Ölümüne Selfie

olumuneselfie.001

Ölümüne Selfie

Tansu, hatırı sayılır bir internet fenomeni. Karaköy’de tüyü bitmemiş modern bir kafede yapılan rassal muhabbet esnasında; gaza gelip yüksek sesle ifade edilecek kadar takipçi sayısı ve sanal kitleler üzerindeki gücü ile ortalığı kasup kavuranlardan.

Markalar, kendisi ile proje yapmak için burunlarında top çevirip, kapısının önünde pas pas oluyorlar.

Magazin programlarında, izlerken ağızımızın salyalarını akıtarak öykündüğümüz ünlülerden farklı bir hayat yaşamıyor. Davetler, galalar, açılışlar, defileler, lansmanlar, yağlı güreşler, horoz dövüşleri, fikibok şenlikleri gibi daha nice  premium deneyimler hayatının doğal parçası.

Tansu, ergenlik yıllarından yaralı. İçindeki çocuk ile otorite arasındaki bitmek bilmeyen çatışma sonucunda alkolün mutlak egemenliğini ilan ettiği kişilerden. Popülaritesi arttıkça bu ilişki daha da kaotik bir hal alıyor. Adeta hiç ayrılmamacasına birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.

Saprofit dergisinin lansman gecesi. Yine aynı seçkin zümrenin davetli olduğu sıradışı görünümlü sıradan gecelerden. Ortamda katılımcıların sınıfına uygun özgünlük ve marjinallikte her türlü aktivite mevcut. İşbu aktivitelerin ana motoru olan alkol de kana karışma mücadelesinde sinsice ilerliyor.

Tansu, doğuştan 100 mt koşucusu olduğu için ilk kıvama gelenlerden. Kıvama geldiğinde sanatsal yetkinlikleri daha çok ön plana çıkıyor. Bir kaç özgün kadraj hareketi ile herkesin parmakla gösterdiği bir selfie sanatçısına dönüşüveriyor. Bu yetkinliğinden dolayı, kendisinin katıldığı tüm etkinliklerde herkes adam gibi like toplama sevdasıyla elindeki makinelerle Tansu’nun egosuna meze oluyor.

Saprofit dergisinin lansman gecesinde de benzer olay silsilesi birbirini kovaladı.  Tezahüratlar eşliğinde kameralar Tansu’ya verildi. Kendisine uzatılan kameraları karizmatik bir eda ile refüze eden Tansu, sağ g.t cebinden ezici telefonunu çıkardı ve “Kendi imzamı, kendi oyuncağımla atar ve  ölümsüzleştirim.” mesajını verdi.

Hep birbirine benzer çekimler yapmaktan sıkılmıştı. Daha farklı bir şey denemek istiyordu. Herkesi terasın kenarına davet etti. Kendisi de korkuluklara çıktı. Dolunayın gözünden seçkin insanları selamlamak istiyordu. Herkes pozisyonunu aldı. Ancak Tansu bir türlü istediği kadrajı yakalayamadı. İstediğini tam buldum derken ayağı tökezledi dengesi bozuldu ama hemen toparladı. Toparlar toparlamaz karşısındakilere “Biz kaçın kurasıyız…” tadında piç bir bakış attı. Tekrar optimum kadrajını buldu. Selfie çekimini tam tamamlayacakken kadraja iki kişi daha girdi. Son girenleri de alayım derken ayağı tekrar tökezledi, rüzgarın da etkisiyle dengesini yitirdi. Elinden telefonu fırlattı korkuluklara tutunmaya çalıştı. Ancak nafile. Hızla boşlukta ilerliyordu. Kendisini tanıyan veya tanımıyan herkesin şok bakışları altında düştü. Kimse gözlerine inanamıyordu. Alkolün de etkisiyle bunun muzipçe bir eşek şakası olduğunu bile düşünenler vardı. Tansu aşağı düşmüş ve talihsiz bir şekilde hayatını kaybetmişti. Ortamdaki yegane gerçeklik buydu.

Tansu’nun cansız bedeni kanlar içinde asfaltın üzerinde yatıyordu. Başına üşüşmüş heyecanlı bir kalabalık tarafından sarıp sarmalanmıştı.

Kalabalığın arasından bazıları, linç edilmeyi göze alıp Tansu’nun kanlar içindeki cansız bedenini çekip sosyal medyada paylaşmaya çalışıyordu.

Tansu’nun ölüm haberi sanal alemde büyük bir infial yarattı.

Üzüntü konusunda hakkıyla görünürlük payı alabilmek adına #riptansu #mekanincennetolsuntansu hashtagleri altında Tansu’nun ölümüne dair paylaşımlar büyük bir yarışa dönüştü. Ülkenin trending topic listesi, Tansu ile ilgili hashtagler tarafından domine edilmişti.

Tansu’nun ailesi Yozgat’ta yaşıyordu. Ailesi ile en son yolları, 12 sene önce beraber büyüdüğü kuzeninin cenazesinde kesişmişti.  Aralarında aşılamayacak mesafeler vardı.

Tansu’nun cenaze organizasyonu İstanbul’da yaşayan diğer kuzeni Faruk ile çocukluk arkadaşı Üstüpü Mustafa üstlenmişti. Cenaze,  Üstüpü Mustafa’nın mahallesindeki mütevazi bir camiden kaldırılacaktı.

Fiziksel gerçeklikte organizasyon süreci bu şekilde akarken, sanal alem adete yıkılıyordu.  Tansu’nun cenazesinin ne zaman, nereden kalkacağının lojistik bilgileri yayıldıkça herkes cenazeye katılacağını bildirip, çevresindekileri organize ediyordu.

Cenazeye binlerce kişinin katılma olasılığı Faruk ve Üstüpü Mustafa’yı, mütevazi bir mahalle camisinin bu altyapıyı nasıl kaldıracağına dair düşündürüyordu.

Cenaze öncesinde 2140 kişi kesin olarak cenazeye katılacağını belirtmişti.

Öğle ezanı okundu. Cami cemaati yavaş yavaş avludan içeri girmeye başladı. Avluya giren herkes, geçerken musalla taşının üzerindeki tabutun kimliğinden bağımsız, bir Fatiha hediye ederek öğle namazını kılmak için camiye yöneldi.

Faruk ve Üstüpü Mustafa tabutun başında taziyeleri kabul ediyordu. Taziyeler derken, yanlış olmasın, toplam 19 kişi gelmişti.

Gelenlerden biri musalla taşının yanına tweetwall kurmuş, Tansu’nun vefatı ile ilgili atılan tweetleri avluya yansıtıyordu. Tweetlerin akış hızı inanılmazdı. Ancak avluda adeta zaman durmuştu.

Cemaat tesbihatını tamamlamış yavaş yavaş tabutun arkasında toplanmaya başlamıştı. Tansu’nun cenazesi için gelen 19 kişiden 5’i cami cemaati ile birlikte hocanın arkasında saf tuttu. Hoca çaktırmadan cemaate tweetwall’u sordu. Cemaatten akil bir amca, “Ses etme hocam dursun. Acıları taze. Biz görevimizi yapalım.” . Hoca, derin bir nefes verirken “La Havle…” deyip, akabinde tekbir getirerek namaza başladı. Cami cemaatinin haricindekiler yanlarındaki amcaları takip ederek namazı tamamladılar. Akabinde cami cemaatinin omuzlarında Tansu’nun cenazesi defnedildi.

Hoca her zaman olduğu gibi merhum ile yalnız kaldı. Son dualarını etti ve defin süreci tamamlandı.

Ters giden bir şey vardı. Münker ve Nekir melekleri, sorgu için bir türlü gelmiyordu. Tansu kendi cenazesinia kısıtlı bir kadrajdan izleyebiliyordu ama hala ne olduğunu anlayabilmiş değildi. Dua esnasında iki arkadaşı selfie çekerken Tansu’da o telefonun ekranından kendi cenazesini izliyordu.

Tansu dünya ile kabir hayatı arasında sıkışıp kalmıştı.

Tansu artık, selfie çeken telefonların ekranlarında yaşıyor ve hayata da bu ekranlar aracılığı ile bakıyordu.

Her kim, bir yerde selfie çekiyorsa Tansu da aynı kadrajdan o mekanı izleyebiliyordu.

Hayat ile arasında kalan tek bağ selfie çekenin yaratıcılığına emanetti.

Bir Cevap Yazın