WEB 3.0 ve Tanımlar

 

WEB 3.0 ve Tanımlar
Post moderen web tanımları sürekli bölünerek çoğalıyor. Hızlı bölünme esnasında kendimizi bölünmeye kaptırıyoruz ve ana noktaları kaçırabiliriyoruz.

Web tanımlamalarını yapan şair yazarlar genel olarak:

Web 1.0: You (Makine alemine ithafen: Sen)
Web 2.0: We (Makine alemi ve Biz)
Web 3.0: Me ( Sadece Ben, anlasın artık makine yeter artık)

ya da

Web 1.0 : information (Makine alemlerinden verilen bilgi dağarcıkları)
Web 2.0 : participation (Oyuna bizim de dahil oluşumuz, katılımcılık)
Web 3.0 : collaboration (Birliktelik, artık entegre bir şekilde altıpasta top çeviriyoruz)

olarak tanımlıyorlar.

Web 3.0, makinelerarası etkileşimle internetin kendi kendini oluşturacağı bir web dünyası olarak karşımıza çıkıyor. Semantik web dünyası da Web 3.0 dünyasının başrol oyuncusu olacaktır.

Sevgili Nuri Çankaya Semantik Web’i güzel tanımlamış

“Semantik Web, Bazen anlamsal web olarak da adlandırılan semantik web mimarisini anlamak için önce semantik kelimesinden başlayalım. Semantik; anlamı araştırmak demektir, Yunanca Semantikos yani gerçek anlam kelimesinden gelmektedir. Semantik web teknolojileri açık standartlar sayesinde anlamı verinin döküman içeriğinden ayrıştırmamızı sağlar. Eğer bilgisayar bir dökümanın semantiğini anlarsa, artık sadece o dökümanın içerisindeki karakterleri algılamaz, dökümanın “anlamını” öğrenebilir. “

Tabiki tanımların ötesine geçebilmeli, öncelikle web 2.0 Türk pazarlama dünyasına ne getirdi? Ne götürdü? Web 3.0 ne getirecek ? Ne götürecek? Bunların üzerine odaklanmalıyız…

Yüce Zerey | y=f(yuce)

GO Ülker GOdiva


Geçtiğimiz günlerde Ülker Grubu, büyük bir sürprizle dünyanın en büyük ve en prestijli çikolata markası Godiva‘nın tamamını 850 milyon dolara satın aldı. Ülker Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker New York’ta bizzat yürüttüğü ‘Godiva’ operasyonu başarıyla sonuçlandı. Bu satın alma sayesinde, yıllardır bilinçaltımızda gelişen; yabancı çikolatalar çok daha iyidir, yabancılar neyi yapsalar daha iyi yapıyorlar, biz kim onlar kim? yargılarının artık ciddi manada sorgulanması gerektiğini somut olarak bir kez daha gördük.

Değişim söylemleri gerçekten beyhude değil, Koç grubu dünyaca ünlü Grundig markasını bünyesine katıyor, Garanti Bankası GE ile ortak oluyor ve şimdi de çikolatada dünya devi Godiva, Ülker bünyesinde…

Amiral gemisi bisküvi ve çikolata markaları olmak üzere 7 milyar dolar büyüklüğe sahip Ülkerin, 80 yıllık lüks çikolata ikonu Belçikalı Godiva’yı 850 milyon dolara satın aldı.


Dünya Çapında bir marka Godiva

Godiva, belki de dünyanın en hızlı satılan şirketlerinden biri oldu. Birkaç ay önce satılacağı borsaya bildirilmişti. Ülker yöneticileri Belçika ve Amerika`daki fabrikaları iki hafta önce görmeye gitmişler.

1926 yılında Belçika`da Joseph Draps tarafından kurulan Godiva, adını 11. yüzyılda yaşamış efsane güzel Lady Godiva`dan alıyor.

Godiva, dünya çapındaki çikolata butikleri, Belçika kökenli değişmez ürün kalitesi ve önde gelen müşteri servisiyle 80 yıldır eşi olmayan şöhrete sahiptir.

Godiva`nın Gold Ballotin ürünü, dünyada en çok bilinen ve hatırlanan ambalaj kutusudur. ABD`de yapılan pazar araştırmasında hatırlanma oranı yüzde 89 olan bir markadan bahsediyoruz. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu araştırmalar Türkiye’de yapılan araştırmalara hiç benzemiyor?!

Godiva`nın yüzde 33`lük hissesi 1966 yılında Campbell Soup tarafından satın alınmış,
aynı yıl New York`ta ilk butiği açılmıştır.

1974`te Campbell Soup tarafından satın alındıktan sonra Godiva yıllık satışlarını 2 milyon dolardan 479 milyon dolara yükseltmiş.

Godiva’nın ürün portföyü Ülker`le örtüşüyor. Çikolataların yanı sıra bisküvileri, kekleri, dondurması ve kakaolu içecekleri de var.

Satış noktalarına bakacak olursak, Godiva dört ana bölgede (Kuzey Amerika , Japonya , Pasifik Kuşağı ve Avrupa ) 80 ülkede satılıyor.

Kuzey Amerika `da 261 çikolata butiği (tamamı kendisinin), Japonya `da 216 çikolata butiği (126`sı franchise), Pasifik kuşağında 31 butik (tamamı kendisinin) ve Avrupa `da 50 mağazanın 18`i kendisine ait.

Toplamda 558 mağaza, 8.241 toptan satış noktası ve 495 duty free mağazasında yer alıyor.

Dünya şekerleme endüstrisinin yüzde 54`ünü oluşturan çikolata sektörünün büyüklüğü 74 milyar dolar.

Global çikolata sektörünün yıllık büyüme hızı yüzde 8, Türkiye `de yüzde 10 civarında. Çikolata sektörünü mass market (Hershey `s, Mars , Nestle , Cadbury ), premium (Lindt , Ghinardelli, Guylian) ve super premium olarak sınıflandırdığımızda Godiva, super premium grubunda yer alıyor.

Godiva üretim merkezleri Reading -Pensilvanya ve Brüksel -Belçika `da yer alıyor. Amerika`daki fabrikası çok yeni olmasının yanı sıra araştırma ve geliştirme de Reading`teki fabrikada yapılıyor.

Premium çikolatada önemli olan Ar -Ge harcamaları için cironun binde 5`i ayrılıyor.

Toplam çalışanı 3 bin 996 olup bunun 2 bin 355`i süreli çalışanlardan oluşuyor.

CONANT: Satıştan Çok Memnunuz!

Campbell Soup Company‘nin Yönetim Kurulu Başkanı Douglas R. Conant, satışın ardından yaptığı açıklamada, “satıştan alınan miktardan çok memnun” olduklarını söyledi. Conant’ın açıklaması şöyle:

“Godiva’nın satışından aldığımız miktardan çok memnunuz. Bu fiyat Godiva’nın iş dünyasındaki gücünü yansıtıyor. Godiva dünya çikolata pazarının en önemli markalarından biridir ve Ülker’in portfüyüne muhteşem bir stratejik katkı sağlayacaktır. Yaptığımız bu anlaşma ile Ülker’in portföyü daha büyüyecek ve genişleyecek. Şuna inanıyorum ki bu anlaşma Campbell, Ülker, Godiva şirketlerine ve bu marka adına çalışanlara büyük avantajlar sağlayacak.”
“font-style: italic;”>

ALİ ÜLKER: İşimize verdiğimiz değerin sonucu!

Ülker Bisküvi Çikolata – Kek Grubu Başkanı Ali Ülker de imzalar atıldıktan sonra yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bölgesel güç olma yolunda önemli adımlar atmış olan Ülker’in daha önce gerçekleştirmiş olduğu yurt dışı yatırımların yanı sıra, Godiva gibi bir dünya devini bünyesine katması işine verdiği değerin en önemli göstergelerinden biridir. Konusunda uzman ve premium çikolata üretimi ve pazarlaması hususunda lider Godiva’nın bir Türk firması tarafından satın alınmış olmasını çok önemsiyoruz.

Müşterilerine her zaman yenilikler sunan, hizmet kalitesiyle ve lezzetiyle lider Ülker, dünyaya açılmadaki öncü rolünü bir kez daha sergilemiştir.”

Ülker, Godiva’nın Ar-ge, üretim, ve satış / pazarlama alanlarındaki rekabet avantajlarını nasıl kullanacak ve Godiva sinerjisi ile birlikte global arenada nasıl konumlanacak gerçekten merak konusu. Bizler de herkes gibi bekleyip göreceğiz.

Yüce Zerey | y=f(yuce)

POST-TOM Devri: PROSUMER

Çeşitli seminer ve yazılar vesilesiyle sizleri değişen tüketici profilini temsil eden şımarık dostum TOM (Tatmin Olmayan Müşteri) ile tanıştırmıştım. Hatırlanacağı üzere TOM, sürekli tüketme eğiliminde bulunan, herhangi bir marka bağımlılığı olmayan, markalardan kolaylıkla vazgeçen, sürekli olarak hizmetin ve ürünün en iyisini isteyen, sabırsız bir tüketici profili idi.

Güzide sanatçılarımızdan Çelik’in şarkısında belirttiği gibi: “Devir değişti e tabi TOM’da değişti.” Web altyapısında gerçekleşen teknolojik devrim, ki buna WEB 2.0 diyoruz, önce sosyal değişimi akabinde de ekonomik değişimi getirdi. Teknolojik, Sosyolojik ve Ekonomik bu bütünsel değişimin sayesinde, tüketiciler, yalnızca hazır ürünleri tüketmeyi bırakıp (TOM gibi) kendileri de mal ve hizmet üreterek “Üreten Tüketici” (Prosumer) haline geldiler.

Üreten Tüketici, Prosumer, ünlü gelecek bilimci Alvin Toffler, 1980 yılında yayınladığı Üçüncü Dalga isimli kitabında, “üreten tüketici – prosumer” kavramını ortaya atmıştır. “Prosumer” terimi, producer (üretici) ve consumer (tüketici) kelimelerinin birleştirilmesinden türetilmiştir. Alvin Toffler’ın Üçüncü Dalga kitabında bahsettiği üreten tüketici devinimini daha iyi anlamak için Zeynep Özata’nın konu ile ilgili yazısına bakalım:

“Alvin Toffler’a göre üretici ile tüketici arasındaki sınırlar ortadan kalkmaya başlamıştır. Toffler’a göre, tüketici kavramı endüstri çağının bir sonucudur. Post-endüstriyel dönemde, saf tüketicilerin sayısı azalacaktır. Bunların yerini, kullandıkları ürün ve hizmetlerin çoğunu kendileri üreten, üreten tüketiciler alacaktır. Toffler, temel tüketici ihtiyaçlarını karşılamak üzere, standart ürünlerin kitlesel olarak üretildiği pazarların doyuma ulaştığını görmektedir. İşletmeler karlılıklarını arttırmak için, kitlesel bireyselleştirme (mass customization) adı verilen bir süreci uygulamaya başlayacaklardır, yani yüksek düzeyde bireyselleştirilmiş/kişiselleştirilmiş ürünlerin, kitlesel olarak üretimine geçeceklerdir. Ancak bu düzeyde bireyselleştirmenin sağlanabilmesi için, tüketicinin, özellikle de tasarım aşamasında, üretim sürecine katılması gerekliliği doğmaktadır.

Toffler’e göre üreten tüketici, tükettiği bazı ürün ve hizmetleri kendisi üreten kimsedir. Kendi kıyafetlerini diken, kendi yemeklerini yapan, evini kendisi boyayan kişiler olarak örneklendirir Toffler bunları. Bu ürün ve hizmetler piyasada tüketime sunulan ve satın alınmak suretiyle tüketilebilecek ürün ve hizmetlerdir. Bu satın alımlar, tüketici olmanın özünü oluşturur. Üreten tüketici olmanın özünde ise, satın alınabilecek bu ürün ve hizmetlerin üretilmesi yatar.

Birinci Dalga sırasında tarım ekonomisine dayalı toplumsal bir düzen vardır. İnsanların çoğu kendi ürettiğini tüketir. Normal anlamda onlar ne üretici ne de tüketicidir. Bu insanlar avlanmakta, kendi yiyeceklerini yetiştirmekte ve kendi kıyafetlerini dikmektedir. Yani bunlar tüketen üreticilerdir. Birinci Dalga toplumlarına egemen olan süreç kendi tüketeceğini üretmektir.

İkinci Dalga Avrupa’da 18. yüzyılda ortaya çıkan Endüstri Devrimi’yle birlikte oluşur. Baskın kurum fabrikadır. Bu dönemde, artan sayıda insan üretken saatlerini bu fabrikalarda geçirmektedir. İnsanlar bu fabrikalarda (veya ofislerde) günde sekiz saat çalışmakta ve burada kazandıkları parayla, piyasadan ihtiyaçları olan ürün ve hizmetleri satın almaktadır. İkinci Dalga toplumlarındaki baskın süreç, endüstrileşme ve pazarlaşma/piyasalaşmadır (marketization). İkinci Dalga toplumlarını, insanların ihtiyaç duydukları ürün ve hizmetleri elde etmeleri için kurulan alışveriş ağları şekillendirmiştir. Ürünler verimlilik esasına göre üretilmiş, kendini şımartma temelinde tüketilmiştir.

Sanayi devrimi üretim ve tüketim işlevlerini birbirinden keskin bir çizgiyle ayırmaktadır. Bu keskin ayrım, bugün tüketici ve üretici olarak adlandırılan insanların doğmasına yol açmıştır. İkinci Dalgayla, “kullanma amaçlı üretime” dayalı tarımcı bir toplumdan, “alışveriş için üretime” dayalı sanayi toplumuna geçilmiştr. Ancak, durum anlatıldığından biraz daha karışıktır. Çünkü, nasıl Birinci Dalga sırasında alışveriş (yani piyasa) için üretim yapıldığı olduysa, İkinci Dalga sırasında da kullanma amacıyla da üretim yapılmaktadır.

Toffler post-endüstriyel dönemi, Birinci ve İkinci Dalganın bir sentezi olarak görmektedir. Buna da Üçüncü Dalga ismini vermektedir. Üçüncü Dalga sürecinde iki sektör ya da iki üretim tarzı arasındaki ilişkide önemli bir değişiklik başlamaktadır. Üreticiyi tüketiciden ayıran çizgi silikleşmekte, üreten tüketicinin önemi artmaktadır. Hatta piyasanın yaşamımızdaki ve dünya sistemindeki rolünü değiştirecek güçlü bir gelişme görülmektedir.

1956 yılında haberleşme taleplerinin iyice artması karşısında ezilen Amerikan Telefon ve Telgraf Şirketi, abonenin numarayı doğrudan çevirerek şehirlerarası görüşme yapmasını mümkün kılan elektronik telnolojiyi benimsemiştir. 1973-74 yıllarında Arap ambargosunun başlattığı petrol darlığı sırasındaki petrol fiyat artışlarına karşı yerel benzin istasyonları ayakta kalabilmek için zorlu bir mücadeleye sürüklenmiştir. Bu istasyonlar maliyetleri biraz daha aşağıya çekebilmek için self-servis benzin pompalarını kullanmaya başlamışlardır. Sonrasında elektronik bankacılık başlamıştır. Böylece daha önce bankadaki görevlilerin yaptıkları işlerin çoğunu artık müşteri kendisi yapmaya başlamıştır.

İşin bir bölümünü müşteriye yaptırmak, ekonomistlerin diliyle “emek maliyetini dışarıya aktarmak” yeni bir yöntem değildir. Bu sayede, bu işleri yapması için ücret ödenen kişiler sistemden çıkartılmakta, bu işlev müşteriye aktarılmakta ve hizmet verene ödenen ücretin bir kısamı da tüketiciye fiyat indirimi olarak geri dönmektedir. 1970’lerde başlayan bu kendin yap uygulaması, çok büyük bir hızla yayılmıştır. Toffler’in terimi ilk kez kullandığı zamandan günümüze geldiğimizde, hepimizin az ya da çok tüketen üretici özelliklerini taşıdığımızı görüyor
uz. Internetten kendi bankacılık işlemlerimizi yapıyoruz, salata barlarında kendi özel salata karışımımızı oluşturuyoruz, internet bankacılığı sayesinde banka şubelerine girmeden işlemlerimizi hallediyoruz ve IKEA sayesinde kendi mobilyalarımızı kendimiz monte ediyoruz. Toffler, bu gelişmenin temelinde yatan nedeni, el işlerinin ve otomasyona girmeyen hizmetlerin maliyetinin göreli olarak artması olarak görmektedir.

Kitlesel Bireyselleştirme Dönemi

Ancak, üreten tüketici sadece hizmetlerle sınırlı bir olgu değildir. Bu kavramı anlamak için, tüketicinin ürünlerin üretiminde nasıl bir rol oynamaya başladığının incelenmesi de gerekir. Toffler Üçüncü Dalga toplumlarındaki baskın süreci, kitleselleşmeden (demassification) uzaklaşma olarak görmektedir. Üçüncü Dalga toplumlarında kitlesel üretim yerine, birey olma geçerli norm haline gelmektedir.

Kitlesel bireyselleştirme kavramı içinde tüketicinin üretim sürecine katılması işlevi, fast-food restoranlarda müşterinin kendi yiyeceğini alıp, masasını temizlemesi veya IKEA sistemindeki gibi mobilyayı kendisinin monte etmesi şeklindeki geleneksel anlayışın ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Kitlesel bireyselleştirmede, tüketici ürünün oluşturulması ya da tasarımı aşamasında sürece katılmaktadır. (Piller, Moeslein ve Stotko 2004)


“Kitlesel bireyselleştirme” denildiğinde bilgisayar destekli bilgi sistemlerinin, esnek üretim sistemleriyle bütünleştirilmesi sonucunda her bir müşteri için farklı bir ürünün oldukça büyük sayıda müşteri için üretilmesi ifade edilmektedir. Diğer bir deyişle kitlesel bireyselleştirme, kitlesel üretim ve bireyselleştirmenin en iyi bileşenlerinin bir araya getirilerek bütünleştirilmesidir. Bu sayede kitlesel üretimdeki ölçek ekonomileri muhafaza edilirken, bireysel bazda müşteri ihtiyaçlarının tatmini mümkün olacaktır. (Bardakçı 2004)

Kitlesel üretimdeki hakim olan “firma yapar, müşteri alır,” “firma konuşur, müşteri dinler” anlayışı, kitlesel bireyselleştirme ile tamamen değişmiş ve “müşteri konuşur, firma dinler,” “firma ve müşteri birlikte üretir” veya “müşteri ister, firma yapar” anlayışına dönüşmüştür. Kitlesel bireyselleştirme, bu bağlamda müşterilerin firmaya ne istediğini öğretmesi ve firmanın bunu müşteriye temininin bir ifadesidir. (Bardakçı 2004)

Günümüzde pek çok marka, üreten tüketicilerle farklı çalışmalar yapmaktadır. Örneğin Procter & Gamble, ürünlerinin geliştirilmesinde üreten tüketicilerle birlikte çalışmaktadır. Levi-Strauss, ünlü Engineered jeans’lerini Londra, Milan ve Paris’teki moda meraklısı gençlerle birlikte geliştirmiştir. Adidas ve Nike, internet siteleri aracılığıyla, tüketicilerinin kendi tasarladıkları ayakkabıları üretmektedir. (Diagnam 2002)

Bugün artık ortalama bir tüketici, zamanını ve parasını harcadığı ürünler üzerinde daha fazla söz sahibi olmak istemekte ve bunu yapmak için ihtiyacı olan araçların da elinde olduğunu düşünmektedir. Web, sms ve interaktif televizyon kontrolün giderek daha fazla tüketiciye geçmesini sağlayan kanallardır. Örneğin, tüketici artık kendine dayatılan pop straları değil kendi sms’leri ile belirlediği pop starları görmek istemektedir. Internette, bir markayı sadece tüketmenin ötesine geçmeye çalışan grupların oluştuğunu görmekteyiz. Bu topluluklar, iki yönlü bir dialog oluşturarak, geliştirme sürecinin içine dahil olmaya çalışıyorlar.”

Teknolojideki, demografideki, ticaretteki, ekonomideki ve dünyadaki köklü değişikliklerle birlikte insanların ekonomiye daha önce hiç olmadığı kadar katılım sağladıkları yeni bir çağa giriyoruz. Bu yeni katılım süreci, yeni kitlesel işbirliği biçimlerinin malların ve hizmetlerin global düzlemde icat edilme, üretilme, pazarlanma ve dağıtım biçimlerini değiştirdiği kritik bir eşiğe ulaşmış bulunuyor. Bu değişim her şirket ve onlarla ilişkiye geçen her birey için kapsamlı fırsatlar sunuyor.

Bilgi teknolojilerinde giderek artan erişim; işbirliğine gitmek, değer yaratmak ve herkesle sonuna kadar rekabet etmek için gerekli aygıtları sağlıyor. Bu da, insanların ekonominin her sektöründe inovasyon ve servet yaratma süreçlerine katılımının önünü açıyor. Bugün milyonlarca insan dinamik yeni mallar ve hizmetler üreterek dünyanın en büyük ve en iyi finanse edilen teşebbüslerine dahi kafa tutan kendinden örgütlü ortaklıklara katılıyor. Bu yeni değer ve inovasyon üretme biçimine “peer production” veya “peering” (Dan Topscott, 2007) deniliyor.

Peering, insan kitlelerinin, firmaların faaliyet gösterdikleri sektörlerde inovasyonu ve gelişimi arttırmaya yönelik olarak katılıma açık işbirliğine gitmelerini ifade ediyor.

Peer production’ın günümüzdeki Facebook, MySpace, YouTUbe, Linux ve Wikipedia gibi örneklerini inceleyecek olursak, TOM’un devrinin geçtiğini, devirin üreten tüketici (Prosumer)nin devri olduğunu daha kolay anlar ve iş yapış şekillerimizi, almaçlarımızı bu yön doğrultusunda daha iyi ayarlarız.

Yüce Zerey | y=f(yuce)

İlgili Yazılar: Nar-ı Aşk: Marka ; Tastamam Tasarım ; Değişen Pazarlama Anlayışı: Parazırlama

Zero Email Friday


İnsanların yaşamında ciddi değişiklikler gerçekleştiren en önemli icatların başında gelen internet sayesinde gerçek ile gerçek dışı arasında gidip gelen araf bir nesil olduk.

Hayatta karşılaştıklarımızın, yaptıklarımızın hangileri sanal, hangileri reel aleme ait bilemiyoruz. Sanal alemde arkadaşlık ediniyoruz, iletişim kuruyoruz, ama bunun reel olarak insan ilişkilerini oluşturma, sürdürme, ve geliştirme sürecinde temel teşkil ettiği sanallığına kapılıyoruz.

Yaptıklarımız sanal ve suni iken, düşüncelerimiz gayet reel.

Bize bu kültürü pompalıyan Amerika da bu sunilikten ciddi bir şekilde rahatsız olmuş olacak ki, Cuma günleri Silikon vadisinde İnternet İletişimi Orucu tutuluyor. Silikon vadisinin birçok çalışanı , Cuma günleri e-mail, MSN vb. internet iletişimini kullanmıyor.

Amerika da internet üzerinden haberleşmenin, insani ilişkileri erozyona uğrattığını savunmaya başladı ve “e-mailsiz Cuma” geleneğini başlattılar.

Hızla yayılan bu gelenekle birlikte, özellikle bilgisayar ve teknoloji firmalarının yoğunlaştığı Silikon Vadisi’nde her geçen hafta daha fazla şirket çalışanı, Cuma günleri e-mail, MSN vb. internet iletişimini kullanmıyor.

Intel firmasının 150 çip mühendisinin ortaklaşa başlattığı “Zero E-mail Friday (Sıfır e-mail Cuması)” geleneğinde, Cuma günleri tüm görüşmeler, telefonla ya da yüz yüze yapılıyor.

US Celluar şirketi ile Georgia eyaletindeki PBD şirketi de, Cuma günleri şirket içi görüşmelerin telefonla ya da yüz yüze yapılmasını istiyor.

“E-mailsiz Cuma” geleneğini başlatan PBD Yönetim Kurulu Başkanı Scott Dockter, “Aynı ofiste çalışıp da hiç konuşmayan insanlara hayret ediyorum.” diye konuşuyor. Dockter, yüz yüze ya da telefonla görüşmenin daha sağlıklı iletişime ve fikir paylaşımına imkan verdiğine dikkat çekiyor.

Bilgisayar teknolojisi alanında internet blogları ile dikkat çeken Jeff Nolan, Michael Arrington, Vanessa Fox gibi birçok isim ise, Cuma günleri aldıkları tüm e-mailleri okumadan siliyor.

İnternet iletişimi konusunda araştırmalar yapan IDC firmasının verilerine göre dünya üzerinde her gün 39,7 milyar e-mail gönderiliyor. Ayrıca her gün 17,1 milyar otomatik abone uyarı e-maili ve 40,5 milyar da “spam” adı verilen çöp e-mail, internet kullanıcılarının elektronik posta kutularına düşüyor.

IDC verilerine göre “beyaz yakalı” olarak adlandırılan ofis işçileri, kişi başı günde ortalama 140 e-mail alıyor. Günlük e-mail yükü altında bulunan çok sayıda kişi, Cuma günü geleneğine katılarak, “e-mail iflası” ilan ediyor.

E-mail iflası, kişinin posta kutusundaki tüm birikmiş e-mailleri silerek yeni bir başlangıç yapmasını ifade etmek için kullanılan bir terim.
Adres kutusundaki tüm isimlere 3 hafta önce iflas ilanını gönderen internet sitesi tasarımcısı Edward O’Connor, “Çoğu zaman nerden başlayacağımı bile bilmiyorum. Hepsine cevap vermem gereken 750 e-mail vardı ve bunun altından kalkmam mümkün değildi.” diye anlatıyor tecrübesini.

E-MAİL İLETİŞİMİNİN DE KÜLTÜRÜ VAR

İnternet iletişimi araştırma şirketi IDC birim şefi Marsha Egan, işi başından aşkın e-mail kullanıcılarının bile, biraz dikkatle, adres kutularını kontrol altında ve temiz tutabileceklerini kaydediyor. Egan’ın verdiği bazı ipuçları şöyle;

– Hoşlanmadığınız işlerden kaçınmak için e-maillerinizle meşgul olmayın.

– Sıklıkla adres kutunuzu kontrol etmeyin.

Egan, her e-mail okumadan sonra yeniden işe konsantre olmanın asgari 4 dakika sürdüğüne dikkat çekiyor.

Cuma günleri e-mail iletişimini yasaklayan şirketlerden US Celluar şirketi baş operatörü Jay Ellison, 7 bin çalışanlarının her birinin günde ortalama 1,5 saatini e-mail adres kutularından geçirdiklerini kaydederek, “Cuma günleri, müşterilerimizin ya da işleriyle ilgili sorunları çözmek için ekstradan 1,5 saatleri daha oluyor” şeklinde anlatıyor bu yaklaşımı.

Ne diyelim darısı bizim gibi facebook ortamlarında saatlerini harcayan milletin başına…

y=f(yuce) | Yüce Zerey

 

Facebook Evliliği

İşte ciddi bir şekilde haber olması gereken bir husus!? ve basınımızın Facebook’u ne hale getirdiğinin kanıtı…

“Athena grubunun solisti Gökhan Özoğuz, facebook adlı internet sitesindeki sayfasında Zeynep Çavuşoğlu’yla evli olduğunu ilan etti.

Özoğuz, sayfasına “Married to Zeynep Çavuşoğlu” (Zeynep Çavuşoğlu ile evli) yazdı.

Bir ayağı İstanbul’da

Türkçe punk ve ska müziğin sevilen grubu Athena’nın solisti Gökhan Özoğuz uzun süredir Londra’da yaşıyor, eğitimine ve müzik çalışmalarına orada devam ediyor. Ancak Özoğuz, son zamanlarda Londra-İstanbul arasında mekik dokumaya başladı. Bu seyahatlerin nedeni ise aşk… Özoğuz, ÇBS boyalarının sahibinin kızı Zeynep Çavuşoğlu ile aşk yaşıyor.

İkisi de “evli” yazdı

İşin asıl ilginç yanı, Gökhan Özoğuz’un facebook adlı internet sitesindeki sayfasında evli olduğunu yazması. Çavuşoğlu’nu görmek için ayda iki kez İstanbul’a gelen ünlü şarkıcı, sayfadaki medeni halini evli olarak düzeltti ve kiminle evli olduğu kısmına Zeynep Çavuşoğlu’nun adını yazdı. Aynı şekilde Çavuşoğlu’nun sayfasında da “Gökhan Özoğuz’la evli” yazıyor.

14/11/2007 Tarihli Hürriyet Gazetesinden alıntıdır.”

Facebook Bağımlıları için: The Facebook Limiter

Facebook Bağımlıları için: The Facebook Limiter

Facebook bağımlılığından şikayetçi olan kullanıcılar için girişimciler boş durmamış ve The Facebook Limiter’ı piyasaya sürmüşler.

Kullanıcılar siteye giriş yaparken, The Facebook Limiter ile ne kadar sitede kalacaklarını ayarlıyorlar ve süre başlıyor!

Peki süre dolduğunda hala sitede isek ne oluyor?

İzleyelim, görelim…

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden burslu olarak Ekonomi lisansını ve London School of Economics’ten burslu olarak Bsc Economics lisansını aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde İngilizce İktisat (MA) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladı.

Bilgi Üniversitesi MBA Programları bünyesinde pazarlama yöneticisi ve öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra Ülker bünyesinde pazarlama ve iş geliştirme müdürlükleri yaptı. Ülker grup şirketlerine ve grup dışı şirketlere yurt içi / yurtdışında pazarlama kapsamında yapılan çeşitli projelerin başında yer aldı.

Ülker’den sonra kariyerine Türk Hava Yolları’nda devam etme kararı olan Yüce Zerey, Türk Hava Yolları’nda eTicaret ve Marka Müdürü olarak görev yaptı. Görevi esnasında, Türk Hava Yolları’nın e-ticaret, interaktif pazarlama faaliyetlerinden ve  global marka yönetiminden sorumlu idi.

Halen The Coca-Cola Company Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesi’nin İnteraktif Pazarlama Grup Müdürü olarak profesyonel yaşamına devam eden Yüce Zerey, kurumun bölgede yer alan bütün markalarının interaktif pazarlama faaliyetlerinden sorumludur.Halen The Coca-Cola Company Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesi’nin İnteraktif Pazarlama Grup Müdürü olarak profesyonel yaşamına devam eden Yüce Zerey, kurumun bölgede yer alan bütün markalarının interaktif pazarlama faaliyetlerinden sorumludur.

Facebook Bağımlılığı

FacFacebook Bağımlılığıebook Bağımlılığı

Facebook’un, kullanıcılarını nasıl bağımlı hale getirdiğini ve bağımlılık sürecinin sonunda ne olduğunu anlatan bir grup Kanadalı öğrenci tarafından hazırlanmış bir video…

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden burslu olarak Ekonomi lisansını ve London School of Economics’ten burslu olarak Bsc Economics lisansını aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde İngilizce İktisat (MA) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladı.

Bilgi Üniversitesi MBA Programları bünyesinde pazarlama yöneticisi ve öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra Ülker bünyesinde pazarlama ve iş geliştirme müdürlükleri yaptı. Ülker grup şirketlerine ve grup dışı şirketlere yurt içi / yurtdışında pazarlama kapsamında yapılan çeşitli projelerin başında yer aldı.

Ülker’den sonra kariyerine Türk Hava Yolları’nda devam etme kararı olan Yüce Zerey, Türk Hava Yolları’nda eTicaret ve Marka Müdürü olarak görev yaptı. Görevi esnasında, Türk Hava Yolları’nın e-ticaret, interaktif pazarlama faaliyetlerinden ve  global marka yönetiminden sorumlu idi.

Halen The Coca-Cola Company Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesi’nin İnteraktif Pazarlama Grup Müdürü olarak profesyonel yaşamına devam eden Yüce Zerey, kurumun bölgede yer alan bütün markalarının interaktif pazarlama faaliyetlerinden sorumludur.

Mevcut pazarlama kariyerine ek olarak 15 senedir Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve “Pazarlama Yönetimi, İnteraktif Pazarlama” derslerini vermektedir.

Akademik paylaşımlara ek olarak, Radikal Gazetesinde ve CNN Türk bünyesinde haftalık olarak köşe yazıları yazmakta olup Doğan Yayınlarından 2014 yılında çıkan The Profesyonel adlı kitabın yazarıdır.

Peyami Safa ve Heybe Felsefesi

İnsan, tarih defterinin derin ve anlamlı yapraklarında seyahat ettikçe, zihinlerindeki kavramlar daha da anlam buluyor, bulduğu anlamlardan destek alarak çevresini daha nitelikli anlamlandırıyor.

Bu yazının da hikayesi aslında tam olarak burada başlıyor. Geçenlerde, edebiyatımızın yetiştirmiş olduğu en önemli ustalardan biri olan ve keyifle okuduğum Peyami Safa’nın gazetelerde ve dergilerde çıkmış olan fıkra ve makalelerinin derlenmiş olduğu bir kitabı okuyordum. Yedigün’deki 20 Eylül 1938 tarihindeki yazısı beni aldı farklı yerlere götürdü, silkeledi ve günümüze getirdi bıraktı. Bu fikir seyahatinin heybemde bıraktığı entellektüel tadın adı “Heybe Felsefesi”‘nden başka birşey değildi.

Peyami Safa’nın yazdıkları ile Heybe Felsefesi’nin kesişim kümesinin nitelik ve nicelik olarak kapladığı alan beni gerçekten etkiledi.

Heybe felsefesi ile neler dediğimizi hatırlayacak olursak:

Heybe felsefesi, günümüz toplumunda, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi, değerleri ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen ve anlamlandırabilen, bu bilgilerle bireye ve topluma değer katmayı amaçlayan bir düşünce yapısıdır.”

diye tanımlamıştık. Heybe Felsefesi düşünce düzleminde tanımladığımız aktörleri de;

“Heybeci, heybe felsefesi tanımını içselleştirmiş, kendine ve topluma değer katan felsefe insanı

Haybeci, kendini öğrenmeye adamış, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen, fakat anlamlandıramayan ve aksiyon almayan araf insanı…

Bilgi Eşeği, amaçsızca bilgi arayan, toplayan, arşivleyen, bilgiyi tüketen ama üzerinde düşünmeyen, anlamayan, kendi egosunun tekelinde barındıran, topluma değer katma amacında olmayan eşek insanı…”

olarak tanımlamıştık.

Sözü üstadına teslim ettikten sonra yorumlar tamamen size aittir.

Peyami Safa, Yedigün, 20 Eylül 1938

“Ayaklı kütüphane denilen adamların lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede övütülen ekmek gibi değil, ambarda bekleyen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayatına karışmamıştır. Onların bilgileriyle zekaları arasındaki münasebet, bir kitapla bir kütüphanenin raf tahtası arasındaki münasebetin aynıdır: Biri ötekinin üstüne binmekle kalır.

Kitap, adamı beslemezse şişirir, bilgilerin yağıyla şişmanlatır. Ayaklı kütüphane denilen adamlar, manevi bünyelerinde fikirden ziyade semen bulunan mahluklardır: ilmin şişkolarıdır. Bunun için sağlam yapılı bir kafa, dolu bir kafadan üstündür ve düşünmek bir fikre gebe kalmaktan başka birşey olmadığı için, kitapların en güzelleri, düşündürücü ve doğurucu eserlerdir.

Yine bunun için uyanık bir zeka, okurken her an şüphe içindedir. Bu şüphe at sineği gibidir: Savarsınız yine gelir. Bizi rahatsız etmesine mukabil, demin bahsettiğim kötü dalgınlıktan kurtarmak gibi, sinirlendirici olsa bile uyandırıcı tesiri vardır.

Aynı kitabı birkaç defa okumak, ayrı ayrı birkaç kitap okumaktan daha faydalıdır. Çünkü okumakta gaye müellifin ne düşündüğünü anlamaktan ve bir şey öğrenmekten ibaret değildir. Kitapla okuyucunun zekası evlenmeli ve mahsul vermelidir”

Aklın yolu bir…

Sevgilerimle

Yüce Zerey | y=f(yuce)

Süper Kahramanlar Neden Tayt Giyer?

Süper Kahramanlar Neden Tayt Giyer?

Süper Kahraman ya da eski tabiri ile fevkal beşer diye ifade edilen kişiler genel itibariyle, zoru seven, daralmadan genişleme olmaz, ilerleme olmaz felsefesini savunan kişilerdir.

Dolayısıyla sürekli kendi süper güçlerini gösterebilmek, argo tabiriyle artislik yapabilmek kendilerini geliştirebilmek için mümkün mertebe daralmaları gerekmektedir.

Modern toplumun en populer daralma aracının da tayt olduğunu ve hatta bu aralarda çok moda olduğunu düşünecek olursak, süper kahramanlarımızın da daracık taytlar giymeleri normaldir. Altlarına da sıkı sıkı çizmeler giyerler ki bacaklarıda iyice daralsın ve daralan bacaklar ile iyi sıçrasınlar, iyi kaçsınlar…

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden burslu olarak Ekonomi lisansını ve London School of Economics’ten burslu olarak Bsc Economics lisansını aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde İngilizce İktisat (MA) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladı.

Bilgi Üniversitesi MBA Programları bünyesinde pazarlama yöneticisi ve öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra Ülker bünyesinde pazarlama ve iş geliştirme müdürlükleri yaptı. Ülker grup şirketlerine ve grup dışı şirketlere yurt içi / yurtdışında pazarlama kapsamında yapılan çeşitli projelerin başında yer aldı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden burslu olarak Ekonomi lisansını ve London School of Economics’ten burslu olarak Bsc Economics lisansını aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde İngilizce İktisat (MA) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladı.

Bilgi Üniversitesi MBA Programları bünyesinde pazarlama yöneticisi ve öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra Ülker bünyesinde pazarlama ve iş geliştirme müdürlükleri yaptı. Ülker grup şirketlerine ve grup dışı şirketlere yurt içi / yurtdışında pazarlama kapsamında yapılan çeşitli projelerin başında yer aldı.

1 47 48 49 50  Scroll to top