<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>y=f(yuce) &#187; Kitap Dünyası - y=f(yuce) - There is No Aphrodisiac Like Innocence.</title>
	<atom:link href="http://www.yucezerey.COM/category/kitap-dunyasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yucezerey.COM</link>
	<description>There is No Aphrodisiac Like Innocence.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 04:23:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Tarihsel Şahsiyetlerin Sıradışı Özellikleri</title>
		<link>http://www.yucezerey.COM/tarihsel-sahsiyetlerin-siradisi-ozellikleri/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.COM/tarihsel-sahsiyetlerin-siradisi-ozellikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 18:38:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yüce Zerey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl Bilirdiniz?]]></category>
		<category><![CDATA[NTV Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Kuzuloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Zerey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=507</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık bir aydır elimde dolanan ve henüz bitirebildiğim ve keyif aldığım bir kitaptan çıkardığım notları paylaşmak istedim. Kitabımız,  NTV Yayınları&#8217;ndan, John Lloyd ve John Mitchinson tarafından yazılmış , Nurettin Elhüseyni tarafından İngilizce&#8217;den Türkçe&#8217;ye çevrilmiş:  Nasıl Bilirsiniz? (447 sayfa) NTV Yayınları Türkiye&#8217;de önemli bir eksiklik olan popüler kültür referans kitap yarasına derman oldu. Kendilerini tebrik ediyorum. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık bir aydır elimde dolanan ve henüz bitirebildiğim ve keyif aldığım bir kitaptan çıkardığım notları paylaşmak istedim.</p>
<p>Kitabımız,  <a href="http://www.ntvyayinlari.com/">NTV Yayınları&#8217;ndan</a>, John Lloyd ve John Mitchinson tarafından yazılmış , Nurettin Elhüseyni tarafından İngilizce&#8217;den Türkçe&#8217;ye çevrilmiş:  <strong>Nasıl Bilirsiniz? </strong>(447 sayfa)</p>
<p><a href="http://www.ntvyayinlari.com/">NTV Yayınları</a> Türkiye&#8217;de önemli bir eksiklik olan popüler kültür referans kitap yarasına derman oldu. Kendilerini tebrik ediyorum. Bu konuda emeği geçen Sevgili Dostum <a href="http://mserdark.com/">M. Serdar Kuzuloğlu</a>&#8216;na da ayrıca teşekkür etmek istiyorum.</p>
<p>Nasıl Bilirsiniz? Tarihsel şahsiyetlerin sıradışı özelliklerini belli bir kategorizasyona göre sunuyor. Bu kategorizasyon bence kitabın en büyük alamet-i farikası.</p>
<p>Kitabı olurken aldığım rassal notlar aşağıdaki gibidir:</p>
<p><strong>Leonardo da Vinci: Gayrimeşru Dahi </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://teaching.zachwhalen.net/comics/sites/teaching.zachwhalen.net.comics/files/images/Leonardo_DaVinci.jpg" alt="" width="380" height="280" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>İtalya&#8217;nın küçük bir dağ kasabasındaki bir noterin gayrimeşru oğlu, annesi Caterina ise bir Arap köle</li>
<li>Gayrimeşru olması Leonardo&#8217;yu üniversiteye girme ya da hekimlik ya da avukatlık gibi saygın mesleklerden birini edinme şansından mahrum bıraktı.</li>
<li> Tank, paraşüt, hendek açmaya yönelik vinç, banyo için sıcak ve soğuk suyun birlikte aktığı musluk, katlanır mobilya, dalgıç tüpü, otomatik davul, otomatik açılıp kapanan kapılar, spagetti pişirme aleti, bıçak bileme aleti, yumurta dilimleme aleti, sarımsak ezme aleti gibi şeyleri Da Vinci&#8217;nin zekasına  borçluyuz.</li>
<li>Ağaç halkalarını sayma yoluyla ağaç yaşının bulunabileceğinin farkına varan ilk kişi oldu.</li>
<li>Gökyüzünün neden mavi olduğunu Lord Rayleigh&#8217;nin moleküler saçılmayı bulmasından 300 yıl önce açıklayabildi.</li>
<li>Tuttuğu notların tamamını tersten yazıyordu. Tuttuğu notlar ayna yardımı ile okunuyordu.</li>
<li>Hiç kimsenin olmadığı bir dönemde vejetaryendi.</li>
<li>Matematikte çok kötüydü, temel geometriyi ancak öğrenebildi ve aritmetik hesapları çoğu kez yanlıştı.</li>
</ul>
<p><strong>Sigmund Freud: Çenesi Olmayan Psikanalist </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://blog.syracuse.com/shelflife/2008/05/medium_freud.jpg" alt="" width="240" height="174" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Daha iki buçuk yaşındayken annesini bir tren kompartımanında çıplak görmek Freud&#8217;un libidosunu uyandırdı ve o andan itibaren tren yolculuğuna karşı ömrü boyunca sürecek bir dehşet duymaya başladı.</li>
<li>Otuz yaşında evlenene kadar bekaretini korudu.</li>
<li>Otuz yaşında tutulduğu ilk kişi arkadaşlarından birinin annesiydi.</li>
<li>Günde yirmi adet puro içiyordu. Ağız kanserine yakalandı. Izdırap verici 30 ameliyat geçirdi, bütün üst çenesi  ile damağının sağ tarafı alındı; yemek yemesi konuşabilmesi için ağızına uygun bir plaka takıldı.</li>
<li>II. Dünya savaşının başlamasından üç hafta sonra öldü.</li>
</ul>
<p><strong>Isaac Newton: Ieova Sanctus Unus </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://www.myclassiclyrics.com/artist_biographies/images/Isaac_Newton_Biography.jpg" alt="" width="322" height="292" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Newton on yedi yaşındaydı. Zor durumdaki annesi toprağı sürmesi için onu okuldan aldı.</li>
<li>Gözlerini çayırlara dikerek geçirdiği iki yılda Newton&#8217;un başına tam olarak ne geldiği hala bir gizem olarak duruyor. Saplantılı kişiliği Asperger sendromu gibi hafif bir otizm geçirmiş olabileceği kanısını uyandırıyor.</li>
<li>Bu doğru olsun olmasın Newton kesinlikle tuhaftı</li>
<li>Sıklıkla yemek yemeyi unutur ve aklına geldiğinde de çalışma masasının başına dikilerek yerdi.</li>
<li>Kimi zaman laboratuvarında ateşi söndürmeksizin altı hafta aralıksız çalıştığı olurdu.</li>
<li>Paranoyaklığı ile ünlüydü. Yanında çalışanların dürüstlüğünü sınamak için pencere kenarında altın parayla dolu bir kutu bulundururdu.</li>
<li>Cinsel ilişkiye hiç girmeden öldüğü neredeyse kesindir.</li>
<li>Newton&#8217;un gizli bir ikinci yaşamı daha vardı. Simya ve büyü ile hayli ilgiliydi. Kütüphanesindeki 270 kitabın yarısından fazlası simya, mistisizm ve büyüyle ilgiliydi.</li>
</ul>
<p><strong>Salvador Dali: Annesinin Portresine Tüküren Ressam</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://tigertailfoods.com/wp/wp-content/uploads/2009/11/Salvador-Dali.jpg" alt="" width="350" height="447" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Saygın bir avukat ve katı bir disiplin meraklısı olan babasını inadına kızdırıp cezalandırmaya yöneldi. Sekiz yaşına kadar kasıtlı olarak yatağını ıslattı ve evin her tarafına dışkılayarak, ömür boyu sürecek bir pislik saplantısı edindi.</li>
<li>Aslında gayet düzgün yazabilmesine rağmen babasını daha da kudurtmak için okunmaz bir el yazısı geliştirdi.</li>
<li>Dali, annesinin ölümünü hayatında yediği en büyük darbe olarak niteleyecekti. Ancak &#8220;Bazen Annemin Portresine Zevkle Tükürürüm&#8221; ifadesi de kendisine aitti. Bu ifade Dali ile babası arasındaki ilişkiyi koparttı.</li>
<li>Babası ile bir kavgaları sonrasında Dali, sperm dolu bir kaputu babasına uzatarak &#8220;Al şunu artık sana hiçbir borcum yok&#8221; dedi.</li>
<li>Mastürbasyon müptelasıydı.</li>
<li>Eşini başka erkeklere sunmak daha çok tercih ettiği bir şeydi.</li>
</ul>
<p><strong>Epikür: Böbrek Taşlarından Müzdarip Filozof</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://www.ulumulhikmekoeln.de/bilder/epikur.png" alt="" width="120" height="170" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Gamsızlığı ile tanınırdı.</li>
<li>Ana fikri: Acıdan kurtulmanın yolu korkudan arınmaktır. Kaybetme korkusu, açığa çıkma korkusu ve en kötüsü de ölüm korkusu.</li>
<li>Köleler ve kadınlar için eşit hakları savunan ve herkese parasız eğitimi öneren ilk kişi idi.</li>
<li>&#8220;Zararı asgariye indirirsen, mutluluğu azamiye çıkarırsın&#8221; derdi.</li>
<li>Birçok Romalı öğrencisinin mezar taşında yer alan Latince Non, fui, fui, non sum, non curo (Yoktum, varım, olmayacağım, umrumda değil) hümanistlerin cenaze törenlerinde sıklıkla kullanılır.</li>
<li>&#8220;Bir adamı mutlu etmek istiyorsan, onu daha zenginleştirmek yerine arzularından arındır.&#8221; derdi.</li>
</ul>
<p><strong>Benjamin Franklin: On Parmağında On Marifet </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://scrapetv.com/News/News%20Pages/usa/images-4/benjamin-franklin.jpg" alt="" width="357" height="446" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Vejetaryenlik, kardeşçe sevgi, böbrek taşları, Asla Amerikan Başkanı olmamış Amerikan Başkanı, Benjamin Franklin&#8217;in etiket bulutunu oluşturuyor.</li>
<li>Amerika&#8217;nın
<ul>
<li>ilk halk kütüphanesini kurdu.</li>
<li>ilk sivil itfayesini kurdu.</li>
<li>ilk yangın sigorta planını yaptı.</li>
<li>ilk halk hastanesini açtı.</li>
<li>ilk kent sokak aydınlanmasını gerçekleştirdi.</li>
</ul>
</li>
<li>Pennsylvania Üniversitesi&#8217;ni kurdu.</li>
<li>Aynı zamanda önemli bir mucit olan Franklin&#8217;in icatları arasında, paratoner, odyometre (kilometre sayacı), kütük yakılan ev sobası, yüksek raflardaki kitapları almaya yarayan bir uzatma kolu, yirmi dört saatlik kadranlı bir duvar saati, yelpaze takılı sallanan sandalye, cam armonika, çift odaklı mercek yer almaktadır.</li>
<li>Cornwall&#8217;daki Famouth limanından çıkan posta vapurlarının New York&#8217;a varmasının Londra&#8217;dan denize açılan tüccar gemilerine oranla iki hafta fazla sürmesi kafasını kurcalayan bir konuydu. Gizemi çözmek için doğrudan yaklaşım yolunu tuttu ve bir Nantucket balina gemisi kaptanı olan kuzeni Timothy&#8217;yi akşam yemeğine davet etti. Balina avcılarının ve tüccarların sakındığı, ama posta vapurlarının içine daldığı azgın bir okyanus akıntısı olduğunu öğrenince, tecrübeli gemicilerden oluşan bir grubu akıntının haritasını çıkarmakla görevlendirdi ve akıntıya <strong>Gulf Stream</strong> adını verdi.</li>
<li>ABD&#8217;nin dünyada iki süper güç olan, Fransa ve Büyük Britanya tarafından tanınmasını sağladı.</li>
</ul>
<p><strong>Cengiz Han: Mezarının Yerini Sadece Dişi Bir Deve Biliyor </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://img29.imageshack.us/img29/7545/cengizhan150808byk62194.jpg" alt="" width="334" height="250" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük imparatorluğun başıydı.</li>
<li>İskender&#8217;in kurduğu imparatorluğun 4 katı ve Roma yönetimindeki toprakların 2 katı idi.</li>
<li>Cengiz Han bu toprakları yoktan başlayarak 20 yıl içinde elde etti.</li>
<li>Çok genç yaşta evlendi. Kısa bir süre sonra karısı Börte vahşi Merkit kabilesince kaçırıldı ve tecavüze uğradı. Karısını geri aldılar ve döndüğünde bir oğlan çocuk doğurdu.</li>
<li>42 yaşında tahta geçti.</li>
<li>Yam olarak bilinen hızlı bir haberleşme sistemi kurdu. Bir tür Asya atlı postası gibi işleyen bu sistem 225 km aralıklarla bütün imparatorluğu saran, insanlı ikmal konaklarından oluşan bir zincirdi.</li>
<li>Bir Moğol ordusu günde 150 km den fazla yolu rahatlıkla alırdı. Süvariler yemeklerini hareket halinde yer ve hatta dört nala giderken ayağa dikilip hacet giderirlerdi.</li>
<li>Moğollar genellikle büyük bir kenti kuşatmak yerine düşman ordusunu pusuya düşürüp savaş alanında yok etmeye çalışırlardı; ama kente girileceği zaman hem acımasız hem de son derece özgün yöntemlere başvururlardı.</li>
<li>Önce savunmasız küçük yerel kasabalar alınır ve buradan kaçanlar kente doğru sürülürdü, böylece yaşam alanları ve gıda kaynakları baskı altına alınırdı. Ardından çevredeki akarsuların çığırları değiştirilerek kentin su kaynağı kesilirdi.  Son derece etkili olan Moğol mancınıkları bazen veba kurbanlarının cesetlerini kent surlarından içeriye atardı. Biyolojik silahların ilk örneklerinden biriydi bu. Kentin teslim olması halinde, erkeklerin hepsi öldürülürdü, ama geri kalanlar kurtulurdu.</li>
<li>Marco Polo&#8217;ya göre Cengiz Han&#8217;ın öldürdüğü insan sayısı 20bin in üzerindeydi.</li>
<li>Orta Asya&#8217;nın şimdiki erkek nüfusunun yüzde 8&#8242;inin doğrudan Cengiz Han&#8217;ın soyundan geldiği saptanmıştır.</li>
</ul>
<p><strong>John Harvey Kellog: Mısır Gevreğinin Mucidi </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter" src="http://www.uvm.edu/~lkaelber/eugenics/MI/MI2.jpg" alt="" width="252" height="335" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Dr. John Harvey Kellogg&#8217;un basit bir sloganı vardı: &#8220;Maymun ne yiyorsa onu yiyin, yani aşırıya kaçmadan sade yiyeceklerle yetinin&#8221;</li>
<li>Doksan iki yaşına varmak üzereyken öldüğünde hala bakirdi.</li>
<li>Uzun süren deneylerden sonra mısır gevreğini buldu</li>
<li>Sigaraya kampanya açan ilk doktorlardan biriydi.</li>
</ul>
<p><strong>Henry Ford: Sağlıklı Beslenen Fabrikatör</strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://www.nndb.com/people/294/000027213/henry-ford.gif" alt="" width="300" height="300" /><br />
</strong></p>
<ul>
<li>Yetmiş beş yaşında bile hala amuda kalkabilecek durumdaydı.</li>
<li>Ellili yaşlarının sonlarında havaya sıçrayıp şömine rafındaki bir puroyu aşağı indirerek arkadaşlarını hayrete düşürmüştü.</li>
<li>Vücudun soğuk içilen suyu ısıtmak için enerji harcadığı inancıyla her zaman ılık su içerdi.</li>
<li>St. Clair Gölü&#8217;nde 999 adı verilen bir arabayla saatte 146 km ile dünya kara ulaşım hız rekorunu bizzat kırdı.</li>
</ul>
<p><strong>Nikola Tesla : 20. Yüzyılı Oluşturan Adam</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.electronicsandyou.com/electronics-history/Nikola%20Tesla.jpg" alt="" width="308" height="379" /></p>
<ul>
<li>Bazılarının dünya teknolojisini modernleştirmek üzere Venüs&#8217;ten gönderildiğine inandığı Sırp Mühendis, Nikola Tesla idi.</li>
<li>Günümüzün bütün elektrik şebekelerinin temelinde yatan dalgalı akım sistemini geliştirmesinden dolayı &#8220;elektriğin koruyucu azizi&#8221; lakabı takıldı.</li>
<li>Elektromanyetik, robot bilimi, uzaktan kumanda, radar, balistik, ve nükleer fizik alanındaki buluşlarıyla 700 den fazla patent aldı.</li>
<li>Bize radyoyu, x ışını tüplerini ve fluoresan ışını veren Tesla bobinini icat etti.</li>
<li>Üniversite yıllarında boş zamanlarına kendi kendine beş dil öğrendi.</li>
<li>Geceleri iki üç saatten az uyurdu.</li>
<li>Westinghouse ve Tesla, 1898&#8242;de dünyanın ilk hidroelektrik santralini kurdular.</li>
<li>Wilhelm Roentgen&#8217;den üç yıl önce x ışınlarını buldu ve biyolojik risklerine dikkat çekti.</li>
<li>Marconi&#8217;den iki yıl önce telsiz dalga aktarıcısını geliştirdi, telsiz kumandasını icat edip patentini aldı.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.COM/tarihsel-sahsiyetlerin-siradisi-ozellikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür&#8217;e Dair III</title>
		<link>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-iii/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 22:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yüce Zerey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Zerey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=447</guid>
		<description><![CDATA[Cerrah, bir uzvun alınmasıyla alınmaması arasında bir fark yoksa, onu bırakır. Ama şair ya da yazar, o kelimenin orada durmasıyla durmaması arasında bir fark yoksa, onu oradan çıkarmak zorundadır. Son dönemlerde telif metinlerden ziyade çok yoğun bir şekilde tercüme metinleri görüyoruz. 1980&#8242;den önce tercüme eserler basan bir yayınevi yoktu. Şimdi ise neredeyse sadece tercüme yayınlanıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/04/Culture_by_darkarchmage1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-450" title="Culture_" src="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/04/Culture_by_darkarchmage1-300x212.jpg" alt="" width="300" height="212" /></a></p>
<p><em>Cerrah, bir uzvun alınmasıyla alınmaması arasında bir fark yoksa, onu bırakır. Ama şair ya da yazar, o kelimenin orada durmasıyla durmaması arasında bir fark yoksa, onu oradan çıkarmak zorundadır. </em></p>
<p>Son dönemlerde telif metinlerden ziyade çok yoğun bir şekilde tercüme metinleri görüyoruz. 1980&#8242;den önce tercüme eserler basan bir yayınevi yoktu. Şimdi ise neredeyse sadece tercüme yayınlanıyor. Bu metinler bir bakıma bizim düşünce gündemimizi tayin ediyor.</p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;de entelektüeller yabancı dilde metin yazıyor. Esasen dille düşünce arasında çok yoğun bir bağlantı var. Türkiye&#8217;de düşüncenin gelişimi anlamında belki de tek ölçüt, Batılı metinlere baksak bile kendi söylecek sözümüzün olması ve bunun Batılı sözün içinde kaybolmamasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür&#8217;e Dair II</title>
		<link>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-ii/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 21:44:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yüce Zerey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Modernler hep birbirine benzer. Modern şehirler, modern alış veriş merkezleri  bu yüzden aynı üretim bandından çıkmış gibidir. Bir marka da öyledir.  Markaların üretim sürecinde  birçok kişinin (tasarımcılar, uygulamacılas vs) emeği vardır. Bir marka, bir kişiden ziyade ortaklaşa bir çabanın ürünüdür; markalaşıldıktan sonra da seri üretime geçilir. Siz A markasını kullanırsınız, arkadaşınız da kullanır. İki A [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/04/Modern_by_andy1349.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-445" title="Modern" src="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/04/Modern_by_andy1349-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a></p>
<p>Modernler hep birbirine benzer.</p>
<p>Modern şehirler, modern alış veriş merkezleri  bu yüzden aynı üretim bandından çıkmış gibidir.</p>
<p>Bir marka da öyledir.  Markaların üretim sürecinde  birçok kişinin (tasarımcılar, uygulamacılas vs) emeği vardır.</p>
<p>Bir marka, bir kişiden ziyade ortaklaşa bir çabanın ürünüdür; markalaşıldıktan sonra da seri üretime geçilir. Siz A markasını kullanırsınız, arkadaşınız da kullanır. İki A kullanan arasında bir eşitlik peyda olur. Bu sözde eşitlik, insan arasında sanal bir memnuniyete yol açar.</p>
<p>Bahsi geçen süreç bir nevi tektipleşme sürecidir. Hem tek tipleşme, hem de bir markayı ele geçirmiş olmanın, diğeri ile aynı seviyeye ulaşmış olmanın verdiği aldatıcı rahatlama hissi, tüketim toplumundaki tipik bir eğilimdir.</p>
<p>Dolayısıyla marka yapılır, sunulur, moda olur, satılır, sonra tekrar yerini başka bir yere bırakır. Bir müddet sonra biter. Ama imza hiçbir zaman kendini satmaz.  O bir varlık meselesidir.</p>
<p><em>Kaynak: Kutlu, Mustafa; “Türkiye Söyleşileri 2: Kültür”, Eylül  2007, Küre Yayınları</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür&#8217;e Dair I</title>
		<link>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-i/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-i/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 22:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yüce Zerey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Küre yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Cansever]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Zerey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[1919’da, 20 yaşında bir Fransız genç,  İstanbul’da altı ayını geçiriyor. Beyoğlu’nda oturuyor, tarihi yarımadayı geziyor. Oradan ayrılırken bindiği vapurda defterine şunları not ediyor: “Dünyanın eşsiz güzellikteki bu latif, yumuşak yüksekliklerle, yumuşak alçaklıkların birbirini takip ettiği, bu müstesna güzellikteki topografya üzerine Türkler, bunların yüksek noktalarına yerleştirdikleri abidelerle, muhteşem camilerle, Allah’ın yarattığı tabiata müthiş güzellikler ilave ederek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/04/Culture_Bridge_by_shadradson1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-442" title="kultur" src="http://www.yucezerey.com/wp-content/uploads/2010/04/Culture_Bridge_by_shadradson1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>1919’da, 20 yaşında bir Fransız genç,  İstanbul’da altı ayını geçiriyor. Beyoğlu’nda oturuyor, tarihi yarımadayı geziyor. Oradan ayrılırken bindiği vapurda defterine şunları not ediyor:</p>
<p><em>“Dünyanın eşsiz güzellikteki bu latif, yumuşak yüksekliklerle, yumuşak alçaklıkların birbirini takip ettiği, bu müstesna güzellikteki topografya üzerine Türkler, bunların yüksek noktalarına yerleştirdikleri abidelerle, muhteşem camilerle, Allah’ın yarattığı tabiata müthiş güzellikler ilave ederek, onu erişilmez bir güzellikler dünyasına kalbetmişler”</em> diyor.</p>
<p>Ondan sonra vapur biraz ilerliyor. Tahmin ediyorum ki, Ahırkapı açıklarında, Ayasofya ile Sultanahmet’i görüyor.</p>
<p><em>“Az meyilli çatıların saçaklarının gölgeleri altında koyu, mor renkli, cumbalı evlerin pencerelerinin tezyin ettiği mimari ve koyu yeşil renkli ağaçlarla oluşan şehir dokusu, bu büyük abidelerin kaidelerinden denize kadar sarkıtılmış muhteşem bir İran halısını hatırlatıyor”</em> diyor.</p>
<p>Bunu söyleyen kişi, modern mimarlığı kurucusu <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Le_Corbusier"><strong>Le Corbusier</strong></a>.</p>
<p>Seyahatinin son noktası İstanbul.  Geçerken Bankanlardaki Türk şehirlerini görüyor.  Oralarda herhangi eve bakıldığı zaman; bahçe evin altına devam eder ve onun üzerindeki kat da yaşama alanıdır.</p>
<p>En üst kat, yatak odalarının bulunduğu yerdir. Ev böylece, aslında direkler tarafından taşınan, altı boş olan bir yapıdır.</p>
<p><strong>Le Corbusier</strong> İstanbul seyahatinden sonra 1925’teki modern mimarlar kongresinde, <em>“evler toprağa oturmamalıdır, topraktan yükseltilmiş olmalıdır, kolonlarla taşınmalıdır”</em> diye bir öneri getiriyor.</p>
<p>O kongrede bütün bunlar kabul ediliyor. Şimdi bütün dünyada, kolonlar üzerine inşa edilen binanın <strong>Le Corbusier</strong>’in icadı olduğu sanılıyor.</p>
<p><strong>Konfüçyüs:</strong> <em>“Eskilerin büyük bilgisi kaybolduğundan beri, insanlık çok büyük ıstıraplar ve felaketler yaşıyor. İnsanlığı, yaşadığı bu ıstıraplardan ve felaketlerden kurtarabilmek için eskilerin büyük bilgisini yeniden ihya etmeye teşebbüs ettim”</em></p>
<p><em><br />
Kaynak: Cansever, Turgut; “Türkiye Söyleşileri 2: Kültür”, Eylül 2007, Küre Yayınları </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.COM/kulture-dair-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konkur İnsanları</title>
		<link>http://www.yucezerey.COM/konkur-insanlari/</link>
		<comments>http://www.yucezerey.COM/konkur-insanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 23:21:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yüce Zerey</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş İnsanları]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Konkur]]></category>
		<category><![CDATA[Konkur İnsanları]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam Konkurları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yucezerey.com/?p=279</guid>
		<description><![CDATA[Bir kelimenin anlamı hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizde Ekşi Sözlük’ün kapısını çalmak adetten olduğu için konkur kelimesi Ekşi Sözlük’ün görüşlerini istedim. Kendileri şu şekilde buyurdular: “yarışma. özellikle Fransız ekolünden yetişmiş (devlet güzel sanatlar akademisi) mimarlar tarafından hala yarışmalara verilen isimdir.” “reklamverenin çeşitli reklam ajanslarına başvurarak bunu bildirmesi ve aralarından birini seçebilmesi için örnek kampanya hazırlamalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3036/2540743451_849cfd63b1.jpg?v=0" alt="" width="400" height="292" /></p>
<p>Bir kelimenin anlamı hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizde <a href="http://sozluk.sourtimes.org/">Ekşi Sözlük</a>’ün kapısını çalmak adetten olduğu için <strong>konkur </strong>kelimesi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/">Ekşi Sözlük</a>’ün görüşlerini istedim. Kendileri şu şekilde buyurdular:</p>
<p><em>“yarışma. özellikle Fransız ekolünden yetişmiş (devlet güzel sanatlar akademisi) mimarlar tarafından hala yarışmalara verilen isimdir.”<br />
</em><br />
<em>“reklamverenin çeşitli reklam ajanslarına başvurarak bunu bildirmesi ve aralarından birini seçebilmesi için örnek kampanya hazırlamalarını istemesi hadisesi.”<br />
</em><br />
Fransız kökenli konkur kelimesi her ne kadar bize rekabeti tanımlasa da reklam dünyasında konkur, marka kapma meydan muharebesi, olarak algılanır.</p>
<p>Markalar, kendilerini ajansların yetenekli ellerine teslim etmeden önce, hangi ajansla, doğru ten uyumunu yakalayabileceğini anlamak için konkur açarlar.</p>
<p>Konkur süreci öncesinde markalar, çağıracakları ajansları, ajansları değerlendirecekleri kriterleri tanımlarlar. Toplantı salonlarında bahar temizliği yapılır. İkram da kullanılacak bardak, çanak gözden geçirilir. Mide yakıcı cinsinden çakma kuru pastalar tedarik edilir.  Akabinde brief hazırlanır ve basına haber sızdırılır.</p>
<p><em>“Ey basın, biz konkura çıkacağız, siz şimdiden konuşmaya başlayın. Ama ben bunu sana resmi olarak söylemedim. Anladın sen&#8230;”<br />
</em><br />
Sızan haberler, ajanslara gereken adrenalini sağlar. Herkes kimlerin çağırılacağı hakkında fikir yürütmeye başlar. Sadece fikir yürütmek yeterli olmaz. Adres defterlerinden ilgili markada tanıdık kimin olabileceği, markadan birilerinini tanıyan bir tanıdık olup olmadığı araştırılır. Marka ile irtibata geçilir ve  <em>“Müsaitseniz konkurunuza gelmek istiyoruz!”</em> mesajı verilir. Bu mesaja ek olarak firma sunumu, “showreel” lar ve müşteri yorumları gönderilir. Profesyonel ve etkileyici kendini ifade süreci tamamlanmış olurken, geriye sadece arada sırada, mail ve telefonla markayı dürtüp <em>“Ben buradayım hatırladın mı, e hadi çağırmadın!”</em> demek kalır.</p>
<p>Marka, çağırılacak ajansları belirler ve brief almak üzere kendilerini davet eder. Ajanslar, brief almak için gelmeden önce <em>“Nasıl olurda markaya brief esnasına özgün bir soru sorup kendimizi diğer ajanslar arasından farklılaştırabiliriz? Diğer ajanslara nasıl çakabiliriz?” </em>sorusunun cevabı için ajans içi arama toplantısı, beyin fırtınası, atölye çalışması, workshop, vb. düzenler.</p>
<p>Brief gününde herkes kendini ifade edecek özgün reklamcı kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyer, özgün çantalarını, bilekliklerini ve saatlerini takar. Saçlar uzun ise toplanır, bıyıklar uzun ise ucu kıvrılır. iphone’lar ve Apple’lar özgün kılıflarına itina ile yerleştirilir.</p>
<p>Ajanslar brief toplantısı esnasında markayı daha iyi tanıma imkanı bulurlar. Binası nasıl? Güvenlik kaba mı? Fazla bekletiyorlar mı? Nasıl karşılıyorlar? Çalışanlar mutlu mu? Ofis tasarımları güzel mi? Projektörleri çalışıyor mu? Toplantı odasında plazma var mı? Çay ve suyun haricinde ikramlar mevcut mu? Toplantıya katılanlar konuya vakıf mı?</p>
<p>Brief zamanı geldiğinde marka yetkilileri pozisyon olarak hafiften ağıra doğru sahneye çıkarlar. En ağır kartvizitler brief başladıktan sonra gelirler. Ağır kartvizitler sahneye doğru ilerlerken ajans başkanları, avlarını dikkatle takip edip doğru bir şekilde avlanabilmek için yeterli detay toplama gayesindedirler. Marka patronları kartvizit ağırlığına göre teker teker söz alırlar. Öncelikle katvizit olarak görece hafif olan arkadaş brief ile ilgili teknik detayları verir. Bu esnada ajans başkanları, avlarına kilitlenmiş olduklarından teknik detayları dinlemezler. Nasılsa, ajanstaki junior arkadaşlardan biri konu ile ilgili herşeyi kayıt altına alacaktır. Son sözü ağır kartvizitler söyler ve raconu keserler. <em>“Markamızı alın uçurun, satışları patlatın”</em> Son söz söylenmiş, mevzu özetlenmiştir.</p>
<p>Brief sonrasında ajanslar salonu terkederken marka patronları ile tanışmak, tokaşlamak için uygun zamanı kollarlar. Ajans içi yoğun toplantılarda çıkmış olan özel mesajları marka patronları vermek için en doğru zamandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Brief sonrasında ajanslarda hummalı çalışmalar, uykusuz geceler başlar. Ajanslar çalışmalarını sürdürürken piyasaya;<br />
<em> “Olm x firması konkur açmış ya ona hazırlanıyoruz.  Ulan bütün konkurlara da çağırıyorlar, kafamızı kaldıramıyoruz. y firmasının konkuru da x’ten hemen sonra. Sanki başka ajans yok, yetişemiyoruz!” </em>tadında haberler sızdırırlar.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2059/2431577387_8e97f7dd20.jpg?v=1218454340" alt="" width="400" height="396" /><br />
Ajanslar markanın belirlediği gün ve zamanlarda sunumlarını yapmak üzere tekrar çağırılırlar. Artık, savaş hazırlıkları tamamlanmıştır.</p>
<p>Ajans üst kadrosu, Müşteri İlişkileri Direktörü, Art Direktörü, Strateji Direktörü vb. bilimum direktör ve ajans başkanı (post modern ifadesiyle CEO su) sunum yapmak üzere ellerinde kreatifleriyle toplantı salonunda doğru emin adımlarla ilerlerler. Ajans başkanı toplantı masasının en stratejik yerine , markanın ağır kartvizitlerinin yamacına doğru kendinden emin adımlarla ilerler.</p>
<p>Art Direktörü ceza sahasına yakın bir yere, günün golünü atmak üzere konuşlanır. Müşteri İlişkileri Direktörü herkesi görebilecek ve sunum yapabilecek bir yeri tercih eder. Ajansın diğer çalışanları da kalan diğer stratejik yerlere, göreve hazır ve nazır olarak yerleşirler.</p>
<p>Müşteri İlişkileri Direktörü genel olarak bayandır ve düzgün bir Türkçe ile pozitif enerji yayarak konuşmaktadır.<br />
Strateji bölümü sunulurken, marka patronları sürekli “Ulan bunlar bilmediğimiz şeyler mi?” edasındadır. Bu motivden dolayı ajansın rakam içeren her “slide” dına marka tarafından tatlı bir itiraz gelir. “Bu rakamlarda bir problem olabilir mi?” Ajansta çok ince ve kibar bir şekilde durumu geçiştirir.</p>
<p>Ajans network ajansı ise, özel bir metodolojisi, özel çizelgeleri, ve networkünün heybeti bulunmaktadır. Bu unsurlar ajans tarafından itina ile ön plana çıkarılır. Kreatiflerin sunulduğu bölüm sözün bittiği, algıların, kültürün, donanımın konuştuğu noktadır. İtina ile hazırlanmış, bir çok zimnı anlam içeren kreatifler, marka patronları tarafından çok basit kriterlerle komik bir şekilde yorumlanabilir. Bu yorumlardan içten içe etkilenen art direktör ağızına gelen talihsiz ifadeleri yutar ve sunumuna devam eder. Art direktörler genellikle sunum esnasında yerinde durmazlar. El kol haraketleri, hoplamalar, zıplamalar, tiyatro sahnesindeki gibi alçaltıp yükseltilen sesler, duyguyu marka patronlarına doğru birşekilde geçirebilmek için kullandıkları temel unsurlardır.</p>
<p>Ajans başkanı, sunumun marka patronlarındaki seyrine göre zaman zaman sürece müdehale eder ve ne kadar deneyimli olduğunu, benzeri ne kadar çok iş yaptıklarını, hangi ödülleri aldığını anektotlarla anlatır.</p>
<p>Sunum sonunda karlışıklı öpüşülüp koklaşıldıktan sonra  marka patronları kendi köşesine, ajans patronları kendi köşesine çekilir ve durum değerlendirmesi yapılır.</p>
<p>Tüm ajanslar, ilgili kriterlere göre değerlendirilirken toplantı salonları bu kez ciddi tartışmalara sahne olur. Herkes kendi fikrini, doğrusunu sonuna kadar cansiperhanece savunur. Bu tartışmalar sürer, sürer, sürer ve sürer&#8230; Sonunda bir mutabakata varılır ve karar yönetime sunulur, yönetimin de onayı alındıktan sonra ajanslarlarla, global reklam jargonunda “Chemistry Meeting” diye geçen ten uyumu araştırma toplantıları başlar. Ajanslar yerlerinde ziyaret edilir, uzun uzun görüşülür. Ajans, tuvaletlerine ve okudukları kitaplara kadar incelenir ve zihinlerde puanlanır. “Chemistry Meeting” sonucunda herhangi bir görüş değişmemişse, seçilen ajans ya da ajanslar pazarlık için çağırılır ve pazarlık süreci başlar. Pazarlık sürecinin sonucunda da marka-ajans izdivacı gerçekleşmiş olur.</p>
<p>Herkese hayırlı olsun temennisiyle yüzükler takılır ve anlaşma yapılır.</p>
<p>Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine!</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazı işini hakkıyla, doğru ve güzelce yapan ajans ve markaları tenzi ederek yazılmıştır. Bu ajans ve markalar bu yazıya sadece gülüp geçebilirler. </em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yucezerey.COM/konkur-insanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

