Trend

Vira 2014!

2014 Interaktif Pazarlama Trendleri üzerine Digital Age Röportaj

Farklı iletişim kanallarında 2013 yılını özetleyen kolaj videolara ek olarak; 2013 yılının en güzeli, en yükseleni, en kazananı ve en havalı mekânları gibi haberler algı radarımızın içerisine her zaman olduğu gibi girmeye başladı. Sürekli olarak yapılan tahminlerin dağılımına baktığımızda tahminlerin daha önceki yıllarla mükerrer bir eğilim sergilediğini görüyoruz.

Coca-Cola Türkiye İnteraktif Pazarlama Müdürü Yüce Zerey Digital Age Almanak sayısında ‘Vira 2014!’ yazısında 2014 öngörülerine yer verdi.

Social Currency

Hem global düzlemde hem de Türkiye özelinde dijital mecralarda yapılan tüm eylemlerin ölçümlenmesi ve getirileri üzerine sohbet edilmesi, strateji belirlenmesi, aksiyon alınması ciddi ilgi görüyor. “Şu kadar ‘takipçim’ var, bu kadar ‘engagement’ım var, bu kadar ‘klout’ skorum var, senden iyiyim. Ne kadar takipçin var? Sosyal medyada gücüm daha fazla” gibi söylem ve içgörülerin adreslendiği Social Currency uygulamalarını ve/veya yaklaşımlarını, 2014’te daha fazla deneyimleyeceğiz. Daha önce münferit olarak gözlemlediğimiz bu uygulama ve/veya yaklaşımların, 2014 yılında markalara eklemlenmiş versiyonları ile karşılaşma olasılığımız daha kuvvetle muhtemel.

Digital Massification

Türkiye özelinde, bu zamana kadar interaktif mecralarda yapılan pazarlama ve iletişim faaliyetlerini değerlendirdiğimizde, yapılan çalışmaların ‘mass’ denilen genel kitlenin tamamına veya anlamlı çoğunluğuna ulaşmadığını gözlemliyoruz. Mevcut durumda interaktif pazarlama faaliyetleri, marka hedefleri doğrultusunda konvansiyonel mecralara tamamlayıcı öğe olarak destek verirken; 2014 yılında odağın daha fazla ‘mass’ penetrasyonu olacağı ve interaktif mecraların rolünün tamamlayıcılıktan ziyade daha merkez bir rol olacağı aşikâr. Türkiye için zaten TV konumuna gelmiş olan Facebook bu konuda öncü olurken, Twitter da artık ‘mass’ a erişim açısından anlamlı derece potaya girmiş durumda.

Content Curation and Aggregation

Mevcut durumda deneyimlediğimiz algı/bilgi bombardımanında, bize nefes aldırabilecek her türlü uygulama / yaklaşım ziyadesiyle ilgi görüyor. Hayatımızın akışına organik olarak entegre olmuş farklı bilgi kaynaklarından gelen; blog yazıları, haberler, sosyal medya paylaşımları, edergiler, e-kitaplar, raporlar, infografikler, videolar, görseller gibi bilgileri bizim için derleyip, toplayıp, bize hap gibi sunan uygulama (IFTTT) ve yaklaşımlar, 2014’te daha fazla ön plana çıkacak.

OFF = ON Dynamic Storytelling

Farklı dillerde kendi halinde birkaç kelimenin bir araya gelerek ortaya çıkardığı enerji, yüzyıllardır insanoğlunun, kendi gerçekliğinden kurtulup, özgür ve farklı dünyalara yelken açmasını sağlıyor. Kuru söz, tanım, deneyim akılda kalır mı? Bir kulaktan girer diğerinden çıkar. Konvansiyonel mecralar ile interaktif mecraların birbirine daha fazla yakınsaması ile birlikte hikâye anlatımı daha dinamik oldu. Twitter’da başlayan bir hikaye TV’de dizide devam edip, hikayenin TV’de görmediğimiz versiyonu online mecralarda devam edip bir aktivasyona bağlanabiliyor. Bağlantı noktalarının çeşitliliği, doğru kurgulandığında hikâyenin akışkanlığını ve dinamikliğini sağlıyor. Dolayısıyla pazarlama iletişiminde yeni bir boyutu deneyimlediğimizin gönüllü kanıtı oluyor

DüşlüYORUM Öyleyse Varım…

DüşlüYORUM Öyleyse Varım…

Her çağ beraberinde kendine özgü bir beklenti ve tehlike bileşimi getiriyor, bilgi çağı da bu özelliklerin her ikisini bünyesinde barındırıyor. Ama korkulu olmaktan çok umutlu olmayı gerektiren haklı bir sebep var; çünkü bilgi çağı bize insan soyunun geçmişte hiç yakalayamadığı bir fırsatı sunuyor.

Tarihte ilk kez geçmişimizden haraketle ileriye yönelme yerine, hayal gücümüzden haraketle geriye yönelme olanağına sahibiz. Bütün tarih boyunca insanlar başka dünyaları keşfetme, yaşlanmanın getirdiği tahribatı onarma, mesafeleri onarma, mesafeleri aşma, çevreye şekil verme, kendi içlerindeki yıkıcı eğilimleri dizginleme, gezegende bulunabilecek her bilgi zerresini paylaşma özlemini duymuştur. İnsanlık olarak, Mars Pathfinder uzay gemisi, nanoteknoloji, quantum computing, sanal gerçeklik, ruh halini değiştirici ilaçlar ve internet portalleri sayesinde bu köklü rüyaların her birini hayata geçirmeye başlamış bulunuyoruz.

Doğrusunu isterseniz, hayal edilebilecekler ile başarılabilecekler arasındaki uçurum şimdi her zamankinden daha küçük.
Francis Fukuyama’nın öne sürdüğü gibi bir tarihin sonuna varmiş olmaktan çok, tarihi kesintiye uğratma, geçmişte olanları doğrusal bir şekilde geleceğe uzatmaktan kaçınma kapasitemizi geliştirmiş bulunuyoruz. Sanayileşme çağında gelecek geçmişten daha iyiydi, bilgi çağında gelecek geçmişten farklı ve belki de son derece daha iyi olacak.



Günümüzde sadece hayal gücümüzle sınırlıyız. Bununla birlikte, yeni bir gerçeklik çerçevesinde hayal edebilenler, hayal edemeyenlerden her zaman sayıca daha az olmuştur. Leonardo da Vinci, Einstein, Newton, Ömer Hayyam, Hasan Çelebi gibi kişiler varsa, hayal güçlerini tarihin yalama haline gelmiş ağır prangalarından kurtaramayan on binlerce kişi var. Uzun süre tutsak kalmış bir kutup ayısı nasıl zincirleri çıkarıldığında bile alışkanlıkla olduğu yerde çakılı kalırsa, çoğu zihin de ilerlemenin beraberinde getirdiği olanakları henüz kavrayabilmiş değil.

Ne var ki, geçmişin çekim gücünden kurtulma becerisinden yoksun kişi ve kuruluşlar için geleceğe giden yol tıkalı olacak.

İçinde bulunduğumuz yeni çağın neler getirebileceğini tam anlamak için, her birimizin iş gördüğü kadar hayal de görecek duruma gelmesi gerekir.

İlerme çağında rüyalar çoğu kez fantezinin ötesine geçmezdi. Geçmişten farklı olarak, günümüzde rüyalar bizi yeni gerçekliklere götürecek geçitlerdir. İçtimai benliklerimiz yani kuruluşlarımız da rüya görmesini öğrenmek zorunda. Birçok kuruluşta kolektif hayal gücünü işletmede büyük çaplı aksaklıklar bulunuyor.. Ya hayallerimiz çalınmış, ya da biz hayal görmeyi unutacak kadar reel dünyaya bağlıyız. Bireysel ve kurumsal olarak realite adı altında, düşlerimizi bile materyalist düşünsel eksenine hapsetmişiz… İşte bu sarmalı çözebilenler önümüzdeki çağı şekillendiren aktörler çizgisinde yeralacaklar.

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu… “Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.” Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi: “Dünya bir düştür. Evet, dünya..Ah! Evet, dünya bir masaldır.” (Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar)

 Scroll to top