Projecilik Anaforu

Konu: Projecilik

Tarih: Cilalı Taş Devri

Nöbetçiler: Çemşit Tanyeri / Tolgahan Keşkek

Konuşanlar:

  1. Hamit Karaerik XXX
  2. Necdet Delibalta XX

diye başlardık orta-lise öğrenim çağlarımızda derslere… Yaşadığımız bu kısa girizgah sürecinin temel girdisi sınıf başkanının tahtaya yazdığı konuşanlar listesi ve akabinde “hocam bu harifler eşşek gibi konuştu!” talihsiz söylemleri olurken; temel çıktısı da yenilen entegre dayak olurdu.

Ortamda kullanılan tek bilgi sistemi platformu yadigar karatahta iken sınıf başkanı da öğretmene doğrudan raporlardı

Ancak şarkıcı Çelik’in değiştiği gibi devir değişmişti, tahtada yazanlar, aktörler, roller ve ilişkiler değişti. Artık tahtada:

Proje Amacı ve Kapsamı: Projecilik

Proje Termin Tarihi: Cilalı Taş Devri

Proje Yöneticisi: Tolgahan Keşkek

Proje Ekibi:

  1. Hamit Karaerik XXX
  2. Necdet Delibalta XX

yazıyor. Proje Planlarına baktığımızda, projecilik metodojisinde büyük değişiklikler olmadığı göze çarpıyor. O zamanki eylemlere günümüz proje planı metodolojisini uyguladığımızda da haklılığımız perçinleniyor.

Projecilik Proje Planı:

  • Çıkacağın karşılaşmanın amacını ve kapsamını belirle, maç sonunda ne istiyorsun?
  • Adamlarını bul! Takımını kur!
  • Adamların için gerekli tüm malzemeleri tedarik et!
  • Kaptanını seç !
  • Takımın maç içerisinde organizasyonel yapılanmasını belirle!
  • Maçın yapılacağı halı sahayı kirala!
  • Maç içerisinde yapılması gerekenleri zaman ve oyun kalite planına uygun bir şekilde takım arkadaşlarına paylaştır!
  • Maç esnasında çıkabilecek riskleri çıkart, potansiyel risk çözümleri üzerine takım arkadaşlarınla beyin ötesi fırtınalara dal!
  • Çok zorda kalırsan ve bütçen elveriyorsa; hakemi veya maçı satın al!
  • Takım arkadaşlarına başkanın maç sonunda uygulayacağı ceza ve prim uygulamasından bahset!
  • Takım arkadaşlarına saha içerisinde nasıl iletişim kuracaklarını, hangi el kol haraketleri, ense tokat yöntemlerini kullanacaklarını açıkla!
  • Devre arası değerlendirme toplantısının içeriğini ve paydaşların rolleri konuş!
  • Projenin nihai beklenen çıktısı 3 puan bunu sakın unutma dostum!
  • Hadi dostum zamanı geldi artık: KICK – OFF
  • İşte proje başlangıç anı. Herşey buraya kadarmış…
  • Çık ve oyununu oyna!

Lisedeki projecilik ile modern iş yaşamının projeleri ve proje yönetim metodolojisi arasında ne fark var diyecek olursak, miktar olarak fazla fark yok ancak mana olarak derin farklılıklar var:

  1. Maç esnasında serbest kıyafet giyemezsin!
  2. Rakibe doğrudan dalıp: “Hakkını helal et burnunu kırdım!” diyemezsin
  3. Eşşek gibi koşar ancak terleyip toksin atamadığın için buhranlar anaforunda salınımlar çizersin.
  4. Maç sonunda rakip oyuncular ile birlikte aynı tepsiden elle baklava yemek yerine interaktif ortamda maaşını alır ve yine interaktif ortamdan faydalanarak geçen ay yediğin iş yemeklerinin suşiciklerin borçlarını ihtiva eden kredi kartı borcunu ödemek için kullanırsın.
  5. Sistem gereği, maç sonunda yenilme ihtimali senin değişken setinde tanımlı olmadığından, hırsından ağlamanın bile ne olduğunu bilmezsin, göz yaşı pınarların kurumuş yerlerinde sistem hırsının soğuk rüzgarları esmektedir.
  6. Bir şekilde maçı kaybetmeyi becerebilirsen sistem lisansını yırtar!
  7. Maçlar yapılırken açık havada enerji harcanıyordu, şimdi ise daracık masaların üzerinde notebooklar arasında niteliksiz kısa paslaşmalarla nefes almak zorundasın.
  8. Maç bitiminde rakibe sarılıp bir sonraki maçta görüşürüz derken artık proje kapanış dokümanı hazırlayıp, ilgili paydaşlarla mutabakata varıp imzalarını alıyorsun
  9. Maç içerisinde istediğin zaman taktik değişikliklere gidebiliyordun, ancak şimdi değişiklik talep formu doldurtman veya imzalatman gerekiyor.

Ne oldu ? Ne değişti? Bizim tecrübelerimiz, yetkinliklerimiz, suni kişisel ağlarımız, tükettiğimiz değer sayısı belki arttı ama yüreklerimiz küçüldü, ruhlarımız daraldı. Fazla söze gerek yok, İşte non-lineer kaotik kapitalist iş dünyasındaki projecilikliğin en somut çıktısı…

 

Heybe Potter ve Sırlar Odası


Heybe Porter’ın hami ailesi Karaerik’ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardı ki, Heybe bir an önce sihirbazlık okulu Yaşar Doğu’ya geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Komoçko ise onu uyarır: Yaşar Doğu’ya dönerse bir felaket olacaktır…
Read More…

Multinational’da bir Bayram Sabahı

Multinational’da bir Bayram Sabahı

Business Causal pantalonumu yine ütüleyememiştim, acaba bundan dolayı, yıl sonu performans değerlendirmesinde benefitlerimde bir azalma olacak mıydı? Bizim team beni adam gibi evaluate edecek miydi? İşte kafamdaki bu tarz saçma sapan discussionlarla şirkete geldim.

Read More…

Haybeye değil Heybeye…

Heybe dedik, Heybeci dedik, Bilgi Eşeği dedik… Kafalarımız karıştı… Yorumlar yaptık, tartıştık, anladık anlamadık, anlar gibi yaptık, reddettik, sadece geyik dedik. Kah güldük kah eğlendik. Ancak söz verdik, eylemlerimiz sürecek dedik…

Heybe Felsefesi ilk kez Uluslararası Reklamcılar Derneği (IAA)’nın düzenlenmiş olduğu Reklamcılar Tahtaya Etkinliğinde “Heybe Felsefesi ve Değişen Marka Anlayışı” seminerinde sunuldu. Reklamcılar tarafından büyük beğeni ile karşılandı. Uluslararası Reklamcılar Derneği üyelerine olumlu geribildirimleri için teşekkür edip, kaldığımız yerden devam edelim. Heybe felsesinin ne olduğunu hatırlayalım.

Read More…

Adım Adım…

Adım Adım…Adım adım Pazarlama, Java, Tasarım, .NET, NLP, Marka Yönetimi, Türev Alma Teknikleri, İnek Sağma Yöntemleri, Ruh İkinizi Bulma…

Neden adım adım… ?

Sürekli bir hap arayışı içerisindeyiz. Kısa hızlı, hemen çözüm üreten sonuçlar beklentisindeyiz. Sabır nedir? Sebat nedir? Araştırma nedir?
Seminerlere gidiyoruz, eğitimlere katılıyoruz hemen sorular geliyor…

  • Bunun kısa bir yolu var mı?
  • Bunu pratikte 1 gün de nasıl yaparız?
  • Abi sen de taslak dokümanı varsa flash diske atabilir miyiz?
  • Sunumu alabilir miyim? Ben de arkadaşlara şeyettircem de…
  • Bana linkini atsana iyi çalışmaymış.
  • Bu raporları nereden buldun, alabilir miyim?
  • Yok kimseyle paylaşmam tabi… Sonuçta senin emeğin

Bilgi Eşşekliğinin lüzumu yok… Haybeciliğinde lüzümu yok…

Read More…

Neden SANAT?

Sanat, hemen hemen herkesin bildiği, ancak çok az insanın gerçek anlamda hayatında bir pencere olarak kullandığı bir araçtır.


Tarihin başlangıcı kadar eski olan sanat üzerinde günümüze kadar sayısız tanımlamalar yapılmış. Ben de bir kamyon dolusu tanımlama yapıp sizleri sıkmak istemem… Dolayısıyla doğrudan konuya girelim…


Hayatımda, işimde “neden sanat” ?

Read More…

DüşlüYORUM Öyleyse Varım…

DüşlüYORUM Öyleyse Varım…

Her çağ beraberinde kendine özgü bir beklenti ve tehlike bileşimi getiriyor, bilgi çağı da bu özelliklerin her ikisini bünyesinde barındırıyor. Ama korkulu olmaktan çok umutlu olmayı gerektiren haklı bir sebep var; çünkü bilgi çağı bize insan soyunun geçmişte hiç yakalayamadığı bir fırsatı sunuyor.

Tarihte ilk kez geçmişimizden haraketle ileriye yönelme yerine, hayal gücümüzden haraketle geriye yönelme olanağına sahibiz. Bütün tarih boyunca insanlar başka dünyaları keşfetme, yaşlanmanın getirdiği tahribatı onarma, mesafeleri onarma, mesafeleri aşma, çevreye şekil verme, kendi içlerindeki yıkıcı eğilimleri dizginleme, gezegende bulunabilecek her bilgi zerresini paylaşma özlemini duymuştur. İnsanlık olarak, Mars Pathfinder uzay gemisi, nanoteknoloji, quantum computing, sanal gerçeklik, ruh halini değiştirici ilaçlar ve internet portalleri sayesinde bu köklü rüyaların her birini hayata geçirmeye başlamış bulunuyoruz.

Doğrusunu isterseniz, hayal edilebilecekler ile başarılabilecekler arasındaki uçurum şimdi her zamankinden daha küçük.
Francis Fukuyama’nın öne sürdüğü gibi bir tarihin sonuna varmiş olmaktan çok, tarihi kesintiye uğratma, geçmişte olanları doğrusal bir şekilde geleceğe uzatmaktan kaçınma kapasitemizi geliştirmiş bulunuyoruz. Sanayileşme çağında gelecek geçmişten daha iyiydi, bilgi çağında gelecek geçmişten farklı ve belki de son derece daha iyi olacak.



Günümüzde sadece hayal gücümüzle sınırlıyız. Bununla birlikte, yeni bir gerçeklik çerçevesinde hayal edebilenler, hayal edemeyenlerden her zaman sayıca daha az olmuştur. Leonardo da Vinci, Einstein, Newton, Ömer Hayyam, Hasan Çelebi gibi kişiler varsa, hayal güçlerini tarihin yalama haline gelmiş ağır prangalarından kurtaramayan on binlerce kişi var. Uzun süre tutsak kalmış bir kutup ayısı nasıl zincirleri çıkarıldığında bile alışkanlıkla olduğu yerde çakılı kalırsa, çoğu zihin de ilerlemenin beraberinde getirdiği olanakları henüz kavrayabilmiş değil.

Ne var ki, geçmişin çekim gücünden kurtulma becerisinden yoksun kişi ve kuruluşlar için geleceğe giden yol tıkalı olacak.

İçinde bulunduğumuz yeni çağın neler getirebileceğini tam anlamak için, her birimizin iş gördüğü kadar hayal de görecek duruma gelmesi gerekir.

İlerme çağında rüyalar çoğu kez fantezinin ötesine geçmezdi. Geçmişten farklı olarak, günümüzde rüyalar bizi yeni gerçekliklere götürecek geçitlerdir. İçtimai benliklerimiz yani kuruluşlarımız da rüya görmesini öğrenmek zorunda. Birçok kuruluşta kolektif hayal gücünü işletmede büyük çaplı aksaklıklar bulunuyor.. Ya hayallerimiz çalınmış, ya da biz hayal görmeyi unutacak kadar reel dünyaya bağlıyız. Bireysel ve kurumsal olarak realite adı altında, düşlerimizi bile materyalist düşünsel eksenine hapsetmişiz… İşte bu sarmalı çözebilenler önümüzdeki çağı şekillendiren aktörler çizgisinde yeralacaklar.

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu… “Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.” Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi: “Dünya bir düştür. Evet, dünya..Ah! Evet, dünya bir masaldır.” (Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar)

1 48 49 50 Scroll to top