İş İnsanları

To-Do-List İnsanları

Pazartesi sendromunun damaklarda bıraktığı tarifsiz kötü tadın adıdır “To-Do-List”.

“Yüzünü örten perde açıldığında hakikat eğer hala hakikate benziyorsa, bu durumda, çıplak hakikat diye bir şeyden söz edilemez” der Baudrillard.

İllüzyondan yoksun bir gerçek, hala gerçek olarak kabul görebiliyorsa, bu durumda; gerçek, nesnel bir gerçekliğe nasıl sahip olabilir?

Büyüleme gücünü yitiren şeyler anında ve tamamıyla gerçek, gölgelerinden ve yorumdan yoksun şeylere dönüştüler.

Sanal, gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan yağmacı gibidir. Sanal, bizzat gerçeklik tarafından bir tür bulaşıcı ve yok edici unsur şeklinde salgılanmıştır.

Sanal gerçeklik, gerçeklikle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Bu, nesnel gerçekliğin soyutlanma sürecinde devreye sokulan sürecin nihai aşamasıdır.

Sanal Gerçeklik coğrafyasının vatandaşları kendi cenaze namazlarında kendilerini musalla taşında gözlemleyerek, gerçek bedenlerini gömmüş ve hocanın “El Fatiha”  söylemini müteakip kendilerine  birer sanal beden bulmuşlardır.

Buldukları sanal bedenin yaptığı her haraket;  planlı, programlı ve hedef odaklıdır.

Sanal bedenler, daha fazla  ilgi,  daha fazla ün, daha fazla refah düzeyi ve daha yüksek bir statü için sanal terler dökerler.

“To-do-list”; nam-ı diğer yapılacaklar listesi,  sanal bedenlerin gerçeklik ile arasındaki katarakttır.

Pazartesi sendromunun damaklarda bıraktığı tarifsiz kötü tadın adıdır “To-Do-List”.

Business Class İnsanları

Administrative Assistant’a nam-ı diğer Sekreter’e  Gidiş – Dönüş “Okyanus Ötesi Bir Yer” bileti aldırılır. Bilet aldırılırken tercihin “Business Class” olduğu vurgulanmaz, bu  zaten İş İnsanı’na dair herkesin bildiği genel geçer bir tercihtir…

Biletler print edilmiş bir şekilde şık bir zarfta gelir. Vize hususu gündeme bile gelmez. Pasaportunda hemen hemen her ülkeye ait hatırı sayılı sürede vize barındırmak iş dünyasının olmazsa olmazlarından biridir.  İlgili ülkeden, İş İnsanı’nın kartvizitine istinaden, tarihin bir kesitini kapsayacak vize tedarik edilmiştir.  Bilet, pasaport ve otel rezervasyon çıktısı MontBlanc pasaport cüzdanına, pasaport ile samimiyetini arttıracak şekilde yerleştirilir.

“Ekonomi Class” a acı veren valiz hazırlama süreci Business Class” için keyif veren bir verimlilik ve profesyonellik deneyimidir.  Tercihen, Samsonite (mutlaka 4 tekerlekli), Louis Vuitton, Victorinox markalı valizler itina ile açılır. Tek valiz almaya gayret gösterilir. Çok  fazla valiz ile profesyonel bir iş toplantısına katılma eğilimi, iş insanlarınca hoş karşılanmaz. Açılan valize, Calvin Klein traş çantası yerleştirilir. Traş çantasının içerisinde 100ml’ten küçük şampuan, traş köpüğü, traş kremi, göz altı bakım kremi, nemlendirici, diş macunu, dış fırçası gibi makro ihtiyaçların seyahat için hazırlanmış mikro versiyonları koyulur. Okyanus ötesi uçulacağı için giderken takım elbise giyilmez, takım elbise kendisi için hazırlanmış özel deri kılıfa itina ile yerleştirilir ve havalimanına doğru valizle birlikte elde seyahat eder.

Uçuştan yaklaşık 3 saat önce havalimanına varılır. Hatırı sayılır kredi kartlarından birinin valesine araç teslim edilir. Dış Hatlar Gidiş bölümünden E Kapısı’ndan giriş yapılır. E Kapısı “Business Class” yolcular için ayrılmış özel bir kapıdır. Daha nazik ve hızlı bir güvenlik deneyimi yaşanır. Üzerinizdeki herhangi birşey öttüğü takdirde “bir daha geç” gibi bir söyleme “Business Class” yolcuları çok fazla maruz kalmazlar.

Güvenlikten geçilmiştir ve sıra vize harcı yatırıp pul almaya gelmiştir. Bir dakika, bu işlem zaten Administrative Assistant tarafından çoktan halledilmiştir. Pul itina ile pasaporta yapıştırılır. Boarding Pass’a da yapıştırılabilmektedir. Ancak İş İnsanı genellikle  Boarding Pass’a pul yapıştırmaz. Bunun temelde iki nedeni vardır. Birincisi, pasaporta ne kadar çok pul yapıştırılırsa, İş İnsanı’nın o kadar çok giriş çıkış yaptığı belli olur. Herkesin gözünde “Oha be olm adam amma girmiş çıkmış memlekete” imajı oluşur. Akabinde pasaportta yer kalmaz ve değiştirilmesi gerekir. Böylece herkesin gözünde “Oha be olm adam sürekli bir yerlere gitmiş bu kaçıncı pasaport” imajı oluşur. İkincisi ise, obsesif kompulsif kıllanmadır. Acaba Boarding Pass’ın üzerindeki pulu pasaport polisi kabul edecek midir? Acaba kaybolur mu? vs gibi soru işaretlerinden dolayı pasaporta yapıştırır.

Kontuar numarasına ekranlardan bakılmaz. Gidilen okyanus ötesi mekan için ayrılan kontuarlar genellikle aynıdır ve bu da sık uçan “Business Class” yolcuları tarafından bilinmektedir.

İlgili kontuara doğru emin adımlarla ilerlenir. Ortam süzülür. Hangisi en hızlı işlem yapıyor? Hangi sıra daha az? Aradan millete malzeme olmadan kaynayabilir miyim? gibi zihinsel söylemleri baz alan antremanlar yapılır. Genellikle en az sıra olan tercih edilir. Online Check-in sıraları genellikle az sıra olan yerlerdir. Online Check-in yaptırılmamış olunsa bile  “Aaa yaptırmıştım, sistemde gözükmüyor olmalı” gibi söylemlerle bu kontuarda işlem yaptırılabilir. İş İnsanı genellikle az valizlerle seyahat ettiği  için pek fazla valiz verme eğiliminde değildir. Ancak okyanus ötesi gibi uzak uçuşlar için bu dinamik değişebilir. Kontuar görevlisinden “lounge card” alınır.   Lounge card, Business Class Lounge’unun pasaportudur. Pasaport demişken, yavaş yavaş pasaport sırasına ilerlemekte fayda var. Business Class için ayrılmış ayrı sıraya itina ile girilir. Sırada iş dünyasından kimler var süzülür. Tanıdık var mı yok mu kontrol edilir, veritabanları taranır. Var ise hemen merhabalaşıp hızlıca ne için nereye gittiği öğrenilmeye çalışılır. Lounge’ta görüşürüz söylemi ile sıraya devam edilir. Pasaport kuyruğu, Business Class da olsa çok atraksiyon yapılabilecek bir yer olmadığı için herkes paşa paşa sırasını bekler ve gerekli işlemleri geçerek Business Lounge’a doğru ilerler.

Business Lounge’una girerken Lounge Card ilgili görevle itina verilir, akabinde hızlı ve emin adımlarla içeriye girilir. Lounge’a girildiğinde hızlı bir şekilde ortam süzülür. Tanıdık birileri var mı? Tanışmak gereken birileri var mı? Sorularının cevabı aranır. Bu arada mümkünse priz yanı boş bir yer de bakakoyulur. Eğer tanıdık ya da tanışılması gereken birileri yok ise bilgisayara ya da ipad e talim edilir. Tanıdık ya da tanışılması gereken birileri var ise kendisine yakın cenaha yerleşilir. Akabinde atıştırmalık ile birlikte gidecek içecek birşeyler alınır. Deneyim sürecinin uçak fazı da olduğu için karınlar tıka basa doldurulmaz.

Boarding zamanı gelip çatmıştır. Hızlı, emin ve özgüvenli adımlarla ilgili kapıya doğru yürünür. Kapının önüne gelindiğinde bir kenara oturup “ekonomi class” ın binişi izlenir. Racon uçağa son binmektir. Bu yüzden tüm yolcular binerken birşeyler okunur satıraralarında “ekonomi class” kesilerek analiz yapılmaya çalışılır.

Uçağa binme zamanı gelmiştir. Uçağa binerken uçuş ekibi nazik bir şekilde selamlanır. Takım elbise çantası itina ile kabin memuruna, boarding pass ile birlikte verilir. Kabin memuru da takım elbise çantasını itina ile dolaba asar.

Business Class’ta en prestijli yer A1′dir. Tüm prokotol üyeleri, VİPler, CİPler, İş İnsanları buraya oturmak için elinden geleni ardına koymazlar. Sıra arkaya yaklaştıkça statü düşmektedir. 4. 5. sıralar neredeyse adamdan sayılmazlar.

Biner binmez kabin memurunun ikram ettiği içkilerden alınır. İçkileri boşa gitmemesi gerekmektedir. Yerleştikten sonra dağıtılmamış ise hemen gazete talep edilir. Mümkünse biri konvansiyonel, biri İş İnsanı’nın dünya görüşünü ifade eden, biri de ingilizce olan en az üç adet gazete talep edilir.

Uçuş esnasında kullanılacak malzeme çantası ve terlikler teslim edildikten sonra,  ayakkabılar kontrollü bir şekilde çıkarılır ve uçuş çorapları giyilir. Terlikler duruma ve tercihe göre giyilecektir. Koltukların tuşlarına olan hakimiyet kabindeki diğer yolculardan anlamlı düzeyde farklılaştırıcı bir unsurdur. Hala bir sürü İş İnsanı kabin içi eğlence platformunun ekranını çıkarmayı bile beceremez iken bu konuda meleke kespetmiş İş İnsanı büyük beğeni ve takdir topladıkları gibi koltuk ve uçak içi eğlence platformu ile ilgili olarak kabinde kanaat önderi olurlar.

Bir taraftan kabin içi eğlence platformu ile haşır neşir olunurken bir taraftan da soğuk tabağı için gerekli hazırlıklar yapılır. Alınan soğuk tabağının tamamını yemek kişisel imaj açısından çok şık durmayacağından belli parçalar dokunulmadan bırakılır. Sıcak siparişinde kabinin tansiyonuna göre haraket edilir. Herkes et, pilav, kebab vs söylüyorsa mümkünse balık tercih edilir. İş İnsanı, verilen hangi çatal, bıçağın hangi yemek ile nasıl ve ne zaman kullanılacağı konusunda üstadtır.

Yemek faslı bittikten sonra kitap ve dergi faslı başlamaktadır. Özenle seçilmiş bir kitap (piyasada her yerde çok sık rastlayamayacağımız cinsten, tercihen ingilizce) ve dergi (monocle tadında) okuma deneyiminin ifadesinde başrol oynarlar.

Kitap ve dergi faslını müteakip koltuk ayar optimizasyon süreci ile hafif uyku moduna geçilebilir. Burada önemli olan hızlı ve kendinden emin haraketlerle koltuğu uyku konumuna getirebilmek ve battaniyeyi doğru ve etkin bir şekilde üzerine konumlandırabilmektir.

Kabin içerisinde koltuklar arasında tanışmalar, konuşmalar, koklaşmalar olabilir. Bu sürece dahil olan kişilerin pozisyon, çalıştıkları şirket, yönettikleri bütçe, sahip oldukları kurum gibi kriterlere göre dahil olunur ya da olunmaz.

İniş öncesinde okyanus ötesi ülkeye giriş için dağıtılan formlar doldurulur. Formda yer alan yanınızda ne kadar para var sorunu kabindeki diğer kişilerin nasıl cevapladığına dair zımni bir araştırma içerisine girilir. Ortalamaya göre meblağ yazılır.

İniş işlemi hissedilir, daha anons yapılmadan gerekli tertibat alınır. Uçak yere indikten sonra dağıtılan “Priority Pass” kartları ile birlikte uçak terk edilir, uçak terk edilirken kabin ekibine ve pilota teşekkür edilir.

Uçaktan iner inmez “Priority Pass” okları takip edilerek pasaport kuyruğunun acısını hissetmeden ülkeye süzülürek giriş yapılır…

Bu yazının yol açabileceği tüm sonuçları, tüm izleri acaba iyice yok edebildim mi? Acaba bu yazının hiçbir işe yaramamasını sağlayabildim, ona tüm anlam verme girişimlerini engelleyebildim mi? Sürdürülen şu Hiçliğe acaba bir katkım oldu mu?

Pazar(tesi)

Yine buhranlı bir Pazar…

Hava da en az benim kadar arafta… Gürleyip yağmur olarak yağsam mı? Yoksa açıp insanların içini ısıtsam mı diye kararsız ve puslu…

Bu kararsızlığının alçak ve yüksek basınç dengesizliklerine yansıyan çıktısı olan rüzgar da; asice, ne yaptığını bilmeden bir oraya bir buraya gidiyor, hem insanların sıkıntılarını hem de sonbaharın kışa karşı son direnişini simgeleyen yaprakları silip süpürüyor.

Yalın tatil ortamlarında geçirdiğimiz, kelimelerin yetersiz kalacağı o tarifsiz anlardan sonra yine esaretin zincirini boynumuza takmak üzere yollara koyulduk.

Metropoller; biz, boynu zincirli köleleri, üstün çekim kuvvetleriyle mıknatıs gibi çekiyor. Çekerken de kulağımıza: “Hadi kardeşim yürrrü, yarın iş başı yapacaz. Daha eve gidecez, banyo yapacaz… Kıyafetler ayarlanacak. Toplantı notlarını gözden geçirecen, okuman gereken raporları unutma vs.. ” şeklinde fısıldıyor.

Bütün güzel tatil anıları, yola çıktığımız dakikalardan itibaren bu insafsız fısıltılarla tüketiliyor…

Halbuki onları bir dahaki tatile kadar saklamak için, hissiyat cüzdanımın en derin ceplerine itina ile yerleştirmiştim. Ancak, metropollerin evrensel çekim kuvvetinin modern temsilcileri olan kitlenmiş otobanlar, uzun feribot kuyrukları, sinyalsiz şerit değiştiren terliksi hayvanlar, vb. benim güzel tatil anılarımı çoktan tüketmeye başlamıştı bile.

Tam rahatlamıştım, huzur bulmuştum derken, huzurumun ırzına geçmek için bir grup tecavüzcü peydahlanmıştı, zihnimde…

Bir yandan bu huzur tecavüzcülerini düşünürken bir yandan da ertesi günü düşünüyordum. Yine maskelerimizi takacak, ertesi sabaha Berk Beyler, İdil Hanımlar olarak uyanıp, sabah kahvaltımızı ucuz yağlı bir poğaça ile ikame edip, iş tanımlarımızın evrensel gerekliliklerini yerine getirmeye başlayacağımızı düşünüyordum.

Yine Pazartesi sabahı…

Saat 06.00…

Çalan alarm mutluluk evreninden gerçeklik evrenine bir geçit rölü oynuyor. Olayı paralel evrenler ile daha kompleks bir hale getirmeden kalkıyorum…

Tuvalet süreci, sabah kalkma ritüelleri arasında global olarak vazgeçilmezliğini koruyor.

Metropollerde, sabah kalkma ritüellerinde önemli bir yer tutan tuvalet sürecinde foursquarede sağa sola check-in olanlara rastlanıyor.

Kıl büyütme, yönetme özgürlüğünü elinden alan traş seramonisi akabinde ciltler kadar ruhlar da tahriş oluyor.

Halet-i ruhiye müsait ise kıyafetler akşamdan özenle seçmiş, gerekli kombinasyonlar gerçekleştirilmiş  giyilmeye hazır bir durumda bekliyorlar. Ancak halet-i ruhiye müsait değilse, sabahın köründe, kör ışıkta kombin yapma çabası gerçekten acı verici bir süreç. Kör ışıkta yapılan kombin, daha önce edinilmiş pratik deneyimlerden yola çıkılarak hızlı ve özensizce yapılıyor. Bu ceketle hep bu pantalonu giyerim. Bu ceket ve pantalonu giydiğimde şu kravatı ve bu kemeri takarım. Ayakkabım da şu olur. Ortam uygunsa bu mendil de gider…  Hazır kıyafet kütüphanelerimizden devşirdiğimiz günlük kombinler,  tembellik ve salaklık iç eleştirileri ile birleşince o günü bize  rezil edebiliyorlar.

Çanta hazırlama sürecinde bilgisayar her zamanki gibi kral tahtına otururken, defter, kalemlik, telefonlar, anahtarlar çantada kendileri için önceden hazırlanmış yerlerini alıyorlar.

Saç baş derlenip toplanıyor, mümkünse el yüz ve başın ilgili kremlerle günlük münasebeti sağlanıyor.

Yaş ilerledi düzenli yutulması gereken haplar var. Aç karnına alınması gereken haplar alınıyor, kahvaltı masası ile uzaktan keşişilip kendisine bir daha görüşmemek üzere veda ediliyor. Kimisi kahvaltısız yapamaz, ancak benim gibiler de kahvaltı ile kalkar kalkmaz yüzleşmek istemiyor. Vücut uyanma sürecini tamamlayıp acıkma emarelerini göstermeye başladığında kahvaltı ihtiyacı hasıl oluyor.

Ayakkabıların son durumu nasıl? Boya ihtiyaçlarından bahsettiler mi? Bahsetmişlerse onları üzmemek gerek. Zaten bütün gün saçma sapan yollar ile uğraşıyorlar, temiz olmak onların da hakkı. Ayakkabılara da hakkını verdikten sonra ver elini sokak…

Servis bekleme mekanına doğru ilerliyoruz. Servis bekleme mekanında herkesin servis beklediğini görmek, aynı saatte aynı insanları aynı haraketleri yaparken görmek adeta zamanı durduran bir aktivite oluyor. Geç kalıp kalmadığımı yanda servis bekleyen sürekli rengarenk giyinen öğretmen ablamızdan anlıyorum. Onlar servisine biniyorlar üzerine bizim 5 dakikamız daha kalıyor. Herkes birbiri ile selamlaşıyor. Nazik ve samimi bir ortam.

Servis gelince herkes temkinli, emin ve hızlı adımlarla servise doğru yöneliyor. Hafif bir yer kapma çabası yok değil, ama nezaketten kimse bu hevesini belli etmemeye çalışıyor. Bazılarının yeri belli. Bazıları yeni gelmiş, bir yer belleme çabasında… Bazıları iki kişilik koltukta yalnız başına oturuyor, yeni biri binerken diğer tarafa dönerek çantası, ceketi, paltosu vs ile ilgileniyor. Yeni binen kişi müsait mi demediği sürece bu aktivite devam ediyor. Peki ya müsait mi denilirse? O zaman istemeyerek de olsa yana doğru kayılıyor, nefes veren bir tonlama ile buyrunnn deniyor. Servis yaz aylarında sıcak kış aylarında soğuk. Servis şöförü nedense klimayı açmayı kendine zul olarak görüyor. Yolculardan biri yüksek sesle klima konusunu gündeme getirince üfleye püfleye klima açılıyor, hemen herkes klimayı kendine göre ayarlama operasyonuna geçiyor.

Yol esnasında uyumayı tercih edenler çoğunlukta, kibar bay ve bayanların uyurken ağızlarının aldığı şekiller bireysel marka yönetimleri açısından büyük bir handikap oluşturuyor. Uyumayı tercih etmeyenler genelde radyo dinliyorlar (haberler, musiki, slow müzik vs) daha azınlıkta kalanlar ise kitap okuyanlar. İşin özünde  sorsanız herkes kitap okuyor ama malesef çantadaki kitaplar uyku karşısında dirençsiz kalıyorlar.

İş yerine gelince önemli ritüellerden biri (ya da gelmeden önce) kahvaltılık birşeyler almak. Genelde simit, açma, poğaça, kepekli sandviç tercih ediliyor. Börek alanlar azınlıkta. Alınan kahvaltılıklarla asansör sırası süreci başlıyor. Selamlaşmalar, kahvaltı davetleri, öğle yemeği davetleri, işler hakkında statü alma eylemleri asansör sıralarının vazgeçilmezleri arasında yerini alıyor.

Herkes yerlerine yerleşiyor. Farklı farklı kahvaltı timleri bir araya gelerek ortak kahvaltı sürecini deneyimliyorlar. Kahvaltı esnasında bazıları diğerlerine hizmet, bazıları da salt yiyici olarak görevlerini ifa ediyorlar. Hizmetkarlar, kahvaltı için gerekli hazırlıkları temin edip (tabak, çay, çatal, peçete, ekstra sandalye vs) salt yiyicilerin değerli geribildirimlerini dinliyorlar. (peynir eksik, peçete yok, olm bu simit bayat vs)

Kısa süren kahvaltı süreçleri günün ilk toplantısından önce yapılması gereken hazırlıklardan dolayı sonlanıyor. Herkes yerlerine… Kabaca maillere pozisyon bazlı olarak bakılıyor. Önce amirimden ve üzerinden gelen mailler,  sonra “to” da bana gelenler, bir ara müsait olduğumda da “cc” yer aldığım mailler.

Toplantı hazırlıkları tamamlanıyor, şık bir defter, şık bir kalem, şık bir kartvizitlik, dik bir yürüyüş…

Yüzyüze veya mail ortamında karşılıklı halledemediğimiz kaotik tüm süreçlerin er meydanı… Mesai doldurma platformları… Çok iş yaptığını, ne kadar meşgul olduğunu gösterebildiğin yegane aksiyonlar… Farklı departmanlardan, şirket dışındaki farklı firmalardan insanlarla sosyalleşme imkanı… Kendini ifade etme, ne kadar iyi ne kadar yetkin bir insan olduğunu gösterme ortamı… Toplantılar!… Ve gerçek mesai başlıyor….

Konkur İnsanları

Bir kelimenin anlamı hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizde Ekşi Sözlük’ün kapısını çalmak adetten olduğu için konkur kelimesi Ekşi Sözlük’ün görüşlerini istedim. Kendileri şu şekilde buyurdular:

“yarışma. özellikle Fransız ekolünden yetişmiş (devlet güzel sanatlar akademisi) mimarlar tarafından hala yarışmalara verilen isimdir.”

“reklamverenin çeşitli reklam ajanslarına başvurarak bunu bildirmesi ve aralarından birini seçebilmesi için örnek kampanya hazırlamalarını istemesi hadisesi.”

Fransız kökenli konkur kelimesi her ne kadar bize rekabeti tanımlasa da reklam dünyasında konkur, marka kapma meydan muharebesi, olarak algılanır.

Markalar, kendilerini ajansların yetenekli ellerine teslim etmeden önce, hangi ajansla, doğru ten uyumunu yakalayabileceğini anlamak için konkur açarlar.

Konkur süreci öncesinde markalar, çağıracakları ajansları, ajansları değerlendirecekleri kriterleri tanımlarlar. Toplantı salonlarında bahar temizliği yapılır. İkram da kullanılacak bardak, çanak gözden geçirilir. Mide yakıcı cinsinden çakma kuru pastalar tedarik edilir.  Akabinde brief hazırlanır ve basına haber sızdırılır.

“Ey basın, biz konkura çıkacağız, siz şimdiden konuşmaya başlayın. Ama ben bunu sana resmi olarak söylemedim. Anladın sen…”

Sızan haberler, ajanslara gereken adrenalini sağlar. Herkes kimlerin çağırılacağı hakkında fikir yürütmeye başlar. Sadece fikir yürütmek yeterli olmaz. Adres defterlerinden ilgili markada tanıdık kimin olabileceği, markadan birilerinini tanıyan bir tanıdık olup olmadığı araştırılır. Marka ile irtibata geçilir ve  “Müsaitseniz konkurunuza gelmek istiyoruz!” mesajı verilir. Bu mesaja ek olarak firma sunumu, “showreel” lar ve müşteri yorumları gönderilir. Profesyonel ve etkileyici kendini ifade süreci tamamlanmış olurken, geriye sadece arada sırada, mail ve telefonla markayı dürtüp “Ben buradayım hatırladın mı, e hadi çağırmadın!” demek kalır.

Marka, çağırılacak ajansları belirler ve brief almak üzere kendilerini davet eder. Ajanslar, brief almak için gelmeden önce “Nasıl olurda markaya brief esnasına özgün bir soru sorup kendimizi diğer ajanslar arasından farklılaştırabiliriz? Diğer ajanslara nasıl çakabiliriz?” sorusunun cevabı için ajans içi arama toplantısı, beyin fırtınası, atölye çalışması, workshop, vb. düzenler.

Brief gününde herkes kendini ifade edecek özgün reklamcı kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyer, özgün çantalarını, bilekliklerini ve saatlerini takar. Saçlar uzun ise toplanır, bıyıklar uzun ise ucu kıvrılır. iphone’lar ve Apple’lar özgün kılıflarına itina ile yerleştirilir.

Ajanslar brief toplantısı esnasında markayı daha iyi tanıma imkanı bulurlar. Binası nasıl? Güvenlik kaba mı? Fazla bekletiyorlar mı? Nasıl karşılıyorlar? Çalışanlar mutlu mu? Ofis tasarımları güzel mi? Projektörleri çalışıyor mu? Toplantı odasında plazma var mı? Çay ve suyun haricinde ikramlar mevcut mu? Toplantıya katılanlar konuya vakıf mı?

Brief zamanı geldiğinde marka yetkilileri pozisyon olarak hafiften ağıra doğru sahneye çıkarlar. En ağır kartvizitler brief başladıktan sonra gelirler. Ağır kartvizitler sahneye doğru ilerlerken ajans başkanları, avlarını dikkatle takip edip doğru bir şekilde avlanabilmek için yeterli detay toplama gayesindedirler. Marka patronları kartvizit ağırlığına göre teker teker söz alırlar. Öncelikle katvizit olarak görece hafif olan arkadaş brief ile ilgili teknik detayları verir. Bu esnada ajans başkanları, avlarına kilitlenmiş olduklarından teknik detayları dinlemezler. Nasılsa, ajanstaki junior arkadaşlardan biri konu ile ilgili herşeyi kayıt altına alacaktır. Son sözü ağır kartvizitler söyler ve raconu keserler. “Markamızı alın uçurun, satışları patlatın” Son söz söylenmiş, mevzu özetlenmiştir.

Brief sonrasında ajanslar salonu terkederken marka patronları ile tanışmak, tokaşlamak için uygun zamanı kollarlar. Ajans içi yoğun toplantılarda çıkmış olan özel mesajları marka patronları vermek için en doğru zamandır.

Brief sonrasında ajanslarda hummalı çalışmalar, uykusuz geceler başlar. Ajanslar çalışmalarını sürdürürken piyasaya;
“Olm x firması konkur açmış ya ona hazırlanıyoruz.  Ulan bütün konkurlara da çağırıyorlar, kafamızı kaldıramıyoruz. y firmasının konkuru da x’ten hemen sonra. Sanki başka ajans yok, yetişemiyoruz!” tadında haberler sızdırırlar.


Ajanslar markanın belirlediği gün ve zamanlarda sunumlarını yapmak üzere tekrar çağırılırlar. Artık, savaş hazırlıkları tamamlanmıştır.

Ajans üst kadrosu, Müşteri İlişkileri Direktörü, Art Direktörü, Strateji Direktörü vb. bilimum direktör ve ajans başkanı (post modern ifadesiyle CEO su) sunum yapmak üzere ellerinde kreatifleriyle toplantı salonunda doğru emin adımlarla ilerlerler. Ajans başkanı toplantı masasının en stratejik yerine , markanın ağır kartvizitlerinin yamacına doğru kendinden emin adımlarla ilerler.

Art Direktörü ceza sahasına yakın bir yere, günün golünü atmak üzere konuşlanır. Müşteri İlişkileri Direktörü herkesi görebilecek ve sunum yapabilecek bir yeri tercih eder. Ajansın diğer çalışanları da kalan diğer stratejik yerlere, göreve hazır ve nazır olarak yerleşirler.

Müşteri İlişkileri Direktörü genel olarak bayandır ve düzgün bir Türkçe ile pozitif enerji yayarak konuşmaktadır.
Strateji bölümü sunulurken, marka patronları sürekli “Ulan bunlar bilmediğimiz şeyler mi?” edasındadır. Bu motivden dolayı ajansın rakam içeren her “slide” dına marka tarafından tatlı bir itiraz gelir. “Bu rakamlarda bir problem olabilir mi?” Ajansta çok ince ve kibar bir şekilde durumu geçiştirir.

Ajans network ajansı ise, özel bir metodolojisi, özel çizelgeleri, ve networkünün heybeti bulunmaktadır. Bu unsurlar ajans tarafından itina ile ön plana çıkarılır. Kreatiflerin sunulduğu bölüm sözün bittiği, algıların, kültürün, donanımın konuştuğu noktadır. İtina ile hazırlanmış, bir çok zimnı anlam içeren kreatifler, marka patronları tarafından çok basit kriterlerle komik bir şekilde yorumlanabilir. Bu yorumlardan içten içe etkilenen art direktör ağızına gelen talihsiz ifadeleri yutar ve sunumuna devam eder. Art direktörler genellikle sunum esnasında yerinde durmazlar. El kol haraketleri, hoplamalar, zıplamalar, tiyatro sahnesindeki gibi alçaltıp yükseltilen sesler, duyguyu marka patronlarına doğru birşekilde geçirebilmek için kullandıkları temel unsurlardır.

Ajans başkanı, sunumun marka patronlarındaki seyrine göre zaman zaman sürece müdehale eder ve ne kadar deneyimli olduğunu, benzeri ne kadar çok iş yaptıklarını, hangi ödülleri aldığını anektotlarla anlatır.

Sunum sonunda karlışıklı öpüşülüp koklaşıldıktan sonra  marka patronları kendi köşesine, ajans patronları kendi köşesine çekilir ve durum değerlendirmesi yapılır.

Tüm ajanslar, ilgili kriterlere göre değerlendirilirken toplantı salonları bu kez ciddi tartışmalara sahne olur. Herkes kendi fikrini, doğrusunu sonuna kadar cansiperhanece savunur. Bu tartışmalar sürer, sürer, sürer ve sürer… Sonunda bir mutabakata varılır ve karar yönetime sunulur, yönetimin de onayı alındıktan sonra ajanslarlarla, global reklam jargonunda “Chemistry Meeting” diye geçen ten uyumu araştırma toplantıları başlar. Ajanslar yerlerinde ziyaret edilir, uzun uzun görüşülür. Ajans, tuvaletlerine ve okudukları kitaplara kadar incelenir ve zihinlerde puanlanır. “Chemistry Meeting” sonucunda herhangi bir görüş değişmemişse, seçilen ajans ya da ajanslar pazarlık için çağırılır ve pazarlık süreci başlar. Pazarlık sürecinin sonucunda da marka-ajans izdivacı gerçekleşmiş olur.

Herkese hayırlı olsun temennisiyle yüzükler takılır ve anlaşma yapılır.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine!

NOT: Bu yazı işini hakkıyla, doğru ve güzelce yapan ajans ve markaları tenzi ederek yazılmıştır. Bu ajans ve markalar bu yazıya sadece gülüp geçebilirler.

 Scroll to top