#SonSahne II

333
7 Aralık 2019 – Pazartesi
İstanbul

Pazartesi’nin makus kaderi devam ediyor. Sendrom ile başlayan toplumsal kıllanmalara şimdi de Pazartesi mesajları ekleniyor. Mesajlar, ‘Sendroma kurban olalım, kıymetini bilememişiz.’ tadında travmalar yaratıyor.

Herkes gergin bir bekleyiş içinde. Mesaj gelecek mi? Gelmeyecek mi? Gelecekse içeriğinde ne olacak? Gibi soru işaretlerinin altlık yaptığı muhabbetler devam ederken 13.38’de herkese aynı numaradan bir mesaj daha geliyor.


Mesajda: “#kızkulesinigöremeyinceben” yazıyor. Bu sefer bir hashtag paylaşılıyor ve insanların bu hashtag üzerinden konuşması isteniyor.

Mesajı müteakip, kız kulesinin ortadan kaybolma hikayesi tekrar gündeme oturuyor ve verilen hashtag altında hatırı sayılır bir muhabbet dönmeye başlıyor. Dönen muhabbet haber kanallarını gaza getiriyor, Salacak’tan canlı yayın yapan haber kanallarının yayınları da muhabbete dahil olanları gaza getiriyor. Toplu bir cinnet yaşanıyordu adeta.

Sosyal medya, kız kulesi muhabbetleri ile yıkıladursun; canlı yayın arabalarının az ilerisinde Salacak’tan, Harem’e doğru yavaştan yürüyerek giden Emin Amca giriyor kadrajımıza.

Torunu askerden gelecek Harem’de inecek, O’nu karşılamaya gidiyor. Hava da açık, güneşli. ‘Ulan, şurda bi oturup iki dakika çay içeyim, Kız Kulesi’ni keseyim.’ diyor.

Emin Amca’nın hanımı vefat etmiş iki sene önce, onunla burda buluşurlarmış gençken, kendisi eski İstanbul beyefendilerinden.

‘Hatıralarımı yad edeyim.’ diyor. Emin Amca’nın olan bitenden haberi yok, haber filan izlemiyor, kitaplarıyla meşgul olan okumuş yazmış biri.

Neyse, duruyor Kız Kulesi’nin sırasına gelince. Çay kulübesinden çay istiyor.

Çay isterken de kendi kendine ‘Aahh be Nerimanım, senle şu kulenin önünde buluşurduk…’ diye iç geçiriyor. Bunu duyan çaycı eleman çayı uzatırken ‘Amca kule mi kaldı ya gözümüzün önünden uçtu gitti. Kıyamet kopacak, yeminle korkuyorum.’ diyor.

Emin Amca bunu duyunca, normalde takmaz ama, ‘Ne kaybolması evladım, şu Kız Kulesi senden, benden de, hatta şu Topkapı Sarayı’ndan -eliyle sarayı gösteriyor-, hatta ve hatta şu berbat ettiğimiz İstanbul’dan bile eskidir. Hepimizi gömer bu kule’ diyor.

Çaycı eleman önce çakozlamıyor durumu, amca deli herhalde filan diyor. Tam o sırada amcanın bi arkadaşı, kendi yaşlarında Salacak’tan yürür geçerken ‘Ooo Emincim sen de mi burdaydın gel çayımızı beraber içelim şu manzaraya karşı gel’ diye çağırınca, iki amca başlıyor Kız Kulesi hatıraları anlatmaya. Yok bu Emin eskiden balıkçıymış, sandalla açılırmış Kız Kulesi’ne yanaşır ordan olta sallarlarmış filan. Şimdi böyle anca karşıdan bakarız filan diyor…

Çaycı bakıyor ulan iki tane adam baya bildiğin kule orda duruyor diye konuşuyor. E bakıyor yok. Herkes yok diyor bu amcalar nasıl var diyor? İkisi de bunak herhalde diyor ama iki kişi sonuçta, baya da mantıklı konuşuyorlar.

Sonra çaycının aklına bi şey denemek geliyor. Çakal bi eleman bu çaycı. Şark kurnazı.. ‘Amca’, diyor; ‘Sana şu benim telefonu versem, Kız Kulesi’nin önünde bi resmimi çeksene benim manitaya göndereyim.’ diyor.

Çaycı çıkıyor kulübeden, açıyor Instagram’ı, veriyor Emin Amca’nın eline telefonu, Emin Amca ilk defa görmüş hayatında, anlamıyor. ‘Nereye basacağız oğlum? Göster’ diye soruyor sadece ve basıyor çaaat Kız Kulesi resimde çıkıyor :)

Çünkü hakikaten var Kız Kulesi…

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) geçtiğimiz Nisan ayında çok çarpıcı bir açıklamada bulunuyor. APA, yapmış olduğu resmi açıklamada Selfie çekmenin zihinsel bir bozukluk olduğunu söylüyor. Hatta bu tip zihinsel bozukluğu olanları da “Selfitis” olarak tanımlıyor.

Kim “Selfitis”, kim değil bilinmez. Bilinen tek şey şu ki, Kız Kulesi yerli yerinde duruyor. Ancak sosyal medya evreninde yaşayanlar kendilerini konuya o kadar kaptırmışlar ki; baktıklarında kuleyi hala göremiyorlar.

15.02.2015 Tarihinde Radikal’de Yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın