremi, nemlendirici, diş macunu, dış fırçası gibi makro ihtiyaçların seyahat için hazırlanmış mikro versiyonları koyulur. Okyanus ötesi uçulacağı için giderken takım elbise giyilmez, takım elbise kendisi için hazırlanmış özel deri kılıfa itina ile yerleştirilir ve havalimanına doğru valizle birlikte elde seyahat eder.
Uçuştan yaklaşık 3 saat önce havalimanına varılır. Hatırı sayılır kredi kartlarından birinin valesine araç teslim edilir. Dış Hatlar Gidiş bölümünden E Kapısı’ndan giriş yapılır. E Kapısı “Business Class” yolcular için ayrılmış özel bir kapıdır. Daha nazik ve hızlı bir güvenlik deneyimi yaşanır. Üzerinizdeki herhangi birşey öttüğü takdirde “bir daha geç” gibi bir söyleme “Business Class” yolcuları çok fazla maruz kalmazlar.
Güvenlikten geçilmiştir ve sıra vize harcı yatırıp pul almaya gelmiştir. Bir dakika, bu işlem zaten Administrative Assistant tarafından çoktan halledilmiştir. Pul itina ile pasaporta yapıştırılır. Boarding Pass’a da yapıştırılabilmektedir. Ancak İş İnsanı genellikle Boarding Pass’a pul yapıştırmaz. Bunun temelde iki nedeni vardır. Birincisi, pasaporta ne kadar çok pul yapıştırılırsa, İş İnsanı’nın o kadar çok giriş çıkış yaptığı belli olur. Herkesin gözünde “Oha be olm adam amma girmiş çıkmış memlekete” imajı oluşur. Akabinde pasaportta yer kalmaz ve değiştirilmesi gerekir. Böylece herkesin gözünde “Oha be olm adam sürekli bir yerlere gitmiş bu kaçıncı pasaport” imajı oluşur. İkincisi ise, obsesif kompulsif kıllanmadır. Acaba Boarding Pass’ın üzerindeki pulu pasaport polisi kabul edecek midir? Acaba kaybolur mu? vs gibi soru işaretlerinden dolayı pasaporta yapıştırır.
Kontuar numarasına ekranlardan bakılmaz. Gidilen okyanus ötesi mekan için ayrılan kontuarlar genellikle aynıdır ve bu da sık uçan “Business Class” yolcuları tarafından bilinmektedir.
İlgili kontuara doğru emin adımlarla ilerlenir. Ortam süzülür. Hangisi en hızlı işlem yapıyor? Hangi sıra daha az? Aradan millete malzeme olmadan kaynayabilir miyim? gibi zihinsel söylemleri baz alan antremanlar yapılır. Genellikle en az sıra olan tercih edilir. Online Check-in sıraları genellikle az sıra olan yerlerdir. Online Check-in yaptırılmamış olunsa bile “Aaa yaptırmıştım, sistemde gözükmüyor olmalı” gibi söylemlerle bu kontuarda işlem yaptırılabilir. İş İnsanı genellikle az valizlerle seyahat ettiği için pek fazla valiz verme eğiliminde değildir. Ancak okyanus ötesi gibi uzak uçuşlar için bu dinamik değişebilir. Kontuar görevlisinden “lounge card” alınır. Lounge card, Business Class Lounge’unun pasaportudur. Pasaport demişken, yavaş yavaş pasaport sırasına ilerlemekte fayda var. Business Class için ayrılmış ayrı sıraya itina ile girilir. Sırada iş dünyasından kimler var süzülür. Tanıdık var mı yok mu kontrol edilir, veritabanları taranır. Var ise hemen merhabalaşıp hızlıca ne için nereye gittiği öğrenilmeye çalışılır. Lounge’ta görüşürüz söylemi ile sıraya devam edilir. Pasaport kuyruğu, Business Class da olsa çok atraksiyon yapılabilecek bir yer olmadığı için herkes paşa paşa sırasını bekler ve gerekli işlemleri geçerek Business Lounge’a doğru ilerler.

Business Lounge’una girerken Lounge Card ilgili görevle itina verilir, akabinde hızlı ve emin adımlarla içeriye girilir. Lounge’a girildiğinde hızlı bir şekilde ortam süzülür. Tanıdık birileri var mı? Tanışmak gereken birileri var mı? Sorularının cevabı aranır. Bu arada mümkünse priz yanı boş bir yer de bakakoyulur. Eğer tanıdık ya da tanışılması gereken birileri yok ise bilgisayara ya da ipad e talim edilir. Tanıdık ya da tanışılması gereken birileri var ise kendisine yakın cenaha yerleşilir. Akabinde atıştırmalık ile birlikte gidecek içecek birşeyler alınır. Deneyim sürecinin uçak fazı da olduğu için karınlar tıka basa doldurulmaz.
Boarding zamanı gelip çatmıştır. Hızlı, emin ve özgüvenli adımlarla ilgili kapıya doğru yürünür. Kapının önüne gelindiğinde bir kenara oturup “ekonomi class” ın binişi izlenir. Racon uçağa son binmektir. Bu yüzden tüm yolcular binerken birşeyler okunur satıraralarında “ekonomi class” kesilerek analiz yapılmaya çalışılır.
Uçağa binme zamanı gelmiştir. Uçağa binerken uçuş ekibi nazik bir şekilde selamlanır. Takım elbise çantası itina ile kabin memuruna, boarding pass ile birlikte verilir. Kabin memuru da takım elbise çantasını itina ile dolaba asar.
Business Class’ta en prestijli yer A1′dir. Tüm prokotol üyeleri, VİPler, CİPler, İş İnsanları buraya oturmak için elinden geleni ardına koymazlar. Sıra arkaya yaklaştıkça statü düşmektedir. 4. 5. sıralar neredeyse adamdan sayılmazlar.
Biner binmez kabin memurunun ikram ettiği içkilerden alınır. İçkileri boşa gitmemesi gerekmektedir. Yerleştikten sonra dağıtılmamış ise hemen gazete talep edilir. Mümkünse biri konvansiyonel, biri İş İnsanı’nın dünya görüşünü ifade eden, biri de ingilizce olan en az üç adet gazete talep edilir.
Uçuş esnasında kullanılacak malzeme çantası ve terlikler teslim edildikten sonra, ayakkabılar kontrollü bir şekilde çıkarılır ve uçuş çorapları giyilir. Terlikler duruma ve tercihe göre giyilecektir. Koltukların tuşlarına olan hakimiyet kabindeki diğer yolculardan anlamlı düzeyde farklılaştırıcı bir unsurdur. Hala bir sürü İş İnsanı kabin içi eğlence platformunun ekranını çıkarmayı bile beceremez iken bu konuda meleke kespetmiş İş İnsanı büyük beğeni ve takdir topladıkları gibi koltuk ve uçak içi eğlence platformu ile ilgili olarak kabinde kanaat önderi olurlar.
Bir taraftan kabin içi eğlence platformu ile haşır neşir olunurken bir taraftan da soğuk tabağı için gerekli hazırlıklar yapılır. Alınan soğuk tabağının tamamını yemek kişisel imaj açısından çok şık durmayacağından belli parçalar dokunulmadan bırakılır. Sıcak siparişinde kabinin tansiyonuna göre haraket edilir. Herkes et, pilav, kebab vs söylüyorsa mümkünse balık tercih edilir. İş İnsanı, verilen hangi çatal, bıçağın hangi yemek ile nasıl ve ne zaman kullanılacağı konusunda üstadtır.
Yemek faslı bittikten sonra kitap ve dergi faslı başlamaktadır. Özenle seçilmiş bir kitap (piyasada her yerde çok sık rastlayamayacağımız cinsten, tercihen ingilizce) ve dergi (monocle tadında) okuma deneyiminin ifadesinde başrol oynarlar.
Kitap ve dergi faslını müteakip koltuk ayar optimizasyon süreci ile hafif uyku moduna geçilebilir. Burada önemli olan hızlı ve kendinden emin haraketlerle koltuğu uyku konumuna getirebilmek ve battaniyeyi doğru ve etkin bir şekilde üzerine konumlandırabilmektir.
Kabin içerisinde koltuklar arasında tanışmalar, konuşmalar, koklaşmalar olabilir. Bu sürece dahil olan kişilerin pozisyon, çalıştıkları şirket, yönettikleri bütçe, sahip oldukları kurum gibi kriterlere göre dahil olunur ya da olunmaz.
İniş öncesinde okyanus ötesi ülkeye giriş için dağıtılan formlar doldurulur. Formda yer alan yanınızda ne kadar para var sorunu kabindeki diğer kişilerin nasıl cevapladığına dair zımni bir araştırma içerisine girilir. Ortalamaya göre meblağ yazılır.
İniş işlemi hissedilir, daha anons yapılmadan gerekli tertibat alınır. Uçak yere indikten sonra dağıtılan “Priority Pass” kartları ile birlikte uçak terk edilir, uçak terk edilirken kabin ekibine ve pilota teşekkür edilir.
Uçaktan iner inmez “Priority Pass” okları takip edilerek pasaport kuyruğunun acısını hissetmeden ülkeye süzülürek giriş yapılır…
Bu yazının yol açabileceği tüm sonuçları, tüm izleri acaba iyice yok edebildim mi? Acaba bu yazının hiçbir işe yaramamasını sağlayabildim, ona tüm anlam verme girişimlerini engelleyebildim mi? Sürdürülen şu Hiçliğe acaba bir katkım oldu mu?

Bir kelimenin anlamı hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizde Ekşi Sözlük’ün kapısını çalmak adetten olduğu için konkur kelimesi Ekşi Sözlük’ün görüşlerini istedim. Kendileri şu şekilde buyurdular:
“yarışma. özellikle Fransız ekolünden yetişmiş (devlet güzel sanatlar akademisi) mimarlar tarafından hala yarışmalara verilen isimdir.”
“reklamverenin çeşitli reklam ajanslarına başvurarak bunu bildirmesi ve aralarından birini seçebilmesi için örnek kampanya hazırlamalarını istemesi hadisesi.”
Fransız kökenli konkur kelimesi her ne kadar bize rekabeti tanımlasa da reklam dünyasında konkur, marka kapma meydan muharebesi, olarak algılanır.
Markalar, kendilerini ajansların yetenekli ellerine teslim etmeden önce, hangi ajansla, doğru ten uyumunu yakalayabileceğini anlamak için konkur açarlar.
Konkur süreci öncesinde markalar, çağıracakları ajansları, ajansları değerlendirecekleri kriterleri tanımlarlar. Toplantı salonlarında bahar temizliği yapılır. İkram da kullanılacak bardak, çanak gözden geçirilir. Mide yakıcı cinsinden çakma kuru pastalar tedarik edilir. Akabinde brief hazırlanır ve basına haber sızdırılır.
“Ey basın, biz konkura çıkacağız, siz şimdiden konuşmaya başlayın. Ama ben bunu sana resmi olarak söylemedim. Anladın sen…”
Sızan haberler, ajanslara gereken adrenalini sağlar. Herkes kimlerin çağırılacağı hakkında fikir yürütmeye başlar. Sadece fikir yürütmek yeterli olmaz. Adres defterlerinden ilgili markada tanıdık kimin olabileceği, markadan birilerinini tanıyan bir tanıdık olup olmadığı araştırılır. Marka ile irtibata geçilir ve “Müsaitseniz konkurunuza gelmek istiyoruz!” mesajı verilir. Bu mesaja ek olarak firma sunumu, “showreel” lar ve müşteri yorumları gönderilir. Profesyonel ve etkileyici kendini ifade süreci tamamlanmış olurken, geriye sadece arada sırada, mail ve telefonla markayı dürtüp “Ben buradayım hatırladın mı, e hadi çağırmadın!” demek kalır.
Marka, çağırılacak ajansları belirler ve brief almak üzere kendilerini davet eder. Ajanslar, brief almak için gelmeden önce “Nasıl olurda markaya brief esnasına özgün bir soru sorup kendimizi diğer ajanslar arasından farklılaştırabiliriz? Diğer ajanslara nasıl çakabiliriz?” sorusunun cevabı için ajans içi arama toplantısı, beyin fırtınası, atölye çalışması, workshop, vb. düzenler.
Brief gününde herkes kendini ifade edecek özgün reklamcı kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyer, özgün çantalarını, bilekliklerini ve saatlerini takar. Saçlar uzun ise toplanır, bıyıklar uzun ise ucu kıvrılır. iphone’lar ve Apple’lar özgün kılıflarına itina ile yerleştirilir.
Ajanslar brief toplantısı esnasında markayı daha iyi tanıma imkanı bulurlar. Binası nasıl? Güvenlik kaba mı? Fazla bekletiyorlar mı? Nasıl karşılıyorlar? Çalışanlar mutlu mu? Ofis tasarımları güzel mi? Projektörleri çalışıyor mu? Toplantı odasında plazma var mı? Çay ve suyun haricinde ikramlar mevcut mu? Toplantıya katılanlar konuya vakıf mı?
Brief zamanı geldiğinde marka yetkilileri pozisyon olarak hafiften ağıra doğru sahneye çıkarlar. En ağır kartvizitler brief başladıktan sonra gelirler. Ağır kartvizitler sahneye doğru ilerlerken ajans başkanları, avlarını dikkatle takip edip doğru bir şekilde avlanabilmek için yeterli detay toplama gayesindedirler. Marka patronları kartvizit ağırlığına göre teker teker söz alırlar. Öncelikle katvizit olarak görece hafif olan arkadaş brief ile ilgili teknik detayları verir. Bu esnada ajans başkanları, avlarına kilitlenmiş olduklarından teknik detayları dinlemezler. Nasılsa, ajanstaki junior arkadaşlardan biri konu ile ilgili herşeyi kayıt altına alacaktır. Son sözü ağır kartvizitler söyler ve raconu keserler. “Markamızı alın uçurun, satışları patlatın” Son söz söylenmiş, mevzu özetlenmiştir.
Brief sonrasında ajanslar salonu terkederken marka patronları ile tanışmak, tokaşlamak için uygun zamanı kollarlar. Ajans içi yoğun toplantılarda çıkmış olan özel mesajları marka patronları vermek için en doğru zamandır.
Brief sonrasında ajanslarda hummalı çalışmalar, uykusuz geceler başlar. Ajanslar çalışmalarını sürdürürken piyasaya;
“Olm x firması konkur açmış ya ona hazırlanıyoruz. Ulan bütün konkurlara da çağırıyorlar, kafamızı kaldıramıyoruz. y firmasının konkuru da x’ten hemen sonra. Sanki başka ajans yok, yetişemiyoruz!” tadında haberler sızdırırlar.

Ajanslar markanın belirlediği gün ve zamanlarda sunumlarını yapmak üzere tekrar çağırılırlar. Artık, savaş hazırlıkları tamamlanmıştır.
Ajans üst kadrosu, Müşteri İlişkileri Direktörü, Art Direktörü, Strateji Direktörü vb. bilimum direktör ve ajans başkanı (post modern ifadesiyle CEO su) sunum yapmak üzere ellerinde kreatifleriyle toplantı salonunda doğru emin adımlarla ilerlerler. Ajans başkanı toplantı masasının en stratejik yerine , markanın ağır kartvizitlerinin yamacına doğru kendinden emin adımlarla ilerler.
Art Direktörü ceza sahasına yakın bir yere, günün golünü atmak üzere konuşlanır. Müşteri İlişkileri Direktörü herkesi görebilecek ve sunum yapabilecek bir yeri tercih eder. Ajansın diğer çalışanları da kalan diğer stratejik yerlere, göreve hazır ve nazır olarak yerleşirler.
Müşteri İlişkileri Direktörü genel olarak bayandır ve düzgün bir Türkçe ile pozitif enerji yayarak konuşmaktadır.
Strateji bölümü sunulurken, marka patronları sürekli “Ulan bunlar bilmediğimiz şeyler mi?” edasındadır. Bu motivden dolayı ajansın rakam içeren her “slide” dına marka tarafından tatlı bir itiraz gelir. “Bu rakamlarda bir problem olabilir mi?” Ajansta çok ince ve kibar bir şekilde durumu geçiştirir.
Ajans network ajansı ise, özel bir metodolojisi, özel çizelgeleri, ve networkünün heybeti bulunmaktadır. Bu unsurlar ajans tarafından itina ile ön plana çıkarılır. Kreatiflerin sunulduğu bölüm sözün bittiği, algıların, kültürün, donanımın konuştuğu noktadır. İtina ile hazırlanmış, bir çok zimnı anlam içeren kreatifler, marka patronları tarafından çok basit kriterlerle komik bir şekilde yorumlanabilir. Bu yorumlardan içten içe etkilenen art direktör ağızına gelen talihsiz ifadeleri yutar ve sunumuna devam eder. Art direktörler genellikle sunum esnasında yerinde durmazlar. El kol haraketleri, hoplamalar, zıplamalar, tiyatro sahnesindeki gibi alçaltıp yükseltilen sesler, duyguyu marka patronlarına doğru birşekilde geçirebilmek için kullandıkları temel unsurlardır.
Ajans başkanı, sunumun marka patronlarındaki seyrine göre zaman zaman sürece müdehale eder ve ne kadar deneyimli olduğunu, benzeri ne kadar çok iş yaptıklarını, hangi ödülleri aldığını anektotlarla anlatır.
Sunum sonunda karlışıklı öpüşülüp koklaşıldıktan sonra marka patronları kendi köşesine, ajans patronları kendi köşesine çekilir ve durum değerlendirmesi yapılır.
Tüm ajanslar, ilgili kriterlere göre değerlendirilirken toplantı salonları bu kez ciddi tartışmalara sahne olur. Herkes kendi fikrini, doğrusunu sonuna kadar cansiperhanece savunur. Bu tartışmalar sürer, sürer, sürer ve sürer… Sonunda bir mutabakata varılır ve karar yönetime sunulur, yönetimin de onayı alındıktan sonra ajanslarlarla, global reklam jargonunda “Chemistry Meeting” diye geçen ten uyumu araştırma toplantıları başlar. Ajanslar yerlerinde ziyaret edilir, uzun uzun görüşülür. Ajans, tuvaletlerine ve okudukları kitaplara kadar incelenir ve zihinlerde puanlanır. “Chemistry Meeting” sonucunda herhangi bir görüş değişmemişse, seçilen ajans ya da ajanslar pazarlık için çağırılır ve pazarlık süreci başlar. Pazarlık sürecinin sonucunda da marka-ajans izdivacı gerçekleşmiş olur.
Herkese hayırlı olsun temennisiyle yüzükler takılır ve anlaşma yapılır.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine!
NOT: Bu yazı işini hakkıyla, doğru ve güzelce yapan ajans ve markaları tenzi ederek yazılmıştır. Bu ajans ve markalar bu yazıya sadece gülüp geçebilirler.

Toplanmak, toplantı yapmak iş dünyasının vazgeçilmez unsurlarının başında geliyor. Neden toplantı yapıyoruz diye sorduğumda heman aklıma; projeleri konuşmak için, değerlendirme yapmak için, çalışanların gazını almak için, çalışanları motive etmek için, çalışanlara gözdağı vermek için gibi bir sürü neden geliyor.
Sonuç odaklı olmadığı sürece, toplantılar iş dünyasanın en büyük zaman ve algı kayıplarıdır. Bir de yaşadığınız toplumun kültürel altyapısı, sohbet, muhabbet odaklı ise toplantıda geyiğin tadından yenmez. Toplantı süreci, sonuç odaklı toplantılardan, geyik odaklı toplantılara evrilir.
Toplantıya katılmak önemli bir statü sembolüdür. Toplantı insanları, “toplantım var”, “hayvan gibi yoğunum olm”, “sabahtan beri yerime oturamadım ki, bir fırsatını bulup arayacağım” gibi sitemlerde bulunurken içten içe tatlı bir haz duyarlar. Beyinlerinin içerisinden, “olm sen harbiden yoğun ve önemli bir adamsın, sürekli toplantı halindesin, insanlar senden toplantı alabilmek için uğraşıyorlar, hakimsin kardeşim” nidaları yükselmektedir.
Toplantı insanları, toplantılara belli donanımları olmadan çıkmazlar. Toplantı insanlarının günlük aksesuarlarına baktığımızda;
Moleskine kara kaplı defter, özellikle kara kaplı olması gerekir. Başka renkler “business” değildir, karizmayı düşürür. Defterin sayfaları çizgisiz olmalıdır. Çizgili defter kullanmak, “adam yönetici olmuş hala çizgisiz cetvelsiz doğru düzgün yazamıyor” imajı verebileceğinden genellikle tercih çizgisizden yana olur. Toplantı başlangıcında deftere tarih, toplantı adı ve katılımcıları yazmak profesyonelliği ifade eder.
Mont Blanc veya Cross kalem, toplantı esnasında masaya koyulur sadece çok önemli birkaç satır yazılır. Böylece insanlar, sizin ne kadar zeki olduğunuzu, herşeyi anladığınızı ve özet olarak bir iki cümle yazdığınızı düşünür. Toplantı katılımcılarından kalemi farketmeyenler için kalemin mürekkebine bakılır, açılır içi çıkarılır vs. böylece herkes kalemi tüm özellikleri ile gözlemleyebilmiş olur.
Mont Blanc, Porche, Beymen veya Vakko kartvizitlik, cepten doğrudan kartvizit çıkarmak hiç “business” değildir. Hatta bazı kesimlerde geri kalmışlık olarak adledildiğine dair rivayetler muteliftir. Kartvizit, özenle seçilmiş kartvizitlikten nazikçe çıkarılır, istense de istenmese de her karşılaşılan kişiye verilir. Burada, “ulan ben de bu pozisyonda bu şirket de çalışıyorum, boru değil beni buna göre konumlandır” mesajı verildiğine şahit olunmuştur.
Toplantı masasına dirsekleri koyunca, ceketin arasından itina ile çıkan gömlek kollarında büyük bir ihtişam ile ben buradayım diyen kol düğmeleri, kol düğmesi gerçekten çok “business” bir araçtır. Eğer kol düğmesi takıyorsanız “işinize özen gösteriyorsunuz, yönetici iseniz bu pozisyonu hakediyorsunuz değilseniz kesin yönetici olacaksınız” imajını verir. Kol düğmelerinin fark edilmesi için dirsekler özenle masaya koyulur, ceket sıvanır ve kol düğmeleri katılımcıların gözüne sokulur.
Blackberry ve iphone, özellikle Blackberry çok “business” bir aksesuardır. Bu aksesuarlar toplantı masasının altında etkin kullanılmaları ile ünlüdür. Eğer üst düzey yönetici iseniz toplantı masasının üzerinde de çatır çatır bu cihazlarla oynaşabilirsiniz. Genellikle sıkıcı toplantıların vazgeçilmez can simitleridir. Maillere bakılır, cevaplar yazılır, Facebook‘ta adam pokelenir, Twitter‘a @surada, bilmem ne toplantısındayım yazılır, Friendfeed’te like yapılır, çaktırmadan foto çekilip Flickr‘a upload edilir. Görüldüğü gibi bu araçlar, sıkıcı geçen bir toplantıyı Alice’in harikalar dünyasına dönüştürebilir.

Toplantı süreci, “baba bu konu ile ilgili toplanmamız lazım” diyalogundan sonra toplantı davetiyeleri “Meeting Request” gönderilmesi ile başlar. “Meeting request” göndermek, “meeting reuest” gelince “accept” etmek, hatta artislik yapıp “Tentative” demek veya “meeting request”i “forward” etmek toplantı insanlarının çok hoşlaştığı haraketlerdir.
Toplantıya saatinde gitmek yine hiç “business” değildir. Toplantıya ortalama 10-15 dk geç katılınmalıdır. Girer girmez “daha önce x toplantısındaydım şimdi bitti ancak gelebildim” deyip özür dilenir. Burada “ulan bu adamda ne yoğun sürekli toplantıda çok önemli bir adam, yönetim de önemsiyor” imajı verilir.
Toplantı gündemi daha önceden gönderilmiş olmasına rağmen, “naber abi nasıl gidiyor, şunu ne yaptınız?” diyalogları toplantı süresinin %28′ni oluşturmaktadır.
Toplantı gündeminin üzerinden bir iki madde ilerledikten sonra herkesin kendi bilinçaltındaki gündem su yüzüne çıkmaya başlar ve herkes toplantıyı kendi bilinçaltındaki gündeme göre yönlendirmek ister.Toplantıyı yöneten kişi baskın karakterde ise buna izin vermez, toplantı süresinin%71′inde kendisi konuşur. Toplantıyı yöneten kişi eğer pasif karakterde ise herkes kendi gündemini konuşur, toplantı uzar,uzar uzar… Herhangi bir sonuç çıkmaz.
Toplantıda herhangi bir katılımcı herhangi bir konu hakkında yaptıklarını anlatırken, O katılımcıya laf sokmak çok “business” ve “zeki” havası verir. Katılımcı, laf sokanın seviyesine inmeyip cevap vermeyince “ezik” olarak adledilir.
Toplantı platformlarında etkin performansta dalaşabilmek için katılımcılar toplantı öncesi birbirleri hakkında anlamlı argümanlar oluştururlar, deliller toplarlar. Delil bazlı, rakam bazlı, rapor bazlı laf sokmak sizi amudi olarak yükseltir.
Toplantı esnasında içecekler sorulduğunda kahve içmek (mümkünse filtre kahve veya expresso ) içme çok “business” durur. Toplantı esnasında ortaya konulmuş olan yiyeceklere sürekli dalmak imajı zedeleyebilir. Bunun yerine tabağa hiç dokunmadan “ben böyle şeyleri önemsemem, 3-5 cookie insanı değilim, sağlıklı beslenirim, nefsime hakimim” imajı verilir.
Toplantı notunu kimin tutacağı önemli bir husustur. Konuyu herkes birine delege etmeye çalışır. Ancak başkan konuyu birine delege ettiğinde, ilgili kişi küfür ede ede toplantı notunu tutar ve herkese gönderir. Gönderilen toplantı notlarını okumamak çok “business” ve “cool” bir davranıştır. Nasılsa ilgili arkadaşlar bu toplantı notunu bu kişilere bir şekilde anlatacaklardır?
Toplantı sürecinde usulen herkesin görüşünü sormak çok “profesyonel” bir davranıştır. Ama daha profesyoneli tüm bu görüşleri aldıktan sonra yine kendi görüşünü yaptırmaktır.
Ülkemiz, bir toplantı ülkesi olduğundan iş dünyamızda toplantı odaklı bir iş dünyasıdır. Bizdeki toplantılar genelllikle muhabbet odaklı toplantılardır. Osmanlı’dan günümüze loncalarda, kıraathanelerde, toplanmaya, sohbet etmeye alışkın olan kültürel mirasımız bu alışkanlığını geçmişteki araçların post modern haliyle iş dünyasında toplantı masalarında devam ettiriyor. Bize de aksesuarlarımızı yüklenip toplantıdan toplantıya koşmak kalıyor.
Herkese iyi toplantılar…

Güllük gülistanlık devam eden “piyasa” şartlarına gökten zembille kriz parametresi dahil oldu. “Piyasa”, doyumsuz aktörlerini hiç bir zaman tatmin edemeyeceğini ve fiziksel varlıklarla finansal varlıklar arasındaki uçurumları kapatamayacağının farkına vardı ve doyumsuz üyelerinden bazılarının da kellesine mal olacak operasyonu başlattı.