Herkese Benden Çay!

cay.001

Azra (29 – Bekâr), kurumsal iletişim kıdemli uzmanı. Ev hanımlığında doktora yapmış bir anne ile hamur işinde Oxford’ta kürsü sahibi olan fırıncı bir babanın kızı.

Tahmin edileceği üzere Azra’nın işletim sisteminde; yerel Türk kadını standart paketi ile çalışan metropol kadını harmanlanmış durumda. İşbu işletim sistemi hep başına bela oldu Azra’nın. Hep yerelden kaçmak, uzaklaşmak istedi ama her daim arâfta kaldı. Aldığı eğitim, çalıştığı ve takıldığı ortamlar, insanlar; kendisini, rasyonel aklı ile farklı bir noktaya çekmek istese de, vicdanı ve kalbi hep geriden gelerek ortalığı karıştırdı.

Azra’nın bir senedir mutlu bir birlikteliği var. Hayatında ilk defa deneyimlediği bir durum bu. Daha önceki sevgililerinin hepsi ağızına s….tı. Filmlerinin sonu hep acı, hüsran ve gözyaşı ile bitmişti.

Baran; Azra’dan üç yaş büyük, görgülü, iyi eğitimli düzgün bir çocuk. Ağızı olup dili olmayan ve her daim uyum sağlayanlardan. Özetle, akraba ortamlarının milli takımlarına ilk onbirde çağırılacak ideal beyefendi profillerden.

Yine lansman dönemleri ve Azra’nı iş yoğunluğu zıvanadan çıkmış durumda. Neredeyse gece gündüz hayatı ofiste geçiyor.

Çalışma arkadaşları ile arası yalandan iyi. Özele girmiyor. Yüzeysel muhabbetlerde top çeviriyor. Çünkü hepsini yüzeysel, şımarık ve samimiyetsiz buluyor. Ama bu durumu kendine bile kolay kolay itiraf edemiyor.

Ofis ortamında Azra’nın samimi gördüğü tek kişi, çaycı Ayşe Abla. Ayşe Abla ile de açıkçası çok muhabbeti yok, ama gün görmüş kalender, sağlam biri olduğunu düşünüyor. Ayşe Abla’nın yüzünden gülümseme hiç eksik olmuyor. Herkese karşı sürekli olumlu ve güler yüzlü. Hiç oyundan düşmüyor.

Günlerden Pazartesi. Sabah saatleri. Pazartesi sendromunun zirve yaptığı saatler.

Ayşe Abla çay dağıtırken, kadınlar tuvaletinden gelen ağlama sesi ile irkildi. Elindeki çayları ivedilikle bir köşeye bıraktı ve hiç düşünmeden tuvalete daldı. Ağlama sesi derin hıçkırıklarla sağdaki kabinden geliyordu. Kapıyı çaldı, ağlama sesi bir süreliğine kesildi ancak cevap gelmedi. Ayşe Abla ‘Kızım iyi misin?’ diyerek kapıyı ısrarla çalmaya devam etti. Ayşe Abla’nın ısrarı karşısında kapı içeriden açıldı ve yüzü gözü ağlamaktan şişmiş, rimeli akmış Azra; ‘İyi değilim Ayşe Abla’ dedi. Ayşe Abla, tek kelime etmeden sağı solu kontrol etti ve kimseyi uyandırmadan Azra’yı arka asansörden kaçırarak hizmet elemanlarının mutfağına götürdü. Kimse girmesin diye de kapıyı kilitledi.

AA: ’Anlat kızım neyin var? Yazık değil mi o güzel yaşlarına?’

A: ‘Anlatacak bir şey yok abla, içim acıyor sadece. Ruh halimi tarif etmem imkansız.’

AA: ‘Dene güzel kızım belki anlarım. En azından dene.’

A: ‘ Bir seneden beri devam eden güzel bir ilişkim vardı. Çok düzgün bir çocuktu. İlk defa kader yüzüme gülmüştü. Bu sefer oldu, artık doğru birini buldum diyordum. Biraz ketumdu ama çok beyefendi idi. Ta ki geçen akşama kadar…’

AA: ‘Geçen akşam ne oldu kızım?’

A: ‘Baran’ın iş arkadaşları bize yemeğe ve maç izlemeye geleceklerdi. Yemekler, mezeler, alkol, çerez falan derken hepsi dört dörtlüktü. İlk kez böyle kalabalık bir misafir geliyordu, hem de Baran’ın arkadaşları olduğundan daha da özenmek geldi içimden. Akşama doğru geldiler, düzgün çocuklardı. İyi işleri ve eğitimleri olan medeni insanlardı. Gün boyu hazırladığım her şeyi çok beğendiler ve memnuniyetlerini de pek çok kez paylaştılar. Maç sırasında içkiler su gibi içilmeye başladı. Çok fazla içildiğinden dışardan biraz daha söylemek zorunda kaldım hatta. Ben fazla içmemiştim, kendimdeydim ama Baran ve arkadaşları çok içmeleriyle birlikte dengesizleşmeye başladılar. Herkesin lafları ve bakışları garipleşmeye başladı. Baran alkol alırdı ama ölçülüydü genelde. Ben mutfakta meyve hazırlarken arkadaşlarından biri aniden belime sarıldı. Neye uğradığımı şaşırdım. Ne yapacağımı bilemedim ama kibarca ittirdim. İçerde boş tabak bakayım bahanesiyle salona geri döndüm. Arkadaşı hiç bir şey olmamış gibi tüm pişkinliği ile hemen arkamdan geldi. Daha olayın şokunu atlatamamışken diğer arkadaşı da birden bire güzelliğimden bahsetmeye başladı. Baran da oturduğu yerden pişkin pişkin benzer şeyler söyledi. Durumdan hiç rahatsız olmuyordu. Onun bu hali beni daha da çok germişti. Sürekli Baran’ın gözünün içine bakıyor, bir şey yapması için yalvarıyordum sessizce. Benim bu gerginliğimi umursamadığı gibi arkadaşlarının yanında bana yanaşmaya başladı. O ana kadar tüm bunların bir başlangıç olduğunu fark edememiştim. Baran’ın o beyfendi duruşunun altında tam bir sapık varmış. Kendisi, bu geceyi, arkadaşlarına beni teklif etmek üzere organize etmiş. Sürekli benden bahsetmiş ve hep birlikte her şeyi yapabileceğimiz hususunda hiç sıkıntı olmayacağından bahsetmiş. Arkadaşlarının fütursuzluğu buradan geliyormuş. Olaylar iyice tatsız hale gelmeye başlar başlamaz mutfaktan bıçağı aldım ve hepsine derhal evi terk etmezlerse polisi arayacağımı söyledim. Önce sallamadılar ancak gözlerimden ciddiyetimi anlayınca evi terk ettiler. Yıkıldım. Nasıl oldu da bu kadar güvendim? Nasıl göremedim? Tam doğru adamı buldum artık belki evlenebilirim derken, başıma bunlar nasıl geldi? Neden hep beni bulur bunlar?’

AA: ‘Ahh evladım. Güzel kızım… Verilmiş sadakan varmış. Bununla geçmiş olsun. Üzme kendini bu kadar. Dökme o güzel yaşlarını…’

Derken Ayşe Abla’nın sesi titremeye başladı ve cümlesini bitiremeden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O kadar şiddetli ağlıyordu ki, Azra kendini unuttu Ayşe Abla’yı teselliye odaklandı.

AA: ‘Ahh kızım güzel kızım. Gerçekten ucuz atlatmışsın. Ben zamanında senin gibi atlatamadım. Ailem dağıldı. Yıllar önce memlekette kendi halinde bir ev hanımıydım. Eşim aşırı kumarbazdı. İki oğlumun hatırına her şeyini çekiyordum. Bir gece kumar borcuna karşılık beni sattığını, yanında sattığı kaba bir adamla gelince anladık. Herkesin gözü önünde adam beni alıp götürmeye çalıştı. Ağıza alınmayacak laflar ediyordu. Kocam benimle göz göze gelemiyordu. Sürekli duvara bakıyordu. O zaman 14 yaşında olan büyük oğlum dayanamadı ve adamı bıçakladı. Allah’tan adam ölmedi, ama ağır yaralandı. Oğlum yıllarca hapis yattı. Çıkalı bir iki sene oldu. Bu olay olur olmaz eşimden boşandım. Küçük oğlumu alıp memleketi terk ettim. Çalışmaya başladım. Çay hikayesi böyle başladı. Para biriktirdim. Oğlum çıkınca de elimde avucumda ne varsa oğluma destek oldum. Elimden geldiğince. Allah’a şükür kendi yağımızda kavruluyoruz. Bu hikayeyi unutmak için çok uğraşmıştım. Bazen bir film bazen bir sarhoş hatırlatır bana bu geçmişi. Buna şükür diyerek tebessümümü bozmadan devam ediyordum. Şimdi senin yaşadıkların o günleri gözümün önüne getirdi.

A: ‘Ayşe Ablam, canım ablam. Sen de ne büyük badire atlatmışsın. Bıçağı o akşam elime aldığımdan beri yutkunamadığım bir şey vardı. Ne yaşadım ben, neden benim başıma geldi diye. Şimdi düşünüyorum senin sıkıntılarının yanında benim yaşadığım ne ki?

Konuşulanların üzerinden koca bir sene geçti. Azra, işinden ayrıldı. Yurt dışında 3 aylık hatırı sayılır bir pasta kursunu bitirdi. Memleketine anne ve babasının yanına döndü. Güzel bir pastacı dükkanı açtı. Dükkanın işletmesini de Ayşe Abla’ya emanet etti. Kocaman bir marka oldular, yatırım da aldılar. Keyiflerine diyecek yok. Baran ise başka Azra’lar arayışında…

24.05.2015 Tarihinde Radikal’de Yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın