Ebitda Niyetine

ebitda.001

Orbay, yakın arkadaşlarının ifadesi ile nam-ı diğer “Bal Orbay”, ailesinin maddi manevi fütursuz desteğini altlık yapmış; üzerine iflah olmaz şans faktörünü cilalamış ve  hayatının her evresinde dört ayak üstüne düşmüş biri. Doğuştan kazananlardan.

Rasim ise, hayatın doğrusal deviniminde ilerlerken her çentiğin bünyesinde iz bıraktığı, acı çekmeden bir sonraki seviyeye yükselmeyi henüz becerememiş,  üstüne üstlük şansın da kendisine cimri davrandığı biri. Ancak tüm bu dezavantajların yanında, zehir gibi bir kafayı, full artı full yetkinlik setini ve delikanlı cesur yüreğini de göz ardı etmemek gerek.

Orbay ile Rasim’in kader çizgileri üniversite yıllarında kesişir. Okulun popüler çocuğu Orbay, sınav öncesinde her daim Rasim’e yamanır. Rasim’den nemalanarak iyi kötü sınavları geçer.

Üniversiteden mezun olurlar. Rasim, prestijli bir bankanın MT sınavına girer. Orbay ise eş dost desteği ile yalandan bir iki yere başvurur. Ancak ilk gittiği iş görüşmesinde: “Ne işim var lan burada? Benimle iş görüşmesi yapacak adamı satın alırım, paspas yaptırırım? Bu neyin kafası?” diyerek görüşmeyi yarıda bırakarak çıkar. Profesyonel hayatta dümen tutturamayacağını anlamıştır. Akabinde ailesi omuz atar ve aldığı sermaye ile kendisine bir modern tabiri ile startup kurar. Sofistike bir projedir. Toplum henüz böyle antin kuntin bir projeye hazır değildir. Ancak prestijlidir. Cümle içinde “Mokoko projesi benim. Ben geliştirdim. (Yurt dışından ben aparttım)” dediği zaman etrafındakiler “Oooo, aaaa, vayyy, yok artık anasının nikahı” gibi tepkiler vermektedir. Yıllarca doğru düzgün para kazanmamasına rağmen ailesinin desteği ile işi sürdürür.

Rasim ise bankada müfettiş yardımcısı olmuştur. İşini zaman zaman sorgulasa da sonuçta ekmek parası deyip motivasyonunu kırmadan çalışmaya devam etmektedir.

Üniversitenin mezunlar derneğinin düzenlemiş olduğu yemeğe Rasim ilk defa katılmaktadır. Daha önce bir türlü işten güçten fırsat yaratamamıştır. Orbay ise Rasim’un tam aksine sürekli katılır. Çünkü her daim mezuniyet okazyonundan yürünecek hatun çıkar.

Orbay Rasim’i görür görmez beyindeki ışıklar bünyeye sellektör yapar. Hemen Rasim’e el ense, ayar çekmeye başlar. Orbay’ın ukala görünümünün altında karşı konulması zor bir şeytan tüyü ve kuvvetli bir ikna kabiliyeti vardır. Nasıl olmuştur, ne söylemiştir, ne vaat etmiştir, ne yaşanmıştır bilinmez. Rasim, o akşam mekanı terk ederken artık müfettiş yardımcısı olmak, hatta bankada çalışmak bile istememektedir. Orbay ile geleceğin işini yapmak belki de ilk defa kendini kendine ispatlayacağını düşünmektedir.

Rasim, Orbay’ın antin kuntin projesinin ayaklarını yere bastırıp, tüketicinin kanına karıştırmış, projeyi hayal edilemeyecek bir seviyeye getirmiştir. Ancak hala yıllar önce müfettiş yardımcısı olarak aldığı maaştan hallice bir maaş ile tam gaz çalışmaya devam etmektedir.

Orbay işi gücü bırakmış, medyada ne kadar başarılı oluğunun hikayeleriyle boy göstermeye odaklanmıştır. Her kanal, her üniversite, her sivil toplum kuruluşu Orbay’ı bu büyük başarısının sırrını anlatması için çağırmakta, Orbay da büyük bir keyifle bu talepleri değerlendirmekte ve her yerde ne kadar büyük bir adam olduğunu anlatmaktadır. Bu zamana kadar hiç bir yerde Rasim’den bahsetmemiştir. Rasim de buna çok takılmamaktadır. Orbay’ı şirketin vitrini, kurucusu olarak görüp işine odaklanmıştır.

Şirketin namı ülke sınırlarını çoktan aşmış. Yabancı yatırımcı ziyaretçilerinin, ardı arkası kesilmemektedir. Bu süreci de Rasim yönetmektedir. Orbay ise alakasız sekanslarda, şımarık kaprisli yorumlarıyla konuya dahil olmaktadır. Uzun görüşme ve değerlendirmeler sonucunda şirketin anlamlı hissesi yabancı yatırımcılara hayal edilemeyecek bir fiyattan satılmak üzeredir. Rasim, burada da çok başarılı bir iş çıkarmıştır.

Satış sözleşmesinin imzalanacağı gün. Tüm hazırlıklar tamam. Rasim, her zaman olduğu olduğu her şeyin üzerinden defalarca geçmiş son kontrollerini yaparken telefonu sürekli bilmediği bir numara tarafından aranır. “Ulan kim bu şimdi bu işin gücün arasında” diyerek hem meraklanır ama eli de bir türlü telefonu açmaya gitmez.  İmza töreni başlamak üzere. Orbay yine son dakika geldi. İmzalar atılır, şampanyalar patlatılır, demeçler verilir, selfieler çekilir, tweetler atılır, instagramlar zorlanır.

Tüm bu aksiyonlardan sonra yerine dönen Rasim masasına bıraktığı telefonda 23 cevapsız çağrı ve 7 okunmamış mesaj ile karşılaşır. Numaralarda tanıdık olmama oranı yüksek olduğu için önce mesajları okur. İlk mesajı okurken etrafındaki sesler yavaş yavaş kaybolur, hayatın seyiri yavaşlar, dili damağı kurur,  karnı ağrır, görüş açısı kaybolur. Mesajda “Anneniz ağır bir trafik kazası geçirdi. Aradık ulaşamadık. Şişli Etfal hastanesine kaldırıldı. Yoğun bakımda durumu kritik.  Polis Memuru Recep” yazmaktadır. Tansiyonu düşmesine rağmen kendini toparlayan Rasim apar topar soluğu Şişli Etfal’de alır.  Her türlü yolu deneyip yoğun bakıma girer ve annesini görür. Ağızındaki, burnundaki solunum cihazlarını ve vücudundaki direnleri görünce son beş senedir annesi ile ne kadar vakit geçirdiği sorgular. Tüm zamanını şirkete adadığı için kendinden nefret eder. “Ama olsun. Annem iyileşecek her şey güzel olacak. Ben de anneme daha çok vakit ayıracağım” diye kendi kendini telkin eder.

Annesini tam teşekküllü özel bir hastaneye aldırmasının üzerinden 37 gün geçti ancak annesi hala yoğun bakımda. Bu arada Orbay tüm bu süreç içerisinde ziyaret için bir türlü fırsat bulamadı. Ama sektreterine samimiyetsiz notlarla donatılmış havalı çiçekler yollamayı ihmal etmedi. Hastane masrafları Rasim’i zorlamaya başlar. Orbay ile konuşmak ister ama Orbay’ı bir türlü yakalayamaz.

En sonunda yakalar ve hayatında ilk defa utana sıkıla birinden para ister. Hem de sadece avans olarak. Orbay,  satış sürecinin henüz tamamlandığını, bekledikleri paranın gelmediğini istediği avansın sadece cüzi bir kısmını verebileceğini söyler. Daha cümlesi bitmeden Rasim biter. Silinir gider. Artık maddi manevi yoktur. Hayatını adadığı, adam ettiği, uğruna sevdiklerini görmediği işe harcadığı emeğin karşılığında gördüğü bu muameleyi kaldıramaz, anlamlandıramaz.

Sonuç olarak, başkalarının ebitdasını büyütmek uğruna bütün değerlerinin ebitdasının, nasıl gözünün önünde eridiği gerçeği ile yüzleşerek şirketi terk edip gider…

 14.12.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın