Diyet İnsanları

Diyet İnsanları  Hayatı, tatsız tuzsuz sanal gerçekliklerine hapsetmiş insanlar

Pazar akşamları “Yarın ne giyeceğim?” sorusudur her zaman acımasızca, merminin ne kadar derine ineceğini, ne kadar can yakacağını düşünmeden, fütursuzca tetiği çeken…

Etrafta yer alan tüm aktif sesler geçici olarak beklemeye alınır ve iç sese mikrofon uzatılır. Kendisine nadir fırsat verildiğinden yakınan iç ses, bu fırsatı hodbin ve acımasızca değerlendirir, can yakar.

*   Yarın giymeyi düşündüğüm çok sevdiğim elbiseme artık giremiyecek bir bedene
sahibim ama bu gerçekle yüzleşemiyorum.

*    Pelinsu,  yarın yine süper mini yüksek topuk kombinasyonuyla beni ezecek.

*    Her Pazartesi sıradışı bir motivasyonla başladığım diyet deneyimi, güzel bir iş
yemeği ile Çarşamba öğlen ciddi darbeler alırken, kız kıza çıkılan Cuma gecesi
eğlencesinde yerle bir oluyor. Tıpkı umutlarım ve  hayallerim gibi…

*   Her sabah iki yumurta haşlayıp yanımda getiriyorum, ama o yumurtalar çevreye
verdikleri rahatsızlıktan dolayı kendilerine nefretle bakanlardan dolayı çok mutsuzlar
ve yumurtalar bile benimle birlikte olmak istemiyorlar.

*   Tek renk, hele bir de koyu renk giyersem zayıf görünürüm.

*   Üstüne büyük şekillerden ve geometrik desenlerden oluşan giysiler giymiyor; enine
çizgiler yerine, boyuna çizgileri tercih ediyorum.

*   Cepli pantolon giyip kalçalarımı küçük gösterebiliyorum.

*   Bacaklarımı  ince ve seksi göstermek için,  bacaklarımın önüne ve arkasına vücut
yağı sürüyorum.

*   Makyaj yaparken elmacık kemiklerimin altına koyu tonlarda allık sürerek yüzümü
daha zayıf gösteriyorum.

*   Makyaj yapmadan yarım saat önce yüzüme uyguladığım buz kompresi, yüzümdeki
şişkinlikleri indirmeye yardımcı oluyor.

*  Koyu rengin ince gösterdiği gerçeğinin yüzüm için de geçerli olduğunun farkındayım   ve her şeyden önce tenimi brozlaştırıyorum.

*  Sürekli yüksek topuklu ayakkabı giymek görünümü toparlar mı?

*  Saçlarımı katlı kestirdim, yanaklarımın bir kısmını örterek daha zayıf bir yüze sahip
oldum.

*  Simgenaz’ın minilerle bezenmiş kısacık boyu, çarpık bacakları, yüksek topuklarıyla
Selimcan ile fingirdeşmesini istemiyorum.

*  Bütün kızlar 100 metreden güzel görünür, ama ben fit vücudumla yakın mesafede de
fark yaratmak istiyorum.

*  Sadece aşırı zayıf kadınların dışındaki hemen hemen hepimizde zayıflama bir tutku
değil mi?

*  Sürekli olarak “Göbeğim var, dana gibiyim, zayıflamam lazım, onu yemem kilo alırım,
basenlerime yarıyor” söylemlerine herkes tarafından “saçmalama, çıtı pıtısın, çok
zayıfsın…” şeklinde cevaplar gelmesi çok hoşuma gidiyor.

* Havaların ısınmasına katlanamıyorum. Kısacık şortlarını giydikleri gibi o incecik
bacakları manken gibi fizikleri ile bütün sokakları dolduruyorlar! Hepsinden nefret
ediyorum!

*  Karatay diyeti mi? Dukan diyeti mi? Yoksa falancaya efsane kilo verdirmiş efsane Dr.
Filanca’nın diyeti mi? karar veremiyorum.

*  Lpg, infra snella, liposuction, velasmooth, kavitasyon hangisi basenlerim ile beni
barıştırır?

*  Sadece ekmeği kessem olmaz mı?

*  Vücudun belli bölgelerine özel çamur, yosun, krem türevi şeyler sürüp zayıflama
aktivitelerinde bulunarak, sağlıklı sıkılaşıyorum.

*  Ayurvedik detoksun son gününde tuvalet taşlarının desenlerini ezberledim.

*  Vata, Pitta, Kapha ve Tahta hayatımızın elementler, herkes sevdiği elementi alsın.

Diyetsiz yaşam formu olmayan bedenler büyüleme gücüne sahip, tamamıyla gerçek, gölgelerinden ve yorumdan yoksun bir hale geldiler.

Sanal, gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan yağmacı gibidir. Sanal, bizzat gerçeklik tarafından bir tür bulaşıcı ve yok edici unsur şeklinde salgılanmıştır.

Sanal Gerçeklik, gerçeklikle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Bu, nesnel gerçekliğin soyutlanma sürecinde devreye sokulan sürecin nihai aşamasıdır.

Sanal Gerçeklik coğrafyasının vatandaşları kendi cenaze namazlarında kendilerini musalla taşında gözlemleyerek, gerçek bedenlerini gömmüş ve hocanın “El Fatiha”  söylemini müteakip kendilerine  birer Sanal Beden bulmuşlardır.

Buldukları Sanal Beden’in yaptığı her hareket;  planlı, programlı ve hedef odaklıdır. Sanal Bedenler, daha fazla  ilgi, daha fazla takipçi, daha fazla ün, daha fazla refah düzeyi ve daha yüksek bir statü için sanal terler dökerler, sanal açlık çekerler.

Bunun gerçek alınterinden yoksun, aslıyla kusursuz bir benzerlik gösteren, ancak insanda sanal bir haz duygusuna yol açan sanal bir oksijen solunumu olduğu söylenebilir.

Böyle bir şeye hala solunum denilebilir mi? Soluduğumuz şey gerçekten hava mı?

Bilinmez…

Ama bilinen tek şey şu ki:

Nefes alamadığımız…

Bir Cevap Yazın