Kanayan İlişkiler

 

fft81_mf3651319

Kanayan İlişkiler

Çağatay (34), hatırı sayılır bir bankada portföy yönetmeni. Okuma bilip, yazmaya tenezzül etmeyenlerden. Hayatı, insanları, olayları sürekli fetiş derecesinde gözlemleyip, yorumlarını kendine saklayan; asosyal taşra delikanlısı.

Yeliz (29), ilaç sektörüne odaklanmış bir etkinlik ajansında müşteri temsilcisi. Hayat enerjisi gözlerinden taşan, anı yaşayan, iflah olmaz iyimser bir cadde kızı.

Çağatay ile Yeliz yaklaşık 3 senedir beraberler. Niyetleri olmasına rağmen, ‘Adını Sen Koy’ diyemedikleri evlilik müessesinin bürokratik çarklarından uzak, birlikte yaşıyorlar. Niyete rağmen adının koyulamamasının en büyük nedeni birbirlerine karşı tarif edemedikleri bir güvensizlik durumu. Bu durum ‘Beni aldatıyor mu?’ dan ziyade ‘Bilmediğim gizli yönleri var.’ kıllanması.


İşin ilginç yanı taraflar çok da haksız değil. Çünkü ikisinin de sanal ortamda paralel evrenleri mevcut.

Çağatay, Sarp Sarper adında detaylı bir alternatif kimlikle sanal ortamlarda salınırken; Yeliz’de Buse Tan adında bir kimlikle sanal ortamlarda raks ediyor.

Birbirlerinden gizledikleri ayrı kontörlü hatları ve alternatif telefonları bile mevcut. Whatsapp yazışmaları, Tinder oynaşmaları alternatif sosyal medya kimlikleri ile bu telefonlar üzerinden yönetiliyor. İkisi de bunu birbirinden profesyonelce gizliyor. Ellerinde somut malzeme yok. Ancak birbirlerinden kıllanıyorlar, işbu kıllanma da ilişkiyi sürekli pasif agresif kilitliyor.

Neden böyle paralel evrenlere ihtiyaç duyuyorlar?

Cevabı çok basit. 3 senedir birlikte yaşamalarına ve ziyadesiyle zaman geçirmelerine rağmen; gerçek manada hiç konuşmuyorlar.

Konuştukları; kendi söylemleri, düşünceleri değil. Konuşma esnasında iç seslerinden alternatif kakafoniler yükseliyor.

Mümkün olduğunca tartışma çıkartabilecek potansiyel konuların kıyısında köşesinde dolaşıyorlar.

Yeliz yüksek sesle konuşmaya daha eğilimli olsa da Çağatay’ın içe dönük ve tepkisiz ruh emici tarzı potansiyel tartışma ortamlarını ortadan kaldırıyor. Her daim karşılıklı pasif agresif peşrev çekiliyor.

Neden ayrılmıyorlar?

Ailelerinden getirdikleri travmalarla demlenmiş, hayatta risk alamama, belirsizlikten kaçınma karakteristikleri üzerine ‘alıştığın ve bildiğin mutsuz durumu bilmediğin alternatif potansiyel iyi bir duruma tercih etme’ motivasyonu cila atıyor.

Sonuç olarak canları acısa da yüksek sesle ayrılmayı telaffuz edemiyor ve paralel evrenlerde nefes arıyorlar.

Sabah 07.15. Çağatay, üzerindeki uyku mahmurluğu ve alternatif telefonu ile birlikte tuvalette. Yeliz ise yine bir etkinlik için şehir dışında.

Çağatay, sosyal medyada ne var ne yok gezinirken kendisine Facebook üzerinden hoş bir kızdan arkadaşlık teklifi geldiğini görüyor.

Hoş, çünkü her zaman olduğu gibi teklifi görür görmez profil fotoğraflarına bakıp teklifi değerlendiriyor. Hoş bir kız olduğu için de hemen teklifi kabul ediyor.

Arkadaş olur olmaz profili detaylı bir şekilde incelediğinde (Tüm fotoğraflar, ilgi alanları, geçmiş postları vs) kız epey ilgisini çekiyor. Çıkıp, hazırlanıyor ve işe doğru yollanıyor.

Yolda hala aklında O kız. Adete kıymık gibi beynini kemiriyor. Tekrar tekrar bakıyor. ‘Saçmalama’ diyor kendi kendine. Ama saçmalıyor.

İşe geldiğinde onca işinin gücünün arasında kız hakkında diğer platformlarda da araştırma yapmak istiyor ancak çok fazla veriye ulaşamıyor.

En sonunda dayanamıyor, kıza hoş ve ilgi çekici bir mesaj atıyor. Akabinde acılı bir bekleme süreci başlıyor. Sürekli eli telefonda. İş, güç, öğle tatili yalan oluyor. Ancak hala bir cevap yok. ‘Acaba bozuldu mu?’ diyor içinden ama ‘Bozulacak ne var arkadaşlık teklifi zaten O’ndan gelmişti ben de naif bir mesaj yazdım.’ diyor ve kendini teselli etmeye çalışıyor.

Tam kafasından bunlar geçerken mesaj geliyor. Hiç bekletmeden açıyor. Egosunu okşayan keyifli bir cevap ile karşılaşıyor ve ‘Oldu bu iş!’ diyor.

Mesajlaşmalar tüm hızı ve tutkusuyla devam ederken, telefonlar alıp veriliyor ve yazışmaya whatsapp’ten devam ediyorlar.

İkisinin de birbirinin sesini duymaya cesareti olmamasına rağmen daha ileri gidip randevulaşıyorlar.

Buluşma için, Moda’da küçük ve sote bir kafeye önce Çağatay geliyor. Gergin olduğu için sürekli telefonu ile oynuyor. Ancak, ne gelen var ne giden…

Buluşma saati, on dakika geçiyor. Çağatay kesin ekildiğini düşünürken üç beş kişinin olduğu kafenin kapısı açılıyor ve içeriye Yeliz giriyor.

Çağatay’ın nutku tutuluyor, kocaman bir fil adeta göğüsüne oturuyor, dili damağı kuruyor. ‘Sıçtık…’ diyor.

Uzağı iyi göremeyen Yeliz ise biraz daha yaklaşınca Çağatay’ı seçiyor ve Yeliz de benzer bir metabolik dalgalanma sürecinden geçiyor.

İkisi de birbirine bakakalmışken, Yeliz: ‘Hayırdır? Senin bankada olmadan gerek miyor mu? Ne işin var burada?’ diyor. ‘Aynı soruyu ben de sana soracaktım.’ diyor Çağatay.

İkisi de durumu bastırmaya çalışırken ilk defa gerçek manada tartışmaya başlıyorlar. Tartışma öyle şiddetli bir seviyeye geliyor ki; kafedekilerin şaşkın bakışları altında sinirlerine hakim olamayarak verdikleri malzemeler sonrasında sırayla işin rengi ortaya çıkıyor.

Söyleyebilecek tek bir kelime bile bulamıyorlar.

Sonuç olarak; uzun zamandan beri paralel evrenlerinde ‘nefes’ diye aradıkları ideal kişinin yine birbirleri olduğu ironisi ile yüzleşmeye çalışırken; gerçek anlamda konuşabildiklerinde aslında birbirlerine ne kadar uygun olduklarını fark ediyorlar ve her suskunluğun ilişkilerde bir iç kanaması olduğu gerçeğini hazmediyorlar.

01.03.2015 Tarihinde Radikal’de Yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın