Dizi İnsanları

Büzüşen ruhlarını ferahlatmak adına, dizilerin fantastik dünyalarının vatandaşlığına geçmiş insanlar…

Hafıza arama motorunda “Dizi” kelimesini aradığında çıkan sonuçlar arasında son sıralarda; İstiklal Marşı ile açılıp, saygı duruşu ile kapanan tek kanallı TRT yıllarından kalma Cosby ailesi, Kara Şimşek, Şahin, Görevimiz Tehlike, Yalan Rüzgarı, Bizimkiler, Ziyaretçiler gibi diziler karşısına çıkıyordu.

Uzun zamandan beri ilk defa arama motorunun son sayfalarına kadar gitme cesaretini kendinde bulabilmişti. Son sayfalarda yer alan arama sonuçlarının kavram kabında ne kadar ağırlıklı yer kapladığını unutmuştu. Eski dizileri izlerken dizinin bitiminde çektiği buruk tatlı ekşili acı bambaşkaydı. Kalbinin sık kullanılan hazlarında yer alan bu deneyime, bilinçaltının sürekli sık kullanılanlardan eriştiğinin farkına vardı.

Hafıza arama motorunun ilk sayfalarına doğru ilerledikçe dizi ile ilgili olarak ne kadar çok içeriğe, duyguya, anlama sahip olduğunun farkına vardı. İlk sayfalara doğru serüven ilerledikçe diziler hakkındaki bilgiler, deneyimler, duygular ve anlamların derinliği azalıyor, ilk sayfada ise tüm bu deneyimler birer köpük halini alıyordu.

Bilgi ve anlam kirliliğinin zihinsel ve ruhsal nefes frekansınızı azalttığı şu günlerde dizi deneyimi yüzeyselleşirken, nasıl oluyor da bu kadar ilgi düzeyini zirvede tutuyor sorusu dişine kaçmış bir kırıntı gibiydi. Önemsizdi ama çok rahatsız ediyordu. Bir an önce cevap bulmak istiyordu.

Diziler Neden bu kadar çok izleniyordu?


Bağlantı Kurma: “Aynı benim gibi değil mi?”

* Olm aynı bizim hikayemiz değil mi? Çok benzetiyorum kendimi bu herife…

* Aynı acıları ben de yaşamıştım. Daldan düşenin halinden yine daldan düşen anlar…

* Polat Alemdar’ın tesbihinden aldım. Artık O’nun gibi racon kesebiliriz aşağı mahalle
delikanlılarına…

* Beni de aynen böyle terk etmişti hayvan…

Aidiyet: “Ben de onlardanım”

* Yarın herkes Kuzey Güney muhabbeti yapacak, ben de uyuz olacağım. Bari kabaca
izleyip karakterlerini tanıyayım da gerektiği yer de müdahil olurum sohbete.

* Ben de Gossip Girl izleyenlerdenim…

* Two and a Half Men’deki her diyaloğu Feys profilimde paylaşıyorum.

* Lostpedia’yı takip etmeyenler Lost’u izliyorum demesinler..

Cinsellik ve Aşk Motivleri: “Keşke onunla birlikte olsaydım?”

* Kıvanç çok iyi vücut yapmamış mı amaaaaaa… Bu adam hangi dizide oynarsa
oynasın izlerim.

* Bihter’e hasta olmayan var mı aranızda? Aşk-ı Memnu’da daha iyiydi ama…

*  Pelinsu ile çıkmak istiyorsan onun izlediği tüm dizilere hakim olmalısın,  beğendiği
diziler ile ilgili konuşabilmelisin, beğendiği dizi karakterleri gibi giyinmeli, yemeli
içmeli ve gittikleri mekanlara gitmelisin…

* Güney ile evlenilir, Kuzey ile yaşanır…

* Game of Thrones, Spartacus içimdeki hayvanı uyandırıyor. Rahatlıyorum…

* Kavak Yelleri’nde tüm arkadaş grubu birbiri ile takılıyor, bizim çocuklar da üniversitede
böyle takılıyor olabir mi?

* Sex And The City’ye özeniyorum önüme gelen ile seks yapıyorum.

Ego Evreni: “Çok İyiyim!”

* Kimsenin izlemediği yabancı dizileri izliyorum, çok iyiyim…

* Türk Dizilerini asla izlemem… İzleyenleri de kesinlikle anlamıyorum. Anlamak da
istemiyorum.

* Bu kıyafeti Küçük Sırların dün akşam ki bölümünde Ayşegül giymişti. Aynı yerden
giyiniyoruz muhtemelen…

* Çok sıkıldım artık evimizde dizi çekilmesinden, doğru düzgün hayatımızı
yaşayamıyoruz…

* Çıktığım çocuk Ezel’e ne kadar benziyor farkında değil misin?

* Dizileri, kıyafetler ve mekanlar için izliyorum.

Kırk yaşına merdiven dayamış, bekâr, yalnız yaşayan, “eğitimli insanlar tarafından çekici bulunduğunu düşünen” bir kadındı. Sosyalizm, feminizm, anarşizm, yoga, Uzakdoğu felsefesi, Taocu seks, ikebana kursları, parapsikoloji, sağlıklı beslenme, çevre duyarlığı, yeşil politika gibi çok çeşitli şeylere bulaştıktan sonra şimdi evinde nihilistçe oturuyor ve çevresindeki hemen her şeye, herkese zehirli bir dille, aşağılama dozu yüksek bir alaycılıkla yaklaşıyor. Hafıza arama motorunda dizilere dair çıkmış olduğu serüven sonucunda Türk halkının dizi izleme motivasyonlarından çok farklılaşmadığını görmek içini acıtmıştı.

Okumuş olduğu okullar, kitaplar, gezmiş olduğu ülkeler, deneyimlemiş olduğu tüm etkinliklerle, kendini, toplumda farklı bir yere konumlandırırken; kendisinin de yeri geldiğinde böğüre böğüre ağlayarak dizileri izliyor olmasını, haftasonları yeme içmeden kesilerek günde bir sezon dizi bitirmesini kendine yediremiyordu.

Beslenmesine ve sporuna azami özen göstermesine rağmen, diziler; tatlı ile olan mücadelesinde kendisinin hükmen mağlup sayılmasına neden oluyordu.

Nitelikli bir sanat galerisindeki özgün bir serginin düzgün bir davetini, büzüşmüş ruhunu ferahlatmak adına reddediyor kendini dizilerin fantastik dünyasına teslim ediyordu.

Uzun zamandan beri ilk defa, kendine uygun olarak önerilen hem yakışıklı hem de entelektüel bir erkek ile yemek için biraraya gelmişti. Karşısındaki erkek, evet yakışıklı ve entelektüeldi. Ama sürekli kendinden bahsediyordu. Yakışıklı, ne kadar iyi olduğuna dair 3 saatlik bir sınava girmiş, adeta bu konuda Türkiye derecesi yapmaya çalışıyordu. Aynı anda, aklında: “sezon finalini Cumartesi akşamına bırakmıştım, ne keyifle izlenir şimdi” düşüncesi vardı. İşte bu düşünce gerçekliği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyordu.

Eski dizilerin tadının çok daha farklı olduğunun farkındaydı, ama yeni dizilerin kendisini hayata bağlayan önemli bir unsur olduğunu daha yeni kavrıyordu…

“Hayat bazılarına mutsuz olmakla duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanırken, daha fazlasının yanına bile yaklaşmıyordu…”(Murathan Mungan)

Bir Cevap Yazın