Kana Kan 2

Kana Kan 2

20.15: Pazartesi,
Etiler, İstanbul

Kana Kan 2

Buse: ‘Hocam kusura bakmayın. 15 dakika geciktim. Kesinlikle hiç adetim değil biliyorsunuz. Ama gerçekten deli gibi bir trafik vardı.’

İsmail: ‘Sıkıntı yok, ısının başlayalım.’


20 dakika hızlı tempoda ısınan Buse artık hazırdı.


İsmail:
‘Hadi başlıyoruz. Hazır mısın?’

Buse: ‘Olmaz mıyım? Pazartesi iş üzerimden geçti zaten, şimdi sıra bende’

İsmail: ‘Yumruk tekniklerimizi biraz daha geliştirmemiz lazım. Straight Punch’ınız iyi ama Hook Punch’ınızı biraz daha geliştirmemiz lazım’

Buse: Aslında ben kendimi Hook Punch’ta da confident hissediyorum ama sonuçta öyle diyorsanız öyledir. Uzman sizsiniz!’


Buse (34), çok uluslu bir şirkette pazarlama direktörü.  Bekar ve alımlı; ancak erkeklerin yanaşmaktan tırstığı cinslerden.

Kılığı, kıyafeti, makyajı, eğitimi, CVsi ve hırsı ile erkeklerin ‘Selaaaam’ demeye çekineceği bir profil.

En belirgin özelliği hırsı.

Buse’yi yüz kişiye sorsanız ‘Nasıl biri diye?’ neredeyse tamamı: ‘Çok hırslı’ der.

Hırslı ve güçlü karakteri, iş hayatındaki başarılarının en büyük katalizörü.

Sağlıklı beslenmeye ve fit olmaya özen gösteren Buse, bu alanlara da hırsını yansıtıyor.

Eğer bir spor ile uğraşılacaksa, mutlaka o sporda etrafındaki herkesten daha iyi olmalı.

O spora dair, bilinecek veya yapılacak ne varsa herkesten daha iyi bilmeli ve yapmalı.

Son zamanlarda popüler sporu Kick-Box.

Kick-Box sayesinde bünyesinde biriktirdiği nefreti kum torbalarına ve İsmail’e yönlendiriyor.

İsmail, aslen Sivaslı olmasına rağmen uzun zamandan beri İstanbul’da.  

Anadolunun bağırından kopup gönül verdiği Kick-Box sayesinde dünyaca tanınmış sporculardan biri.

Ekmeğini yumruk ve tekmelerinden çıkaran İsmail; yaşı biraz ilerleyip eski performansından uzaklaşınca elde ettiği başarılarından dolayı havalı tüm spor salonlarının ‘özel ders hocası’ olarak ilgi odağı olmuş.

E bu kadar popüler ve başarılı bir hocanın, bu konuyu gündeme almış olan Buse ile kesişmesi de çok normal değil mi?


İsmail:
‘Çok iyi gidiyorsunuz. Biraz da Round House Kick çalışalım?’

Buse: ‘Round House Kick çalışırken instagram’a bir boomerang çeker miyiz?’

İsmail: ‘Tabiki de, sen yeter ki hakkını ver hareketin’


Buse, sosyal medyada da her alanda olduğu gibi profesyoneldi.

Bulduğu her fırsatı değerlendirir ve hakkını verirdi.

Hangi okazyonda hangi platformu ve hangi aracı kullanacağını çok iyi bilirdi.  

Buse, hareketinin hakkını verdi. İsmail de kendisinden beklenen çekim performansını gerçekleştirdi.


Buse:
‘Muhteşem olmuş. Elinize sağlık hocam en az 250 like’ı var bu postun.’


Buse’nin antremanının bitmesine 10 dakika vardı. İsmail’in Buse’den sonraki öğrencisi Nazlı gelmişti.

Kenarda telefonu ile oynuyor,  yarım gözle de Buse’yi izliyordu.

Buse, Kick-Box derslerinin ilk zamanlarından beri, öğrenmiş olduklarını bir şekilde sosyal medya haricinde de kullanmak, kendini göstermek istiyordu.

En sonunda tüm haddini toparladı ve:


Buse:
‘Hocam, benim performansımı görmek için dövüşebileceğim, kendi dengimde biri yok mu?’ dedi Nazlı’ya bakarak.

Uzun zamandır kendi antremanı sonrası Nazlı’yı da dikizliyor, kendisine karşı tadında kıl oluyordu.

İsmail: ‘Her şeyin zamanı var.’

Buse: ‘Hocam, başka bir öğrencinizle pratik yapamaz mıyız?’

İsmail: ‘Nazlı’yı mı kast ediyorsun. Ama o senden epey ilerde. Çok dengeli olmaz. Ayrıca öğrencilerim arasında bu tip müsabakalara da çok sıcak bakmıyorum.’

Buse: ‘Hocam olsun en kötü ihtimalle pratik yapmış oluruz. Kendimizi geliştiririz. Siz de başımızdasınız zaten ne olacak ki? ’


Buse, İsmail’in altından girdi üstünden çıktı, sonunda İsmail, Buse’nin ısrarlarına dayanamadı.

Çok sık karşılaştığı bir durum değildi. Nasıl davranacağı çok da kestiremedi. İsmail, konuyu üslubunca Nazlı’ya aktardı.

Nazlı için de herhangi bir sıkıntı yoktu. Kendinden ziyadesiyle emindi.

En kötü ihtimalle ‘güzel bir ısınma olur’ dedi ve talebi gayet cool karşıladı.


İsmail:
‘Nazlı, ısın ve hazır olunca haber ver’

Nazlı:Tamam hocam hemen ısınıyorum’.


Taraflar hazırdı.

Buse, her zaman olduğu gibi kendine çok güveniyordu. Nazlı ise olaya kardiyo sıradanlığında bakıyordu.

Müsabaka, İsmail’in yönlendirmesi ile başladı.

Buse, çok hızlı bir giriş yaptı. Öğrendiği her şeyi bir an önce göstermek Nazlı’yı zeminden kazımalarını istiyordu.

Buse’nin atak oyununa karşı Nazlı daha savunmacı bir performans sergiliyordu.

Genel seyir uzun süre bu şekilde ilerlerken Buse’nin kontrolsüz bir hareketine karşı Nazlı çok akıllıca bir cevap verdi ve Buse kendini yerde buldu.

Yerdeydi… Kaybediyordu… Kesinlikle kabul edilemezdi.

Kendini toparladı ve ayağa kalktı. Ayağa kalkar kalkmaz gözlerini Nazlı’ya dikti.

Artık hazırdı…

Yıllardır içinde özenle biriktirdiği mutlak kötülüğün dehlizlerindeki eziklik; egosunda, basılacak tüm düğmelere basmış ve ‘Acil Durum’ alarmı vermişti.

İsmail’in yönlendirmesi ile müsabaka tekrar başladı.

Buse, İsmail’in komutunu alır almaz, içinden gelen tüm adrenalin ile Nazlı’ya jeneriklik bir tekme attı.

Ancak maalesef attığı tekmenin hedefi Nazlı’nın burnu olduğu için; Nazlı, burnundan kanlar damlayarak yere yığıldı.

İsmail, hemen olaya müdahale etti ve müsabakayı durdurdu. ‘Nasıl böyle bir hata yaptım?’ diyordu içinden.

İsmail, spor salonu yetkililerine ‘Doktor çağırın’ diye bağırırken bir yandan da elindeki havlu ile tampon yapmaya çalışıyordu.

Bu esnada Buse, ayakta hiç bir şey olmamış gibi ayakta dikiliyor ve bütün dikkati ile Nazlı’nın burnundan akan kanlara bakıyordu.

Nazlı’nın burnu kırılmıştı. İsmail’in havlusu kan içinde kalmıştı.

Buse’nin bütün odağı kandaydı. Hoşuna gitmişti. Ama hoşuna gidenin ne olduğundan emin değildi.

‘Nazlı’yı jeneriklik bir tekme ile yere sermek mi?’ yoksa ‘Nazlı’nın akan kanı mı?’ .

Olayın sıcaklığı ile kendine itiraf edememişti ama hoşuna giden Nazlı’nın akan kanı idi.

Etrafa daha fazla malzeme vermemek için yalandan ilgileniyormuş gibi yaptı ve Nazlı’dan özür diledi.

Nazlı ise o hengamenin arasında asaletine yakışır bir şekilde Buse’ye ‘Hastasın Sen’ demekle yetindi.

Ambulans geldi ve apar topar Nazlı hastaneye kaldırıldı.

Buse, İsmail’den de özür dileyerek soyunma odasına doğru giderken; İsmail, arkasından: ‘Malesef dersimiz bitti. Devam etmeyecek. Kendinize yeni bir hoca bulursanız sevinirim.’ dedi.

Koskoca Buse, köylü İsmail’in peşinde koşacak değildi elbet.

İsmail’e aşağılayıcı bir bakış attı ve soyunma odasının yolunu tuttu.

Soyunma odasında hemen kendini duşa attı.

Duşu açtı ve suyun altında uzun uzun hiç bir şey yapmadan durdu.

Nazlı’nın burnundan damlayan kan bir türlü gözünün önünden gitmiyordu.

İşin kendine bile itiraf edemediği yanı, bu görüntüden ziyadesiyle haz alıyordu.

Buse’nin artık dişine kan değmişti.

Hayatının geri kalanında da benzeri kan sahneleri hep gözünün önünde olacaktı…

Bir Cevap Yazın