Etiket Arşivi: Kültür

Aşk-ı Memnu Atasözleri

Aşk-ı Memnu…

Yıllardır hayatımda hissettiğim ama tanımlayamadığım koca boşluğu dolduran nadide dizi…

İnsana dair, ilişkilere dair, kültüre dair ezberlerimi bozan, paradigma değiştiren dizi…

Rol ile gerçekliğin arasındaki büyük boşluğu ortadan kaldıran dizi…

Derin bir zeka altyapısı ile örgülenmiş özenli senaryosu ile insanı sahne sahne şaşırtan, bir oraya bir buraya heyecanla savuran dizi…

Aşkın ne kadar tutkulu yaşanabileceğini, aile gerçekliğini olduğu gibi aynalayan dizi…

İşte bu dizi esnasında herkesin televizyona kilitlenmesinin (eşim dahil) ben de yaratmış olduğu hezeyanları twitter platformunda yüksek sesle paylaşmıştım.

Gelen yoğun istek üzerine Aşk-ı Memnu atasözlerimi derledim.

twitter.com/yucezerey

Kültür’e Dair IV: Paris

Paris, herkeste özel duygular uyandıran bir şehir… Özgürlük, özgünlük, sanat, yaşam stili gibi kavramların zihnimizde köprü kurduğu,  akabinde birbiriyle etkileştiği ve mutluluk hormonları sağlamamıza katma değer sağlayan bir şehir…

Aydınlarımız, entelektüellerimiz Paris’i hep sevmiştir. Sevdikleri, deneyimledikleri Paris’ten tarihin farklı zamanlarında  bahsedegelmişlerdir. Farklı mecralarda, Paris’in kafeleri, müzeleri, etkinlikleri, demokrasiye bakışı, sanata ve insana bakışı vb. yönleri  itina ile işlenmiştir.

Paris’e dair heyecanla yazılan çizilenleri okurken,  Paris’in kuruluşunu aklımdan hiç çıkaramıyorum.

Zamanında Napolyon Bonapart, Paris’i yeniden kurarken, önce yuvarlak meydanlar çiziyor. Onları birleştiren geniş bulvarlar ekliyor ve iki tarafına da altı katlı apartmanlar yerleştiriyor.

Kendisi topçu subayı olduğu için stratejisi şöyle: Yuvarlak meydanlara top bataryalarını yerleştiriyor, muhtemel bir halk ayaklanması durumunda (ki bu konuda altyapı müsait) toplar halkın üzerine ateşlendikleri zaman ayaklananların kaçacak yerleri yok.

Paris’in şehir yapılanmasına hayran olan, öykünen aydın ve entelektüellerimiz önemli bir noktayı kaçırıyor. İşte kaçan bu nokta özgürlük, özgünlük, insana saygı vb kavramların hepsinin daha farklı yorumlanmasına sebebiyet veriyor.

Bir zaman sonra insanlar en yakınlarındaki hazineleri görmeyip, başka yerlerdeki şeyleri görmeye çalışıyor hale geliyor.

Kültür’e Dair III

Cerrah, bir uzvun alınmasıyla alınmaması arasında bir fark yoksa, onu bırakır. Ama şair ya da yazar, o kelimenin orada durmasıyla durmaması arasında bir fark yoksa, onu oradan çıkarmak zorundadır.

Son dönemlerde telif metinlerden ziyade çok yoğun bir şekilde tercüme metinleri görüyoruz. 1980′den önce tercüme eserler basan bir yayınevi yoktu. Şimdi ise neredeyse sadece tercüme yayınlanıyor. Bu metinler bir bakıma bizim düşünce gündemimizi tayin ediyor.

Bugün Türkiye’de entelektüeller yabancı dilde metin yazıyor. Esasen dille düşünce arasında çok yoğun bir bağlantı var. Türkiye’de düşüncenin gelişimi anlamında belki de tek ölçüt, Batılı metinlere baksak bile kendi söylecek sözümüzün olması ve bunun Batılı sözün içinde kaybolmamasıdır.

Kültür’e Dair I

1919’da, 20 yaşında bir Fransız genç,  İstanbul’da altı ayını geçiriyor. Beyoğlu’nda oturuyor, tarihi yarımadayı geziyor. Oradan ayrılırken bindiği vapurda defterine şunları not ediyor:

“Dünyanın eşsiz güzellikteki bu latif, yumuşak yüksekliklerle, yumuşak alçaklıkların birbirini takip ettiği, bu müstesna güzellikteki topografya üzerine Türkler, bunların yüksek noktalarına yerleştirdikleri abidelerle, muhteşem camilerle, Allah’ın yarattığı tabiata müthiş güzellikler ilave ederek, onu erişilmez bir güzellikler dünyasına kalbetmişler” diyor.

Ondan sonra vapur biraz ilerliyor. Tahmin ediyorum ki, Ahırkapı açıklarında, Ayasofya ile Sultanahmet’i görüyor.

“Az meyilli çatıların saçaklarının gölgeleri altında koyu, mor renkli, cumbalı evlerin pencerelerinin tezyin ettiği mimari ve koyu yeşil renkli ağaçlarla oluşan şehir dokusu, bu büyük abidelerin kaidelerinden denize kadar sarkıtılmış muhteşem bir İran halısını hatırlatıyor” diyor.

Bunu söyleyen kişi, modern mimarlığı kurucusu Le Corbusier.

Seyahatinin son noktası İstanbul.  Geçerken Bankanlardaki Türk şehirlerini görüyor.  Oralarda herhangi eve bakıldığı zaman; bahçe evin altına devam eder ve onun üzerindeki kat da yaşama alanıdır.

En üst kat, yatak odalarının bulunduğu yerdir. Ev böylece, aslında direkler tarafından taşınan, altı boş olan bir yapıdır.

Le Corbusier İstanbul seyahatinden sonra 1925’teki modern mimarlar kongresinde, “evler toprağa oturmamalıdır, topraktan yükseltilmiş olmalıdır, kolonlarla taşınmalıdır” diye bir öneri getiriyor.

O kongrede bütün bunlar kabul ediliyor. Şimdi bütün dünyada, kolonlar üzerine inşa edilen binanın Le Corbusier’in icadı olduğu sanılıyor.

Konfüçyüs: “Eskilerin büyük bilgisi kaybolduğundan beri, insanlık çok büyük ıstıraplar ve felaketler yaşıyor. İnsanlığı, yaşadığı bu ıstıraplardan ve felaketlerden kurtarabilmek için eskilerin büyük bilgisini yeniden ihya etmeye teşebbüs ettim”


Kaynak: Cansever, Turgut; “Türkiye Söyleşileri 2: Kültür”, Eylül 2007, Küre Yayınları