Tatil

Tatilde Nefes Alabildik mi?
tatil ve nefes alma
Metropol insanının içine hapsettiği ve sesine kulak vermediği nehirler; kalbine akıttığı göz yaşları ile taşıp, kendisine rağmen denize ulaşır. Tatil fırsatları ile hüzünlerini deniz suyuna ve / veya doğaya katık yapabilenler; nefes almayı başarabilenlerdir.
Metropol’de nefes alınmıyor mu?
Hayır!
Oksijenimsi bir şey soluyoruz ama oksijen saflığından fersah fersah uzak.
Metropolde aldığımız nefes; maç esnasında sakatlanmış ve oyundan çıkması gereken bir futbolcunun saha kenarına gelip bacağına sıktırdığı ağrı kesici spreyden farklı değil. Acılarımızla hiç yüzleşmeden; sistem içerisindeki illüzyon bazlı anlık başarılar ve aferinler sayesinde acılarımızı halının altına süpürüyoruz. Halının altına bırakın birinin bakmasını, kendimiz bile bakmamak için veriyoruz kendimizi spreye Sık İbrahim Abi, biraz daha sık. Dizimin arkasına da sık. Hiç ağrı sızı kalmasın.”
Tatile nefes almaya giderken spreylerini de yanında götürenler, nefes aldıklarını düşünseler bile alamıyorlar. Çünkü anı yaşayamıyorlar. An kavramı o kadar değerli ve özel ki, en kısa zaman olsa bile doya doya yaşamak, hakkını vermek gerekiyor. Ancak anı yaşamak yerine “Dur yeme bi fotoğrafını çekelim”, “Dur atlama videoya çekelim öyle atla”, “Check-in olabildiniz mi?”, “Mekan ile ilgili Tweet atıp geliyorum” gibi eylemlerle, anı öteleyerek sistem içindeki doymak nedir bilmeyen kimliklerimizi besliyoruz.
Tatile Nereye Gidiyoruz…
“Siz hala ırgat gibi Antalya’ya, Çeşme’ye Bodrum’a mı gidiyorsunuz. Biz bu sene Yunanistan’dayız. Çok nezih, nitelikli bir yer. Denizi, plajları, alemleri daha güzel. Hem de daha ucuz.” 
“Tatilde Türk görmeye dayanamıyorum. Onun için her tatilde mutlaka yurtdışına çıkarız. Mümkünse Türklerin gitmediği yerlere…”
“Kaş’ta çok güzel bir butik otel bulduk. Her sene gidiyoruz. Çok memnunuz. Çok misafirperver ‘gerçek’ insanlar. Ev yemekleri, bahçeden sebze meyve de cabası. Daha ne istersin.”
“Çeşme’de yazlıkta olacağız.”
“Bodrum’da villa kiraladık. 7 odalı, müstakil havuzlu, deniz manzaları. Hangover 4’ü çekeceğiz.”
“Arkadaşlarla tekne turuna çıkıyoruz. Ayaklarımız karayı unutsun, deniz ruhumuzu avutsun istiyoruz.”
“Mykonos’ta çılgınlar gibi eğlenmeye gidiyoruz.”
“Tekne zaten yaz kış Göcek’te tekne ile çıkarız. Amele gibi ayda yılda bir tekne kiralayanlardan değiliz.”
“Asos’ta kalabalıktan uzak anı yaşamak istiyorum.”
“Cunda’da aile ile rakı balık keyfi”
“Çoluk çocuk premium bir tatil köyünde her şey dahil kafasına giriyoruz.” 

Tatile Nasıl Gidiyoruz…. 

Grup halinde, arkalı önlü, sellektörlü – küfürlü – yarışmacalı – şakalaşmalı otomobil ile 
“Benzin parasını paylaşırsak bizim araba ile gidebiliriz”. Tek araba insan kombosu
Business Class uçulmasa veya CIP’ye giriş için gerekli kartlar olmasa bile CIP’ye check-in olarak uçak ile
Uçak camından ‘Kanat ve Gökyüzü” temalı fotoğrafı çekip. “Tatil başlıyoooooooor” diyerek
“Tatil Başlasııııınnnnn…” Fotoğrafları koyuyoruz (CIP Lounge’ta Boarding Pass, Direksiyondan Otoban Kadrajı, Havalimanında Check-in, vb)
“Eskihisar’da / Eceabat’ta hayvan gibi kuyruk var.” Eskihisar / Eceabat kuyruğundan bir photo, trafik durumu ekran görüntüsü paylaşıyoruz.
Biletini önceden alan kraldır. “Siz amele gibi kuyruklarda sürünürken biletimi veririm tatilime giderim” mesajını veriyoruz. 

Tatilde Ne Yapıyoruz… 
Çocuğum ve Ben Paylaşımları: “Berk’in ilk deniz deneyimi”, “Sudenaz Kids Club’ta”, “Babasının Oğlu”, “Annesinin Kızı”, “Pelinsu Çocuk Discosunda Sahnede”, “İdilcan, doğada meyve sebze toplarken”, “Anneanne ve Dede ile Kumdan Kaleler Yapmaca”, “Hayattaki tek kıymetlim”

Sevgilim ve Ben Paylaşımları (Kadın)*:  “Birbirimizi çok seviyoruz”, “Tatile birlikte gittiğim sevgilim var, boş değiliz.”, “Çılgınlar gibi eğlenirken biz”, “Sevgilimin omuzunda ben”, “Karşılıklı yemek yerken biz”, “Teknede sarmaş dolaş biz”, “Exlere kapak olsun.”
* Bu kategorinin erkek versiyonu bulunmamaktadır. Çünkü erkekler genelde, ne olur ne olmaz potansiyel olabilecek kısmetleri kapatmayalım ve abaza arkadaşlarına malzeme olmaması cihetiyle sevgilileriyle olan fotoğraflarını çok fazla paylaşma eğiliminde değildir. 
Kocam ve Ben Paylaşımları**: “Kocam beni hala çok seviyor. Çatlayın”, “Beni hep güzel yerlere getirir.”, “Aşkımız ölmedi.”, “Evimin erkeği. Çocuklarımın babası.”
** Bu kategorinin erkek versiyonu bulunmamaktadır. Çünkü erkekler genelde, ne olur ne olmaz potansiyel olabilecek alternatiflerin yolunu kapatmamak ve  arkadaşları arasında malzeme olmaması cihetiyle eşleriyle olan fotoğraflarını çok fazla paylaşma eğiliminde değildir. 
Evcil Hayvanım ve Ben Paylaşımları: “Biber de ailemizin bir parçası O olmadan asla”, “Rex suya atlarken”, “Yatakta gözümü yeni açmışken yüzümü yalayan Angel”, “Bira içerken Yaman”, “Balkon’dan halı çalarken Şanslı” 
Doğa ve Ben Paylaşımları: “Tarlada patlıcan toplarken ben”, “Yolda kirpi bulduk. Bağrımıza bastık.”, “Keçi ve Ben”, “Dalından domates yerken ben”
Yunanca Checkinler yapıyoruz. “Vay anasını amma gezdiler.” mesajını veriyoruz. 

 

Yurt dışında hiç durmadan şehir şehir geziyoruz. “Tam 8 günümüz var. Suyunu çıkarabildiğimiz kadar gezelim. Her yerde selfie yapalım. Alem görsün. Ne gezdiniz anasını satayım desinler.” 
Ruh halimizi, yabancı dile hakimiyetimizi ve dünya vatandaşlığımızı yansıtan  İngilizce paylaşımlarda bulunuyoruz. 

Kahvaltı fotoğrafları paylaşıp, “Nerede bulacaksın böyle dalından sebze, meyve, organik malzemeleri İstanbul’da” diyoruz.
Akşam yemeğinde mutlaka telefonları garsona verip toplu fotoğraf çektiyoruz. “Bak bu kadar kişi geldik. Keyfimiz gıcır. Gelenleri tagledik. Gelmeyenlere kapak olsun.” mesajı veriyoruz.
Kaldığımız otel odasının manzarasını mutlaka en doğru kadraj ile paylaşıyoruz. Çok iyi bir manzara yok ise, başka bir manzara çekip, “İşte odamızın manzarası” diye yedirmeye çalışıyoruz.
“Havuzda türlü türlü şebeklikler, atlamalar, zıplamalar yapıyoruz. Mümkünse bu atraksiyonları video ile paylaşıyoruz. (gece de giriyoruz çok fırlamayız, çok eğleniyoruz, çok çılgınız)
Deniz kenarında mutlaka bir loca kapatıyoruz. Loca’yı, içindekileri, konumunu, diğer insanlardan nasıl farklılaştığımızı mutlaka paylaşıyoruz. 
Götürmüş olduğumuz n adet mayonun hepsi ile mutlaka fotoğraf çekiniyoruz ve paylaşıyoruz. “Yuh amma kreasyon yapmış. Ne kadar çok mayosu var” mesajını veriyoruz.
Kiteboard, windsurf gibi her sahilde kolayca herkesin yapamayacağı aktiviteleri nasıl yaptığımızı gösteriyor ve “Ulan helal olsun kıza ne farklı yetkinlikleri var biz hala amele gibi deniz yatağına binelim” hissiyatını veriyoruz.
Sürekli havalı manzara kadrajı peşinde koşuyoruz. Buldu mu çekip paylaşıyoruz.
Teknede uzaklara bakarken fotoğrafımızı çektiriyoruz.
Teknede sevgilimizle kollarımızı açarak Titanic pozu veriyoruz.
Teknede güneşlenirken, kopmuşken farklı açılardan paylaşımlarda bulunuyoruz. “Nasıl hayatlar yaşayanlar var anasını satayım” dedirtiyoruz.
Yelkenli dümeninde fotoğraf çektirip ve “İstanbul’da da boş zamanlarımda Yelken sporu ile uğraşırım.” mesajını veriyoruz.
Sabahları erken kalkıp sporumuzu ihmal etmiyoruz. En az 10 km koşuyoruz ve koştuğumuz mesafeyi sosyal medyada paylaşarak “Helal olsun be tatilde bile kendine bakıyor.” mesajını veriyoruz. (Pilajda pilatesi de ihmal etmiyoruz)
Mümkün olduğunca ünlülerin olduğu mekanlarda / kadrajlarda yer almaya çalışıyoruz ve “Biz zaten x ile … dan tanışırız. Çok samimiyiz. Sevişiriz.” imajını oluşturmaya çalışıyoruz.
Bikinili paylaşımlarda   mümkün olduğunca göğüsleri ve kalçaları; duruş açısı ile, kadraj ile optimize ediyoruz.
Mayo üzerine giydiğimiz, pareo vb kıyafetlerde fark yaratıp tarzımızı yansıtıyoruz kalçaları kapatıyoruz.
Su altında türlü şebeklikler yaparak, herkesin sıradan fotoğraf paylaştığı evrende su altı ile farklılaşıyoruz.
Entelektüel derinliğimizi yansıtan kitapları havlunun üzerine serip fotoğraflıyoruz. Böylece tatilde de entelektüel derinliğimize ne kadar önem verdiğimizi gösteriyoruz.
Yattığımız yerden bacaklarımızı dizlerden kırarak çekiyor ve “Ne güzel bacakları varmış. Bu zamana kadar görememiştik.” mesajını veriyor aynı zamanda o kadar acı çekerek yapılan ağdanın da hakkını veriyoruz.
Graffiti veya duvar sözü önünde fotoğraf çektirip sanatsal ve mesaj içerikli yönümüzü ön plana çıkarıyoruz.
Her paylaşımımıza sonsuz ve kreatif hashtagler koyuyoruz. Böylece hem takipçi kazanıyoruz. Hem de ne kadar hakim olduğumuzu gösteriyoruz.
Sürekli sağda solda kolaylıkla bulunamayacak farklı güneş gözlükleri ile 23 cm den Selfieler çekiyoruz.
Sabahları kalkar kalkmaz makyajsız da güzel olduğumuzu gösteren Selfieler çekiyoruz.
Özgün sanatsal videolar paylaşıp, tatili amele gibi deneyimleyenlerden olmadığımızı gösteriyoruz.
Türk Kahvesi / Çay / Alkol Bardağı odaklı arkaplanı deniz olan fotoğraf paylaşımı ve “Tatil Keyfi” mesajı
Küçükken tatildeki halimizle şimdiki halimizi yan yana koyarak, “ Aaa canım çok şekermiş. Hiç değişmemiş. O zaman da çok güzelmiş. Hala çok güzel. Yıllardır buralara gelirmiş vs” gibi mesajları veriyoruz.
Gün sonunda Z raporu olarak, gün içerisinde yapmış olduğumuz çılgın faaliyetleri özetleyen fotoğrafların kolajını paylaşıyoruz.
Gecelerimiz çok hızlı geçiyor. Çılgın gece partilerine katılıyoruz. Şuurumuz bavulunu toplayıp gidene kadar içiyoruz.
Çok içtik, alkollü iken çılgın fotoğraflarımız…
“Şu andaki ruh halim”, “X olunca ben” kod adlı capsleri paylaşıyoruz.  (Tatil Capsleri http://bit.ly/1kt3adm)
Tatilde bile çalışıyoruz paylaşımları. Bilgisayar, ipad ile “Çok yoğunum. Ne yapayım işler beni bırakmıyor” mesajı
Gün batımında havalı bir manzara fotosu çekerek. “Tatil bitti, yolculuk başlıyor. Üzgünüz.” diyerek donuş yoluna koyuluyoruz.
Son tahlilde, sistem kimliklerini metropolde bırakarak, anı deneyimleyip tatil esnasında nefes almayı başarabilenler: nefesinizi vermeyin. İçinizde kalsın….
03.08.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır. 

 

 

 

Read More…

Tatil Dönüşü Mesai

Yine buhranlı bir Pazar…

Hava da en az benim kadar arafta… Gürleyip yağmur olarak yağsam mı? Yoksa açıp insanların içini ısıtsam mı? Diye kararsız ve puslu…

“Bi nefes” niyetiyle deneyimlediğim tatilde, kelimelerin kifayetsiz kalacağı o tarifsiz anlardan sonra; yine business causal ile  bedenimi kaplamak üzere yollara koyuldum.

Metropoller; business causal giydirilmiş bedenleri, üstün çekim kuvvetleriyle mıknatıs gibi çekiyor. Çekerken de kulaklarına: “Hadi kardeşim yürü, yarın iş başı yapacaz. Daha eve gidecez, banyo yapacaz… Kıyafetler ayarlanacak. Toplantı notları gözden geçirilecek, okunması gereken raporlar var vs.. ” şeklinde fısıldıyor.

En acımasız mesai deneyimlerimde hatırlamak istediğim en güzel tatil anıları, yola çıktığım andan itibaren bu insafsız fısıltılarla tüketiliyor…

Halbuki, güzel tatil anılarımı bir dahaki tatile kadar itina ile saklamak için, küçük mutluluklarımı biriktirdiğim, travmalardan koruduğum cüzdanın en derin ceplerine itina ile yerleştirmiştim. Ancak, fısıltılarak ek olarak; metropollerin evrensel çekim kuvvetinin modern temsilcileri olan kitlenmiş otobanlar, uzun feribot kuyrukları, sinyalsiz şerit değiştiren terliksi hayvanlar, vb. En güzel tatil anılarımı çoktan tüketmeye başladı bile.

Tam rahatlamıştım, huzur bulmuştum derken, huzurumun ırzına geçmek için bir tecavüzcü peydahlanmıştı, zihnimde: “Pazartesi”

Yine maskelerimizi takacak, ertesi sabaha Berk Beyler, İdil Hanımlar olarak uyanıp, sabah kahvaltımızı ucuz yağlı bir poğaça ile ikame edip, iş tanımlarımızın evrensel gerekliliklerini yerine getirmeye çalışacağız.

Pazartesi sabahı…

Saat 06.00…

Çalan alarm mutluluk evreninden gerçeklik evrenine bir geçit rölü oynuyor. Olayı paralel evrenler ile daha kompleks bir hale getirmeden kalkıyorum…

Tuvalet süreci, sabah kalkma ritüelleri arasında global olarak vazgeçilmezliğini koruyor.

Kıl büyütme, yönetme özgürlüğümü elimden alan traş seramonisi akabinde, cildim kadar ruhum da tahriş oluyor.

Halet-i ruhiyem müsait ise kıyafetler akşamdan özenle seçilmiş, gerekli kombinasyonlar gerçekleştirilmiş  giyilmeye hazır bir durumda bekliyorlar.

Çanta hazırlama sürecinde bilgisayar her zamanki gibi kral tahtına otururken, defter, kalemlik, telefonlar, anahtarlar çantada kendileri için önceden hazırlanmış yerlerini alıyorlar.

Saçımı başımı derleyip topluyorum. Mümkünse el yüz ve başın ilgili kremlerle günlük münasebetini sağlıyorum.

Yaş artık kemale erdi. Düzenli yutulması gereken haplar var. Aç karnına alınması gereken hapları alıyor, kahvaltı masası ile uzaktan keşişip kendisine bir daha görüşmemek üzere veda ediyorum.

Servis bekleme mekanına doğru ilerliyorum. Servis bekleme mekanında herkesin servis beklediğini görmek, aynı saatte aynı insanları aynı haraketleri yaparken görmek adeta zamanı durduran bir aktivite oluyor.

Servis gelince herkes temkinli, emin ve hızlı adımlarla servise doğru yöneliyor. Hafif bir yer kapma çabası yok değil, ama nezaketten kimse bu hevesini belli etmemeye çalışıyor.

Yol esnasında uyumayı tercih edenler çoğunlukta, kibar bay ve bayanların uyurken ağızlarının aldığı şekiller bireysel marka yönetimleri açısından büyük bir handikap oluşturuyor. Uyumayı tercih etmeyenler genelde kulaklıkları sayesinde dış dünya ile irtibatlarını kesmişler. Daha azınlıkta kalanlar ise kitap okuyanlar. İşin özünde  sorsanız herkes kitap okuyor ama malesef çantadaki kitaplar uyku karşısında dirençsiz kalıyorlar.

İş yerine gelince, sağdan soldan özensizce devşirdiğim hızlı tüketileni sağlıksız yiyeceklerle donatılmış kahvaltı mönüsünü deneyimledikten sonra profesyonel cephedeki yerime mevzileniyorum.

Maillerime kabaca, pozisyon bazlı bakıyorum. Toplantı hazırlıklarını tamamlıyor, şık bir defter, şık bir kalem, şık bir kartvizitlik ve kendinden emin adımlarla toplantı cephesine doğru yola koyuluyorum.

Toplantılar!: Yüzyüze veya mail ortamında karşılıklı halledemediğimiz kaotik tüm süreçlerin er meydanı… Mesai doldurma platformları… Çok iş yaptığını, ne kadar meşgul olduğunu gösterebildiğin yegane aksiyonlar… Kendini ifade etme, ne kadar iyi ne kadar yetkin bir insan olduğunu gösterme ortamı… Ve gerçek mesai, gerçek mücadele başlıyor…

Hiç aradığın şeyi bulduğunda, bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığına dönüp baktın mı ?” Kaybedenler Kulübü

 

23.03.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Plaj İnsanları

Plaj İnsanları Buharlaşmış şehirin klima bağımlı iş ortamlarından serin sulara giden uzun ve zorlu serüvenin son düzlüğüdür plajlar…

Hazırlık Süreci

Plaj, iş dünyasının yoğunluğunun itina ile yoğurduğu beden ve zihinlerin yılda birkaç defa özgürlükleşebildikleri kızgın kum topluluğudur.
Herhangi bir iş insanının plaja sağ sağlam ulaşabilmesinin yolu; üstünden altından, sağından, solundan izin ve gideceği yere dair mutabakat almasından geçer. Tatile dair gerekli vize işlemlerini müteakip gidilecek yere dair pazarlama kampanyası süreci başlar.
Gidilecek yerin denizi, plajı, kalınacak otelin heybeti, tadılacak yemeklerin özgünlüğü ve niteliği, gidilecek insanların uyumu ve keyifliliği, çılgın eğlence ortamlarında özgür iradenin şuursuz özgürleşmesinin hazzının tasviri gibi başlıklar altında kampanya entegre bir şekilde tüm mecralarda hakkıyla yürütülür.
Gerekli hazırlık süreci tamamlanınca hakemin başlama düdüğü ile serin sular haraketi başlar…


Plaj Hizmetleri

Tatil sürecinin zaman dağılımında aslan payını her daim plajlar almıştır. Yapılan araştırmalar Türk İnsanı’nın vaktini daha çok denizden ziyade plajda geçirdiğini göstermektedir. Bu sene Türk ekonomisinin %8,9 büyümesi ülke plajlarında sunulan hizmet çeşitliliğini büyütmüştür. Plaj çeşitliliğindeki ve niteliğindeki kıpraşma, memleketimizin plaj davranışlarında da evrilmelere sebebiyet vermiştir.
Özel loca hizmeti, vale parking hizmeti, denizde hamak hizmeti, masaj hizmeti, yelleme hizmeti, birinci sınıf restaurant kalitesinde yeme-içme hizmeti, denizde oynamak için raket hizmeti, yelken, kürek, su kayağı, ejder kayık yarışı, rüzgar sörfü, jet ski, kuaför hizmeti, vücut bakımı hizmeti, kum temizleme hizmeti, kuma gömme hizmeti gibi hizmetleri artık hemen hemen hatırı sayılır her plajda rastlanan özellikler olmaya başladı.


Plaj İnsanları

Loca, plaj insanının dayalı döşeli residansıdır. Garson, ismi ile hitap edilerek çağırılır, en güzelinden meyve sepeti yaptırılır, karınlar açıkmışsa biz pizza söylenir. Loca’da pide, dürüm, kebap yemek hiç trend değildir, ayıplanır. Buzlar içinde yüzen özel bir içki sepeti yaptırılır. Servisler tamamlandıktan sonra özel seyyar puro humidorlarından itina ile hazırlanmış özel purolar çıkarılır. Çıkan puro hakkındaki derin bilgiyi yansıtan hafif bir peşrev çekilir. Havalı katır ve çakmakların ışığı altında purolar itina ile döndüre döndüre yakılır. Loca’da puro getirmemiş yancı plaj insanları da puro otlanıp içim sürecinden en fazla keyif alanlar ve konu ile ilgili en çok konuşanlar olurlar. Denize girmeden ayaklar suyun içinde puro içerken sağı solu kesmek plaj insanlarının önemli ritüellerinden biridir.

Plaj kadınları, kendilerini kesintisiz ve detaylı inceleyerek süzen gözlere malzeme vermemek adına plaj podyumuna her zaman donanımlı çıkarlar. Yüksek topuk kullanımı; “plaja girerken bile kendine ne kadar dikkat ediyor ne kadar bakımlı, şık” imajını verir. Her denize giriş sürecinin akabinde bikini değiştirme seramonisi yaşanır. Günde en az beş bikini ve iki mayokini değiştirmek plaj kadınlarının vazgeçilmezidir.
Bedenleri saran kolye, bilezik ve halhalları destekleyen neon renkli rujlar, devasa saç tokaları, yüzerken bile çıkarılmayan, bikini renkleri ile uyumlu büyük çerçeveli güneş gözlükleri; yine bikini renkleri ile uyumlu terlikler, pareo, cep telefonu kılıfı ve elbiseler; popüler sahil kasabasından alınmış incik boncuk, sim, pullar; parlatıcı ruj, plaj kadınlarının çantasında herdaim yer alan aksesuarların sadece birkaçıdır.

Kılları seyreltilmiş kaslı vücutlarını fütursuzca sergileyebilmek için denizin içinde saatlerce tenis oynayan, topa vuruken adeta Nadal gibi duruş takınan, duruşu sayesinde kaslarını en optimum şekilde gösteren, plajda kaldıkları takribi altı saat boyunca su niyetine bira ve mojito içen gençler; plaj insanlarının gençlik kollarını temsil ederler.

Plaj anneleri, çocukları için getirmiş oldukları şişme havuza su doldurmaktan, havuzun içine çocuğun attığı kumları çıkarmaktan, çocuğun bezini çıkarıp takmaktan, çocuğuna kumdan kaleler yapmaktan, kocasını ve çocuğunu kuma gömmekten, çocuğuna organik meyve suları içirmekten, mama yapmaktan, gaz çıkarmaktan, evde yapıp getirdiği kumanyalar ile etrafındakileri beslemekten, loca minderlerinde çocuk uyutmaktan harap ve bitap düşerler.

Plaj Abileri, antifit vücutlarını sarmalamış kıl yumaklarıyla plaj ve deniz arasında mekik dokuyan kesişken abilerimizdir. Denize iskeleden balıklama atlayarak girerler. Atladıklarında 15-20 mt su altından giderler. Su yüzüne çıkarken saçların arkaya doğru yatmasına dikkat ederler. Çıkınca mutlaka, önce saçlarını, sonra kendisine bakanları kontrol ederler. Deniz içerisinde topla oynanan oyunları tercih ederler. Top sürekli ilgilenilen bayanın istikametine gider. Topu tutmak adına ilgilenilen bayanın üzerine bile atlanabilir. Su yüzeyine ağızlarını dayayıp nefesleri ile şaşalı sesler çıkarıp ilgiyi herdaim üzerlerinde tutmayı başarırlar. Su sporları ile arası iyi olanları mutlaka jet-skinin kapısını çalar. Jet-Ski üzerinde akrobatik haraketler yaparlar. Yapılan akrobatik haraketler esnasında yine etraf kolaçan edilir ve mevcut rating durumuna göre akrobasinin derecesi konumlanır. Havalık güneş gözlüklerinin altında, 360 derece dönen gözbebekleri ile, önünden geçen, ileride güneşlenen, oturan, yatan, kalkan, uçan hiçbir degajeyi, popoyu, memeyi, mayokini frikiğini, pareo kadrajını, kaçırmamak üzerine eğitim almışlardır.

Plaj insanları; kızgın kumlardan serin sulara doğru ilerleyen bu zorlu serüvende karşımıza: anne, denize giren, kız kovalayan, kendini kovalatan, sene boyunca çalıştığı vücudunu gösteren, kılık kıyafet ve aksesuarlarını gösteren, cesaretini gösteren, yakışıklılığını sergileyen, egosunu şişiren, kalabalıkta sessizliği arayan, kendine akşam için bir partner arayan, hayatının prensini arayan gibi çok farklı kimliklerle çıkıyor.

Tatil bitince, büyüleme gücünü yitiren kimlikler anında ve tamamıyla gerçek, gölgelerinden ve yorumdan yoksun kimliklere dönüşerek klimalı ofislere hapsolurlar.

 Scroll to top