Kartonpiyer Gelişim

kartonpiyer_gelisim.001

2001 yılı, miskin bir Temmuz sabahı. Faruk bu sene de mezun olamadı. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümününün kıdemli öğrencilerinden. Bölümde 7. senesi. Kimine göre salak; kimine göre dikkatini okula vermiyor, işinde gücünde; kimine göre karı kız işlerinden patlıyor. Rivayetler muhtelif olsa da bilinen yegane gerçek Faruk’un 7 senedir okulu bitirememesi.

Okulun bitmemesi bunca yıldır o kadar umrunda değildi. Ama bu sefer diplomayı alamamak Faruk’a gerçekten koydu.

‘Ulan bi baltaya sap olamayacak mıyım? Hayatım hep bir parazit gibi geçti. Çoluk çocuğun geyik mezesi olduk.’söylem setini ve tümleyenini kafasında çoklaya çoklaya kimseyi uyandırmadan motoru kaynattı.

Ev arkadaşlarından ayrılıp daha köhne ama yalnız başına kalabileceği bir eve çıktı. En yakın dostu; yatağı, yorganı ve tembel cigarası oldu.

                                                                         * * *

Faruk, tam 19 gündür evden çıkmadı. Kendisiyle herhangi bir şekilde iletişim de kurulamıyor. Telefonu çalıyor, açan yok. Sürekli birileri gelip, kendisini görmek istiyor ama nafile. Sövüp sayıp geleni kovuyor. Gelen de en azından yaşıyormuş tesellisiyle evden ayrılıp, diğer merak edenleri güncelliyor.  Beynini sürekli uyuşturmak için 7 / 24  film – dizi izliyor, eve yemek sipariş ediyor ve uyuyor. Sonuç olarak, Faruk; ışık hızıyla dibe doğru yuvarlanıyor.

Seyredilebilecek film / dizi evreni tükenince elinde var olan kitaplara dadandı. Kendisinden hiç beklenmedik bir şekilde yıllar önce bir kıza yazabilmek için aldığı Osho kitapları ilgisini çekti ve okumaya başladı. Okudukça haz aldı. Haz aldıkça okudu. Adeta depresyonla kaynayan çölünde vaha bulmuştu. Kana kana içiyordu. Evdeki Osho kitapları bitince, günler sonra ilk defa yeni kitap almak için evden çıktı. Kişisel Gelişime ve benzeri mevzulara dair ne kadar çok satan kitap varsa hepsini aldı. Hiç ara vermeden hepsini kana kana okudu.

İvedilikle gelişmişti, hatta aşmıştı. Kendini ziyadesiyle farklı hissediyordu. Adeta küllerinden doğmuş, bambaşka bir Faruk vardı.

Eski günlerdeki gibi, toplumun kanına karışmadan önce bakıma girmesi gerekiyordu. Manevi rektifiye süreci tamamlanmıştı ancak maddi bakım da önemliydi. Mevcut durumda at hırsızı gibi olan saçını ilk defa farklı bir tarz kestirdi ve bununla yetinmedi  şekil bir sakal da bıraktı. Kılık ve kıyafetini de geliştirmiş olduğu ruh ve kalp dengesine göre olgun bir şekilde güncelledi. Yeni ve modern imajı ile kendisini yıllardır tanıyanlar bile ilk seferde Faruk’u tanıyamadılar.

                                                                      * * *

2015 yılının Temmuz ayı, Türkiye’nin en popüler karakterlerinden biri olan Faruk, yine boy boy gazetelerde. Bu sefer ki haberin konusu, Faruk’un ülkemizin refahı sağlamak için Caddebostan’da 7.000 kişi ile birlikte yaptığı meditasyon seansı. 7.000 kişi evrene olumlu mesajlar yolladı, Ki topları yapıldı. Türkiye olumlandı. Her şey güzel olacak.

Toplumun en çok güvendiği insanlar listesinde iki senedir Faruk birinci sırada. En çok satan kitaplar listesinde yıllardır birinciliği kimseye bırakmadı. Kendisinden randevu almak isterseniz en erken (o da torpille) 6 ay sonrasına alabiliyorsunuz. Eğitimleri inanılmaz pahalı. Ancak arada sırada halka açık yaptığı etkinliklerde kendisini fiziksel olarak görebilir, mahir olduğu yetkinliklerini deneyimleyebilirsiniz. Tüm bunları kaçırdım diye üzülmeyin. Faruk, sosyal medyayı dünyada en iyi kullananlardan. Dudak uçuklatacak takipçi sayılarına sahip. Bu hatırı sayılır hesapları düzenli ve kendisine katma değer sağlayacak içeriklerle besliyor. Nerede ne yaptığı? Ne zaman kime ne değerini nasıl kattığı? Nasıl herkesin kendisini çok sevdiği? Her konuda ne kadar iyi biri olduğu? İşine nasıl hakim olduğu? Ailesi ve arkadaşları ile ne kadar imrenilesi bir ilişkisi olduğu? Nasıl herkes tarafından çok sevildiğini yansıtan sosyal medya içerikleri paylaşıyor.

Sosyal medya haricinde konvansiyonel medya da ratingi bol bir TV programı, prestijli bir gazetede köşe yazarı olarak hayatına devam ediyor.

Tabir-i caizse paranın da itibarın da şanın da şöhretin de anasını belliyor. Ama tüm bunları yaparken insanların algısında ne kadar mütevazi, sabırlı, nazik, yardımsever vizyonunu öncelikliyor.

Eskiyi kesinlikle hatırlamıyor. Hatırlamak da istemiyor. Okulunu araya adam sokarak bitirdi ve diplomasını aldı. Hatta okulun üzerine yalandan bir sürü   eğitim, sertifika programı vb ne varsa aldı. 2001’den beri hep gülüyor, kafasına hiç bir şeyi takmıyor her şeyi olumluyor. Tabiki öyle olacak çünkü tüm Türkiye kendisini izliyor. Kendisi rol model teşkil ediyor. Ne yaparsa toplum da yapmaya çalışıyor.

Mütevazi arayüzünün arka bahçesinde, temeli uzun yıllar öncesine dayanan kaya gibi bir ego yetiştirdi. Bu egoyu profesyonelce saklayabilmiş olması, aslında başarısının yegane sırrı. Çünkü özünde insanlardan nefret ediyor ama bütün söylem ve aksiyonları insanı sevme odaklı.

                                                                       * * *

Rating rekorları kıran programı yine birbirinden ünlü konukları ile birlikte başladı. Herkes ekran başında. Reklam kuşağının kalınlığından program bir türlü başlayamadı. Neyse ki, milyonların beklediği adam, yani Faruk ekranda yüzünü gösterdi ki toplum rahat bir nefes aldı. Her zaman olduğu gibi kahkahalar, espriler, gelişimsel laflar havada uçuyor.

Programın içerisinde Faruk’un konuklarının ellerini tutup, onların sıkıntıları ile ilgili olarak yorum yaptığı bir bölüm var ki; ratinglerin tavan yaptığı nokta. Yine o bölüm geldi. Faruk’un elini tutup yorum yapacağı konuk,  dönemin en popüler gençlik dizisinin başrolünde oynayan genç bir kız. Faruk, sürece öyle hakim ki; kızın elini tutana kadar veriyor heyecanı. Millet ekrana yapışmışken, o an geliyor ve kızın elini tutuyor. Avuç içini hissetmeye çalışırken inanılmaz bir şey oluyor ve Faruk gözlerini kapattığı esnada karanlık bir aleme geçiyor. Bildiği bir ortamın bilmediği bir versiyonu gibi. Ortamda anlamlandıramadığı bir koku var. Sülfür kokusu olsa gerek. Derken büyük bir gölgenin kendisine yaklaştığını görüyor. Gölge, gür ve korkutucu bir sesle ‘Şarlatanlığı bırak’  deyip Faruk’a bir darbe indiriyor. Karanlık alemde bunlar yaşanırken, tam bu esnada Faruk kızın elini tutmuş halde canlı yayında bayılıp yere düşüyor. Ekran başındakilerden bazıları bunu ratingin bir parçası gibi düşünürken, acil yardım ekiplerinin gelmesi ve hemen orada ayılmaması olayın ehemmiyetini arttırıyor.

Faruk ivedilikle tam teşekküllü bir hastaneye yatırılıyor ve tüm  tetkikleri yapılıyor. Detaylı tüm tetkikleri yapılmasına rağmen doktorlar işin içinden çıkamıyor. Tüm fonksiyonları sağlıklı olarak işlevlerini yerine getiriyor. Ancak beyni, bünyeyi dış dünyaya kapatmış gibi davranıyor. Doktorlar süresiz koma teşhisi koyup beklenmesi gerektiğini açıklarken; tüm ülkenin odağı Faruk ve O’na ne olduğu oluyor. Tüm televizyon kanallarında bu tartışılıyor. Tüm sosyal medya diyaloğu bunun üzerine dönüyor.  Herkes Faruk’u konuşuyor.

Faruk’un memleketten, Kütahya’dan arkadaşı Osman; Faruk’un annesini arıyor. Faruk’a ne olduğunu kuvvetle ihtimal bildiğini bu durumun Eymen Dayı tarafından çözülebileceğini söylüyor. Annesinin ağızından ‘Ne gerekiyorsa yapalım yeter ki evladım kurtulsun’ dan başka bir şey çıkamıyor. Osman soluğu, Kütahya’nın mütevazı bir ilçesi olan Emet’te insanlardan uzakta yaşayan, hiç evlenmemiş, masmavi gözlü, nur yüzlü Eymen Dayı’nın yanında alıyor ve durumu anlatıyor. Eymen Dayı, Faruk’un Anne adı ve Doğum tarihini istiyor ve olaya müdahil oluyor.

‘Osman Evladım. Faruk kardeşimize biri gönüllü musallat olmuş. Çok sık rastlanan bir durum değil. Faruk, kelimenin tam anlamıyla şarlatanlık ve insanların iyi niyetlerini suistimal etme konusunda epey yanlışlar yapmış. Bu da musallat olanı ve çevresini epey kızdırmış.’

‘Peki ne yapacağız?’ demiş Osman.

‘Merak etme çözülür. Ama dediklerimi yapmanız lazım. Sana bir şişe Faruk’un şahsına hazırlanış okunmuş bir su ve muska vereceğim. Suyu düzenli olarak içecek ve muskayı boynundan çıkarmayacak. İlk içmeye başladığında biraz daha durumu kötüye gidecek ama sonra hiç bir şeyi kalmayacak. Tabi bunlara ek olarak önemli bir şartı yerine getirirse.’

’Neymiş O Eymen Dayı?’

‘Bu yalan dolan şarlatanlıkları, olduğundan farklı davranmayı, insanları kandırmayı, kişisel gelişim yalanlarını bırakması gerekiyor?’

’Tamam Eymen Dayı yeter ki iyi olsun. Ne gerekiyorsa yaparız?’

Osman, Faruk’un ailesinin de desteğiyle Eymen Dayı’nın dediklerini doktorlardan gizli saklı bin türlü çakallıkla yaptı. Muskayı Faruk’un boynuna taktı ve zor da olsa su dan bir yudum aldırdı. Faruk normale dönmeye başladı. Doktorlar da bu duruma şaşırırken aynı Eymen Dayı’nın dediği gibi daha da kötü olmaya başladı. Osman bunun olabileceğini Faruk’un ailesine anlatmıştı. Onun için aralarında ihtilafa düşmelerine rağmen yine de ertesi gün sudan vermeye devam ettiler. İyi de ettiler. Çünkü bu sefer Faruk doktorların açıklayamayacağı hızda toparladı ve taburcu oldu.

Basının ilgisi büyüktü. Durumu açıklamak için bol tıbbi terimli havalı bir hikaye yazıldı. Faruk’u basından kaçırarak malikanesine getirdiler. Faruk iyiydi. Çocukluk arkadaşı Osman, kahramanı olmuştu. O ne diyorsa yapıyordu. Asıl konuya ise daha girmemişlerdi. Osman, Faruk’un biraz daha toparlanmasını bekliyordu. Faruk neredeyse tamamen normale dönmüştü. Osman hiç uzatmadan konuya girdi. Hikayenin arkaplanını başından soluna kadar anlattı. Tabi Eymen Dayı’nın olmazsa olmaz dediği şartı da.

Bunları anlatırken Osman, Faruk’un egosundan çok çekiniyordu. Ancak Faruk durumu çok iyi anlamıştı. Çünkü sağlam zaparta atlatmıştı. Zaten kendisi de zaman zaman kapıldığı illüzyonu sorguluyordu ama bu sorguları hep halının altına süpürüyordu.

‘Haklısın Osman’ dedi Faruk. Osman çok şaşırmıştı. ‘Bir an önce Emet’e gitmek ve Eymen Dayı’nın elini öpmek istiyorum’ dedi. Akabinde hiç vakit kaybetmeden Emet’in yolunu tuttular. Ancak Eymen Dayı’nın evi adeta yıllar önce terk edilmişti. Sağa sola sordular kimse bilmiyordu.

Eymen Dayı, son görevini tamamlamış ve mekanı terk etmişti. Öyle olması gerekiyordu. Kalırsa egosuna yenik düşebilirdi. Dolayısıyla vakti mevhumu geldi deyip başka diyarlarda  muhtaç kişilerin yardımına koşmak için gitmişti.

Olayın iç yüzünü idrak ettikten sonra Faruk durumdan çok etkilendi ve hayatında radikal bir değişikliğe gitti. Eymen Dayı’nın Emet’teki evine yerleşti ve en yakındaki köyün imamı oldu. Bir zamanların Osho Faruk’u şimdilerin İmam Faruk’u olarak; 2 çocuklu, evli, ve hiç olmadığı kadar mutlu huzurlu hayatına devam ediyor…

03.08.2015 tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın