yucezerey

Profesyonel Aşk

Yeliz, (29) telekomünikasyon sektöründe segment yöneticisi. Aşka inanmayanlardan. Profesyonel hırsları ile değerlerini takas etmesinin üzerinden iki sene geçmesine rağmen, hala arada sırada kan ter içinde uyanıp vicdanının varlığını hissederek “Rüya” diyerek kendini avutuyor. 

Segment müdürü olabilmek için profesyonel kariyer patikacılarının ön koşul olarak konumlandırdığı değerlerin mutlak ölümü için son aşamada elinden geleni ardına koymuyor. 

Hırslarla değerler arasındaki amansız mücadelenin son evresinde bünyede kalan son duygu kırıntılarını mutlak olarak ortadan kaldırabilmek için, değerlerinin üzerine rassal tenler basıyor. Her gecesi dolu. Her gecesi eğlenceli. Her gecesi sıradışı ve öykünelesi. Ancak her bastığı ten, görünürde bünyeyi iyileştirirken, kalbin derin dehlizlerinde karadelikler oluşturuyor. Aynaya baktığında gözlerinde herhangi bir parıltı ve ruhunun yaşadığına dair herhangi bir işaret alamıyor. 

Peki Yeliz’in hayatı bu noktaya nasıl gelmişti? 

Ergenlik çağını, sivilce, fazla kilolar, gözlüklü ve inek olma travmaları ile tamamlamış olan Yeliz, lise son sınıfta kendini tamamen pratik hayattan soyutlayarak soru bankaları ile hemdem oldu. En büyük zevki, üçgenin tabanına dikme indirip öklit denklikleri ile oynaşmaktı. Soru çözmek, deneme sınavlarında iyi puanlar almak, haftasonu alemlere akan arkadaşlarına içten içe “Kapak olsun alayınıza, göreceğim sizi sınavda” diye haykırmak en büyük mutluluk kaynağı idi. 

Kendisinden beklendiği gibi üniversite giriş sınavında güzel bir performans sergiledi ve ülkemizin hatırı sayılır üniversitelerinden birinde işletme bölümünü kazandı.  İlk defa aileden uzak kalıyordu. Çok farklı bir histi. İstediği saatte eve girip çıkıp, istediğini yapabilirdi.  Kimseye hesap vermesine gerek yoktu. 

Yeliz bu hesapsızlık anaforunda tam kabak çiçeği gibi açmaya başlamıştı ki Derin ile karşılaştı. Derin, kolej hayatında her yolu gidip gelirken, güdülen koyunlardan ziyade çobanlarla dahi etkileşmişti. Yeliz, tüm rasyonelini, travmalarını, nefesini Derin’e duyduğu aşkın içinde öğütmüş Derin’e bağımlı hale gelmişti. O’nu görmek de görmemekte Yeliz’e büyük acı veriyordu. Derin ise sınavlarında ve ödevlerinde kendisine yardım ettiği için ve “iyi kötü gideri var” motivasyonu ile Yeliz’in yanında yer alıyordu. 

Tahmin edileceği üzere hikaye çok uzun sürmedi. Sınavlar biter bitmez Yeliz, Derin’i başkalarının koyunlarından toplamaya başladığında gerçeklerle  zor da olsa yüzleşti. ( Dili damağı kurudu. Karnı ağrıdı. Anlamsız zamanlarda sürekli ağladı. Kendinden nefret etti. Yemek yemedi. Günlerce evden çıkmadı. Kimse ile görüşmedi.) 

Çektiği acılar Yeliz’i pişirmiş, kendi küllerinden yeniden doğurmuştu.  Artık bambaşka bir Yeliz vardı. Dersine, işine, gücüne, geleceğine odaklanan bir Yeliz. Öyle de oldu. Üçüncü sınıfta çokuluslu bir şirkette staja başladı. Herkesin beğenisini kazandı. Okulunu başarı ile tamamlar tamamlamaz staj yaptığı şirketten iş teklifi aldı. Hayallerinin teklifini almıştı. Elinden geleni ardına koymuyordu. Hayatında mesainin haricinde hiçbir şeye yer yoktu. İş ortamının profesyonel kadın imajından nasibini almış ve kadın gibi giyinmeye, davranmaya başlamıştı. Onüç punto topuklu ayakkabısız, mini eteksiz, fönsöz, eyelinersız, pudrasız sahaya çıkmıyordu. Sadece işi ile ilgilendiği için kılık, kıyafet ve bakım yönetimini de işin bir parçası olarak değerlendiriyordu.

Yeliz’deki değişim, şirketteki kurtların dikkatini çekmişti. Koca koca (hatta evli barklı) adamlar ilk fırsatta yazılıp yürünecek genç yetenek listesinin başına  Yeliz’i yazmışlardı. Berk, kurtlar arasındaki en yetenekli ve en deneyimli olandı. Elinden bu zamana kadar kurtulan olmamıştı. Kafasına koyduğunu mutlaka avlaması ile tanınıyordu. Berk, travmaları ve kocaman duvarları olan Yeliz’i profesyonel bir metodoloji ile tavladı.

Read More…

Instagram Filtre Dünyası ile Hayat

İnsanoğlu’nun varoluşundan beri, en büyük meydan okumalarındandır, anı durdurabilmek; durdurduğunda hayata müdahale edebilmek ve sonrasında bu deneyimi paylaşabilmek.

İnsanoğlu arasından fotoğrafçılık serüvenine merak saranlar, ilgi ve tutkularını kadrajda tutarak, ellerini deklanşörden çekmeden hayatın kendilerinden fütursuzca aldığı anları geri almaya ve paylaşmaya çalıştılar.

İnsanoğlu’nun yıllanmış anı yakalama arayışının profesyonel kitlelere yansıması Instagram ile oldu.

Instagram hayatımıza girdi gireli herkes yetkin, havalı ve profesyonel bir fotoğrafçı oldu.

Instagram, nashville efekti ile herkesi bir anda fujifilm velvia kullanıcısı haline getirdi ve post-modern polaroid olarak tarih yapraklarındaki yerini aldı.

Profesyonel iş dünyasına giriş vizesi olan CVlerde hatırı sayılır bir yere sahip hobiler bölümü de Instagram sayesinde değişti. Eskiden fotoğraf çekmek, yüzmek, satranç oynamak, kaş almak, sir ağdaya gitmek gibi hobiler revaçta iken şimdilerde profesyonel Instagram fotoğrafçılığı beyaz yaka evreninde hatırı sayılır bir hobi olarak algılanıyor.

Instagram Kullanma Motivasyonları

“O kadar güzellik, tarz, bakım, fit vücut boşa mı gitsin? Paylaşmak lazım.”

“Sıradışı ve derin düşüncelerimi yazıp, ekran görüntüsünü paylaşıyorum. Sadece fotoğraf koymaktan ziyade ne kadar entelektüel biri  de olduğum anlaşılsın.”

“Çektiğim fotoğraflardaki özgünlük arayışımda, sürüden farklılaştığım tarzımı yansıtıyorum.”

“Ne kadar çok takipçi, o kadar itibar. O halde asılalım hashtaglere, yalandan insanları takip edip bırakmalara, takipçi satın alma eylemlerine.”

“Ünlülerin paylaştığı fotoğrafların yorumlarında nefes alıyorum. Ürünlerimi satıyorum. Hizmetlerimi sunuyorum. Ekmeğimizdeyiz yanlış anlaşılmasın.”

“Tag’lediği için mecburen beğeniceğiz artık. Ayıp olmasın. Normalde sittin sene beğenmezdim ya neyse”

“Çok iyiyim. Gittiğim mekanlar, yediğim yemekler, birlikte olduğum kişiler çok havalı.”

“Günlerden Cuma olunca: aBoarding Pass, CIP, Yerel ünlü Restaurant / Pastane / Cafe / Pideci, Mokoko (isim mutlaka İngilizce) Beach (Loca ve VIP hizmetleri mevcut), Dans, İçki – Deniz – Puro, Bikini – Pareo – Gözlük, Terlik – Kumsal – Kitap, Güneş Gözlüğü – Selfie, Tekneden Deniz, İçki – Deniz – Gün Batımı, ‘Gece Hayvan Gibi Eğleniyoruz’paylaşımları ve kapanış.”

“Herkes beni çok seviyor. Benimle ilgili fotoğraflar koyuyor ben de ayıp olmasın, beni sevenler kırılmasın diye sürekli ‘repost’luyorum.”

“O kadar fön çektirdik, makyaj yaptırdık. Güzel bi selfie patlatalım ki likelar boşa gitmesin.”

“Beğeninize ve takdirinize ihtiyacım var.”

“Anlara benliğimi entegre edip mutlu deneyimlerin kaybolmasını istemiyorum.”

Profesyonel Instagram Kullanımı

* Etkin çekim yapabilmek için şık bir akıllı telefona ihtiyaç oluyor. Diğer telefonlar post-modern Instagram kullanımından çok uzak olduğu için büyük puan kaybettiriyor.

* Akıllı telefonda n adet özgün, yetenekli, ve mutlaka para ile satın alınmış kamera uygulamaları (super zoom yetkinliği olan, pixeli yüksek, manuel enstantane, diyafram ayarı yapmaya imkan tanıyan) bulunmalıdır. Standart akıllı telefon kamerası ile fotoğraf çekmek ırgatlık olarak adlediliyor.

* Akıllı telefonda yetkin kamera uygulamalarına ek olarak fotoğrafları düzenleme, dizme, fotoğraflara takla attırma, Instagram’da bulunmayan atraksiyonlu efektler verme, resimlere yazı yazma, vs gibi amaçlara hizmet edecek uygulamaların da tedarik edilmesi, bireyin yaratıcılığına dair en temel kaldıraç unsurlarındandır.

* Çalışma ortamındaki masamız, masamızın üzerinde yer alan ve yaratıcı profesyonel kimliğimizi yansıtan özgün oyuncak, kırtasiye malzemeleri, takım – taklavatlar mutlaka fotoğraflanıp Kelvin filtresi ile Instagram üzerinde paylaşılmalıdır.

* İş ortamında yapılan herhangi bir etkinlik (happy hour, birthday, baby shower, ideation meetings, motivation meetings vs), etkinlik katılımcıları, özgün oyuncakları, afiş, poster fotoğrafları profesyonelce seçilmiş doğru filtreler ve doğru etiketlerle paylaşılır.

İş seyahatlerinde profesyonel instagram kullanımı:

Boarding Pass’ın fotoğrafını Early Bird filtresi ile çekilip (tercihen business koltuğu olduğunu belirken kısmına odaklanarak) gidilecek yer ile ilgili bir hashtag ile paylaşılır.

Business Lounge’un ne kadar güzel ve rahat olduğunu belirten bir enstantaneyi (alınan bir drink, ya da hafif bir yiyecek görüntüsü) profesyonel kelimeler ile paylaşmak çok şık durur.

Eğer bir etkinliğe gidiliyorsa mutlaka gidilecek etkinliğin badge’nin Lo-fi filtreli fotoğrafı ile “Ulan bu etkinlik dünyanın en önemli … etkinliği, dünyanın en önemli tüm …ları bu etkinliğe gider” mesajı paylaşılır.

Gidilen yerde  kalınan otelin ne kadar havalı, ne kadar lüks olduğunu belirten detaylı lobi, oda fotoğraflarını Nashville filtresi ile çekip “Hep geliyoruz, böyle yerlerde kalıyoruz sıkıldık artık, insan salaş yerleri, samimiyeti, memleketini özlüyor!” tadında bir söylem ile paylaşılır.

Gidilen yerin, en havalı restaurantına gidip mönü, sunum, ve restaurantın ortamını ifade eden özgün kadrajlı, Sutro filtreli çekilen fotoğraflara ek olarak mutlaka yenilen yemek hakkındaki know-how ı gösterecek özgün yorumlara da yer verilerek paylaşımda bulunulmalıdır.

Gidilen mekanın gece hayatı ile ilgili en popüler mekanına giderek, mekanın girişi ve içki sunumları ile ilgili fotoğraf çekilip ve “Ulan Türkiye’deki mekanlar, bunların yanında çay bahçesi gibi kalır. Bir de buralarda kızlar teklif ediyor” mesajı verilir.

Gidilen mekanda katılınan etkinlik, katılınan toplantılara dair bol bol malzemeler paylaşılır ve “Siz, bizi goy goy yapıyoruz zannediyorsunuz ama eşekler gibi çalışıyoruz. Nefes alacak vaktimiz yok” mesajı verilir.

* Off Site toplantılarda profesyonel instagram kullanımı:

Toplantı mekanının manzarası X-Pro II filtresi ile toparlanmış bir şekilde toplantı konusu ile ilgili bir hashtag ile paylaşılır.

Toplantı kapsamında masalara dağıtılmış oyuncaklardan özgün enstalasyonlar üretip, doğru kadraj ve Kelvin filtresi ile fotoğrafını çekip, “Bu kadar yoğun toplantı gündeminde bile içimdeki sanatçıyı öldürmedim”mesajını veren sanatsal bir hashtag ile paylaşımda bulunulur.

* İş Yemeklerinde profesyonel instagram kullanımı:

Garson yemeği servis eder etmez, kimse tabaklarına dokunmadan masanın şatafatını, doğru filtre ve başlık seçimi ile anlatmak ziyadesi ile profesyonel durur.

Katılımcılar profesyonel iş dünyasında hatırı sayılı kişiler ile mutlaka bu kişilerin puro içerken, ya da samimiyetle gülerken fotoğrafları Hudson filtresi ile çekilir ve “Bu hatırı sayılır kişiler ile sık sık buluşup yemek yeriz puro içeriz, hayvan gibi samimiyiz” mesajı verilir.

Tatlı sunumları Brannan filtresi ile “Günahımız bu olsun, akşam sporda hallederiz” diyerek hem hayatını yaşayan hem de hayatına dikkat eden profesyonel beyaz yakalı mesajı verilir.

* Mekana girmeden önce telefon arkadaşınıza verilerek, ne kadar şık olduğunuzu ve hangi mekanda nasıl giyinilmesi gerekliliğini bildiğinizi gösterecek şekilde Amaro filtreli fotoğrafı takipçilere ayık bir şekilde itina ile gönderilir.

* Fotoğraflar yüklenirken profesyonel hashtag kullanımı büyük puan getirir. (#igers #igersturkey #igersistanbul # #instagood #instafamous  #tahta #sucuk #instagramtutulması vs)

* Yıllarca Canon’larda Nikon’larda çekilmiş üzerine Photoshop ile emek harcanmış tüm fotoğrafları instagram’a yükleyip like a yatmak çok profesyoneldir.

 “Bir çerçeve gibidir hayat. Bazen dışına çıkamayacağın anlar olur;ama önemli olan çerçeveye koyduğumuz resimdir.”  (Aşk Tesadüfleri Sever)

Çerveye koyduğumuz resim ne kadar gerçek ise aldığımız nefes de o kadar gerçektir. Uzunca süre çervenin içerisine gerçek olmayan fotoğraflar koyarsak resmin gerçek halini de unuturuz…

29.06.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

 

Araf : İki Arada Bir Derede

Araf; kayıp, nereye ait olduklarını bilmeyen; veya bilmek istemeyen ruhların bekleme salonu; paralel düzlemde nefes alınabilecek bir evrenin var olma olasılığı.

Araf; nefes ile ölüm, sanal ile gerçek, geçmiş ile gelecek, iyi ile kötü,  hüzün ile sevinç, çükübik ile fikibok,  golgi aygıtı ile endoplazmik retikulum arasında kurulan köprü.

Arafın varlığının farkındalık düzeyi, bünyelerde hissedilmeye başlandığı an itibariyle nefes alınmaya başlanır. Ancak bünye daha önce nefes almaya alışkın olmadığından alınan ilk nefes ile birlikte ciğerler de yanmaya başlar.

Araf insanı, ciğerinin yanması pahasına düzenli olarak nefes almaya çalışan; kararsızlıkların, arada kalmışlıkların, hüzünlerin, depresif hallenmelerin insanıdır. Profesyonel hayat, hallenmelerin zirve yaptığı sürekli duran kalbi vurdurmaya ihtiyaç duyulan ortamlardır.

 

Profesyonel Araflar:

“Kendi işini kurup eşek yükü ile para kazanıp elalemin ağız kokusunu çekmemek.” Veya  “’Az olsun,  garanti olsun. Uzun vadede kazanayım’ diyerek kariyerde zirve yapmak.”

“Patron şirketinde aslanlar gibi mevki, makam, maaş sahibi olmak.” Veya “Profesyonel havalı bir şirket deneyimiyle CV’yi cilalamak.”

“Tutkuların peşinden gidip başarıları dergilere röportaj konusu yaptırmak.” Veya “Toplum nezdinde genel geçer normların çizdiği yolda ilerlemek.”

“İşi delege etmek.” Veya “’Ulan bi saat anlatana kadar kendim yaparım’ demek ”

“İş yemeğine Fatih’te Büryan yemeğe gitmek” Veya “Premium bir mekanda Palamut Tataki yanında Istakoz Graten yemek.”

“’Ağlamayana meme yok’ prensibi ile terfi istemek.” Veya “’Ağlayanı ağlatırlar’ prensibi ile kapının önüne konulmak.”

“Toplantı ikramlarına abanmak.” Veya “Sağlıklı yaşam duruşu ile yeşil çaydan yürümek.”

“Yapılan işi; havalı sunum ve videolarla paketlemek.” Veya “Yapılan işin niteliğine vakit ayırmak, iş ile ilgili gelen tüm soruları silahşör edasıyla cevaplamak.”

“Business Class Lounge’unda ırgat gibi yemeye abanmak.” Veya “Business Class kabininde uçuş esnasında yemek.”

“’Pilli rimel ile Vizyoner Liderlik’ eğitimine gitmek.” Veya “’Golgi Aygıtları ile Takım Yönetimi’ eğitimine gitmek.”

“Çalışma arkadaşının yüzünün ta ortasına ıslak odun ile vurmak.” Veya “Katma değerli geribildirim için teşekkür etmek.”

“Üst kademeye yazılan maili n defa tekrar tekrar okumak.” Veya “ ‘Gönder’ tuşuna basmak.”

“İş yemeğini yalnız veya kendinden daha alt pozisyonlardaki kişilerle yemek.” Veya “Kariyer  hedefleri doğrultusunda yemeği fırsata dönüştürebileceği üst düzey ve / veya etkin biri ile yemek.”

“İş yemeğine giderken aracı, ücreti mukabilinde valeye vermek” Veya “Sırf tasarruf yapacağım diye aracı bir üst sokağa park edip hayvan gibi yürümek, kan ter içinde yemeğe gelmek.”

“Kalabalık toplantılar esnasında network odaklı ayaküstü yalandan 787 kişi ile konuşmak.” Veya “Kalabalık toplantılar esnasında sevdiğin tanıdığın 3 Kişi ile adam gibi sohbet etmek”.

“Toplantıya gelirken elinde harita metod defter, şirketin yılbaşında verdiği ajanda, altında çalışanın defterinden koparılmış A4 kağıt, kese kağıdı ile gelmek.” Veya “Sağda solda kolay bulunmayan, tercihen yurtdışından alınmış havalı ve profesyonel bir defter ile gelmek”

“Sunum esnasında İngilizce’nin Türkçe eylemlerle kombinasyonu ile şekillenen profesyonel bir dil kullanmak. (Feedback Vermek, Brief Vermek, Debrief Yapmak, Insight Toplamak, Aduket Çekmek,  To-the-Point Olmak, Gelişine Vurmak,  vb.)” Veya “Türk Sanat Musikisi Türkçe’si ile sunum yapmak”

“eMail’e: ‘Dear, Dude, Bro, Merhabalar, Aaaa Selam, Selam’ diyerek başlamak.” Veya “eMail’e: ‘Toprağam, Başkan, Patron, Abi, Hacı, Hafız, NeYaptın’ diyerek başlamak.”

“Challenge adı altında konuşulanlara b.k atmak, farklı olmak adına mutlaka alternatif bir şeyler söylemek” Veya “Ulan şimdi challenge edersem ‘anamı ağlatırlar, kapak olur’ deyip efendi efendi yerinde oturmak.”

“İş ortamında Play Station, Xbox, veya Wii oynamak” Veya “’Müdür bunlarla oynarken bizi görürse konsolleri bi tarafımıza monte eder.’ stresini yaşamak”

“Expense yapmak” Veya “’Koy rahvan gitsin, kim uğraşacak şimdi bunu açıklamak ile en iyisi yapmayayım’ demek”

“Kariyer hikayesi tutkularla bezenmiş, heyecanlı bir o kadar da ilgi çekici zımni olarak hedefleri gözeten bireysel marka yaratmak” Veya “Paşa paşa Linkedin’in zorunlu alanlarını doldurmak ve beklemek”  

 

“Hiç gerçek olduğunu sandığın bir rüya gördün mü? Ya o uykudan hiç uyanmasaydın rüya olduğunu nasıl anlayacaktın?” (Morpheus, The Matrix)

 

11.05.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Tatil Dönüşü Mesai

Yine buhranlı bir Pazar…

Hava da en az benim kadar arafta… Gürleyip yağmur olarak yağsam mı? Yoksa açıp insanların içini ısıtsam mı? Diye kararsız ve puslu…

“Bi nefes” niyetiyle deneyimlediğim tatilde, kelimelerin kifayetsiz kalacağı o tarifsiz anlardan sonra; yine business causal ile  bedenimi kaplamak üzere yollara koyuldum.

Metropoller; business causal giydirilmiş bedenleri, üstün çekim kuvvetleriyle mıknatıs gibi çekiyor. Çekerken de kulaklarına: “Hadi kardeşim yürü, yarın iş başı yapacaz. Daha eve gidecez, banyo yapacaz… Kıyafetler ayarlanacak. Toplantı notları gözden geçirilecek, okunması gereken raporlar var vs.. ” şeklinde fısıldıyor.

En acımasız mesai deneyimlerimde hatırlamak istediğim en güzel tatil anıları, yola çıktığım andan itibaren bu insafsız fısıltılarla tüketiliyor…

Halbuki, güzel tatil anılarımı bir dahaki tatile kadar itina ile saklamak için, küçük mutluluklarımı biriktirdiğim, travmalardan koruduğum cüzdanın en derin ceplerine itina ile yerleştirmiştim. Ancak, fısıltılarak ek olarak; metropollerin evrensel çekim kuvvetinin modern temsilcileri olan kitlenmiş otobanlar, uzun feribot kuyrukları, sinyalsiz şerit değiştiren terliksi hayvanlar, vb. En güzel tatil anılarımı çoktan tüketmeye başladı bile.

Tam rahatlamıştım, huzur bulmuştum derken, huzurumun ırzına geçmek için bir tecavüzcü peydahlanmıştı, zihnimde: “Pazartesi”

Yine maskelerimizi takacak, ertesi sabaha Berk Beyler, İdil Hanımlar olarak uyanıp, sabah kahvaltımızı ucuz yağlı bir poğaça ile ikame edip, iş tanımlarımızın evrensel gerekliliklerini yerine getirmeye çalışacağız.

Pazartesi sabahı…

Saat 06.00…

Çalan alarm mutluluk evreninden gerçeklik evrenine bir geçit rölü oynuyor. Olayı paralel evrenler ile daha kompleks bir hale getirmeden kalkıyorum…

Tuvalet süreci, sabah kalkma ritüelleri arasında global olarak vazgeçilmezliğini koruyor.

Kıl büyütme, yönetme özgürlüğümü elimden alan traş seramonisi akabinde, cildim kadar ruhum da tahriş oluyor.

Halet-i ruhiyem müsait ise kıyafetler akşamdan özenle seçilmiş, gerekli kombinasyonlar gerçekleştirilmiş  giyilmeye hazır bir durumda bekliyorlar.

Çanta hazırlama sürecinde bilgisayar her zamanki gibi kral tahtına otururken, defter, kalemlik, telefonlar, anahtarlar çantada kendileri için önceden hazırlanmış yerlerini alıyorlar.

Saçımı başımı derleyip topluyorum. Mümkünse el yüz ve başın ilgili kremlerle günlük münasebetini sağlıyorum.

Yaş artık kemale erdi. Düzenli yutulması gereken haplar var. Aç karnına alınması gereken hapları alıyor, kahvaltı masası ile uzaktan keşişip kendisine bir daha görüşmemek üzere veda ediyorum.

Servis bekleme mekanına doğru ilerliyorum. Servis bekleme mekanında herkesin servis beklediğini görmek, aynı saatte aynı insanları aynı haraketleri yaparken görmek adeta zamanı durduran bir aktivite oluyor.

Servis gelince herkes temkinli, emin ve hızlı adımlarla servise doğru yöneliyor. Hafif bir yer kapma çabası yok değil, ama nezaketten kimse bu hevesini belli etmemeye çalışıyor.

Yol esnasında uyumayı tercih edenler çoğunlukta, kibar bay ve bayanların uyurken ağızlarının aldığı şekiller bireysel marka yönetimleri açısından büyük bir handikap oluşturuyor. Uyumayı tercih etmeyenler genelde kulaklıkları sayesinde dış dünya ile irtibatlarını kesmişler. Daha azınlıkta kalanlar ise kitap okuyanlar. İşin özünde  sorsanız herkes kitap okuyor ama malesef çantadaki kitaplar uyku karşısında dirençsiz kalıyorlar.

İş yerine gelince, sağdan soldan özensizce devşirdiğim hızlı tüketileni sağlıksız yiyeceklerle donatılmış kahvaltı mönüsünü deneyimledikten sonra profesyonel cephedeki yerime mevzileniyorum.

Maillerime kabaca, pozisyon bazlı bakıyorum. Toplantı hazırlıklarını tamamlıyor, şık bir defter, şık bir kalem, şık bir kartvizitlik ve kendinden emin adımlarla toplantı cephesine doğru yola koyuluyorum.

Toplantılar!: Yüzyüze veya mail ortamında karşılıklı halledemediğimiz kaotik tüm süreçlerin er meydanı… Mesai doldurma platformları… Çok iş yaptığını, ne kadar meşgul olduğunu gösterebildiğin yegane aksiyonlar… Kendini ifade etme, ne kadar iyi ne kadar yetkin bir insan olduğunu gösterme ortamı… Ve gerçek mesai, gerçek mücadele başlıyor…

Hiç aradığın şeyi bulduğunda, bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığına dönüp baktın mı ?” Kaybedenler Kulübü

 

23.03.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Sanal Bedenler

Özge, 27 Yaşında. Bekar.  Hatırı sayılır bir ev tekstili firmasında pazarlama müdürü. Üniversitenin ilk yıllarından beri iflah olmaz bir sosyal medya bağımlısı. Popüler olan, olmayan, olayazmış bütün sosyal platformların daimi müdavimi.

Sabah uyanır uyanmaz, yastık ile yorganın arasında sotelenmiş akıllı telefonunu, tavşan kovalayan Elmyra edasıyla alır. Geceden kalma whatsapp, viber, line, tictoc, bbm, sms, mesajı var mı? Twitter’da DM’den yürüyen olmuş mu? Mention var mı? Facebook’tan pokeleyen var mı? Instagram’dan tagleyen var mı? kontrol eder.

Özge için tuvalet okazyonu, sabahın ilk saatlerinde sosyal medya ile ilk nitelikli buluşma anıdır. Tuvalete kadar yaptığı genel geçer kontrolleri, tuvalet esnasında detaylandırır. Bakılmamış tüm feedleri tarar. Like edilmesi, favlanması, rtlenmesi gereken tüm paylaşımlara dair ilgili aksiyonlar alır. Güne başlamaya dair goy goy paylaşımlarını gerçekleştirir. Maillerini kontrol eder. Maillerin geldiği kişilerin kıdem sırasına gore sıralar. İvedi cevap verilmesi gereken üst yönetici maili varsa cevaplar. Aksi takdirde sadece derleme toplama yapar.

Aracı ile hareket eder etmezi Her trafik ışığında veya trafiğin sıkıştığı anlarda eli refleks olarak akıllı telefonuna gider. Yolda check-in olunması gereken havalı mekanlar varsa yavaşlar ve check-in olmadan geçmez.

İş yerine gelir gelmez ilk iş olarak check-in yaparak majorluğunu garanti altına alır. Şirket içerisinde sürekli olarak çalışma arkadaşlarından farklı Instagram kadrajlarını nasıl yakalayabileceğine, hangi objeleri hangi ortamlarla kombinlediğinde daha fazla like alacağına odaklanır. Toplantı esnasında sürekli masa altından saga sola mesaj atar. Paralel toplantı gündemi yaratır.

Arkadaşları ile çıkmış olduğu ogle yemeğinde mutlaka hem mekana check-in olur, hem tabağının fotoğrafını postlar, hem de mekan hakkında yorum yapar. Çalışma arkadaşları dedikodunun dibine vurmuşken Özge odağını akıllı telefonundan kaydırmaz.

Sosyal platformlarda bulduğu ilgi çekebilecek video / makale / caps / fotoğrafları çalışma arkadaşları ile paylaşarak “Özge de ne kadar hakim bu sosyal medyaya anasını satayım” imajını pekiştirir.

Sanal olarak çok fazla arkadaşı olmasına rağmen, dost diyebileceği, fiziksel olarak sosyalleşebildiği yegane insandır Pelin.

Pelin, 26 yaşında. Bekar. Dondurulmuş gıda fabrikasında, gıda denetim uzmanı olarak çalışıyor. Sosyal medya ile yolları hiç kesişmemiş, akıllı olmayan bir telefon sahibi. Mahallenin parmakla gösterilen ideal ev kızı. Ancak bir türlü kendisine layık bir kısmet bulamadı. Özge’nin üniversiteyi kazanarak mahalleyi terk etmesi ile birlikte sadece yolları değil, hayattan beklentileri de ayrıştı. Pelin, Özge’ye mahalleden hatırlamak istemediği ezikliklerini hatırlatıyordu.

Pelin ise her daim olgun ve alttan alan taraftı. Özge’nin mutlu olması, üzülmemesi için elinden geleni ardına koymuyordu. Pelin’in Özge’ye yüksek sesle dile getirebildiği tek eleştiri sosyal medya konusunda biraz daha mesafeli olması hususu idi.

En son kurban bayramında ortak bir bayram ziyaretine gitmişlerdi. Özge’nin annesi dahil herkes Özge’nin el öpmesini müteakip kafasını hiç kaldırmadan telefonu ile oynamasından, misafirleri soguk telefon  ekranına tertcih etmesine ifrit olmuştu.

Özge ile Pelin görüşmeyeli neredeyse 3 ay oluyordu. Özge ziyadesiyle meşguldü. Yeni bir marka lanse ettikleri için bütün vaktini sosyal medya ile birlikte bu lansman çalışmasına adamıştı. Açıkçası Pelin bir kere bile aklına gelmemişti.

Saat 20.34. Özge, her Zaman olduğu gibi yine mesaideydi. Excel hücrelerine sıkışmış ruhuna nefes aldırabilmek için Facebook’a girdi. Fareyi aşağı doğru scroll etmesiyle birlikte elindeki kahve fincanı yere düşürmesi bir oldu. Ancak bu patırtıyı fark etmeyecek kadar ekrana kilitlenmişti. Pelin’in profilinde gördüğü post; bir daha asla fabrika ayarlarına dönemeyecek şekilde Özge’nin gözlerinde kum saati çıkarmıştı. Sosyal medya hiç bu kadar acımasız olmamıştı.

Post’ta: “Gözümüzün nuru biricik dostumuz Pelin, Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi yarın ogle namazını müteakip Ahmet Paşa Cami’sinden defnedilecektir. Allah yakınlarına sabır versin.”

“İyi bir insan öldüğünde ona ağlamayın. Asıl onu kaybeden topluma ağlayın.” (Farabi) 

16.03.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Âlemleri Tespih Yapmışım Çekiyorum

1997’de hayatımıza giren Ally McBeal dizisi ile birlikte profesyonel hayatta, post-ergen fırlamalık egemenliği kadınlara  geçti. Ally; anoreksik, kronik depresif, şımarık, egosantrik, nevrotik, kimi zaman şizofrenik, artık kırkına yaklaşmasına rağmen hala ebedi aşk, sevgi, yalnızlık temaları ile donanmış paralel evrenler arasında geçişken profesyonel bir karakterdi.

Asu, Cansu ve Berrak; Ally’nin açmış olduğu özgür ve fırlama otobanında sol şeritte önlerine gelene sellektör yapıp kısa bir sürede hayatlarından çıkaran, ayaklarını gazdan çekmeden ilerleyenlerden. Yaşları 30’u geçeli henüz bir kaç deneyim oldu.

Asu, medya planlamacı. Cansu, bir bankada iç denetim uzmanı. Berrak ise babasının çorap fabrikasında kurumsal iletişim sorumlusu olarak çalışıyor.

Gecenin karanlığı ile yalnızlıklarını örten bu üçlü; gündüz profesyonelce bastırmış oldukları Ally Mc Beal’den devşirme duygularını, gecenin karanlığında serbest bırakıyorlar. Gündüzleri kart basan koyun mentalitesindeki bu profesyonel dimağlar, geceleri alkolün de etkisi ile ormanın acımasız kanunlarına başkaldıran asi bir kurta evriliyor.

Havanın kararması ile birlikte gece vardiyesi başlıyor. Peki ama neden?:

“Yeter artık hayatımın erkeğini bulmak istiyorum!”

“Pakize’ye kıl oluyorum erkek arkadaşını bu gece elinden alacağım.”

“Hep erkekler mi eğlenecek. Kız kıza çılgınlığın sınırlarında raks edeceğiz.”

“İremsu’nun bekarlığa vedası var bu gece hepimiz kafamıza duvakları takacağız, damadın resmi olan tshirtleri giyeceğiz ve Facebook’ta kendimizi tagleyeceğiz.”

“Beni aldattı, intikamım çok acı olacak!”

 

Yine sıradan bir Cumartesi Gecesi.

Asu, Cansu ve Berrak; mekana girer girmez ismini cismini bilmedikleri insanlarla yalandan selamlaştılar. Uzaktan tebessüm edip “alemden tanışıyoruz” mesajını verdiler. Herkesi kesip b..k atabilecekleri sote bir yere konuşlandılar. İçki tercihinde; Cansu votka alternatiflerine yönelirken, Berrak ise fark yaratalım kafasında havalı viskilerden yürüdü. Asu ise mekanın popüler içeceklerine (Kırçiçeği, Bepanthene, Gelincik, Pikaçu, Anasının Nikahı, Eben, Kevaşe Bakire, Karpuz Kabuğu, vs) hakim olduğu için her zaman olduğu gibi Asu ve Berrak’I ezmeye çalıştı.

 

Asu, düzenli periyotlarla “tuvalete gidiyorum” bahanesiyle mekandaki, istinasız herkese kendisini tam kadraj gösterdiğinden ve yorumlattırdığindan emin olmak istiyordu.

Cansu ise mekanda hareket halinde iken “Herhangi bir beni kesiyor mu?” diye sürekli etrafı kontrol ediyordu.

Uzaktan kendisine kadeh kaldırarak piç bir eda ile tebessüm eden delikanlıyı fark eden Berrak, “Acaba bana mı bakıyor yoksa arkamdaki yosmaya mı?” sorunsalı ile gecesini zindan ediyordu.

Asu birden, arkadaşlarına dönerek “Ben gidiyorum” dedi. Cansu ile Berrak’ın iç ses konuşma balonlarına “Kaltağa bak, ayarladı herifi götürüyor!” söylemi yazıldı.

Cansu ile Berrak da kendilerini alkole verip eğilmeli, kalkmalı, abartı vücut dansları ile yerin dibinde kendilerine suit ayırttırdılar. Gecenin finali yaklaşırken leş gibi sarhoş olmuşlardı. Ayakta duramıyorlardı. Konuşmaya çalışırken dilleri dolanıyordu. Biri mekanın hemen ortasına diğeri ise tuvalete kusmuştu. Kustuktan sonra açık havada rahatladılar ve son enerjilerini eve gitmek için rezerve ettiler. Kapıdaki valeden taksi çağırmasını istediler. Cansu o kadar gözünü karartmıştı ki valeyi ayartmak için elinden geleni yaptı. Vale öncelikle anlamamazlıktan geldi ve bozuntuya vermeden işine odaklandı. 1.90 boyu, fit vucudu, uzun yeleli esmer parlak saçları, serseri imajı veren pis sakalı ile her türlü götürülecek bir adamdı. Sonuçta erkekti. Cansu da reddedilebilecek bir hatun değildi. Neden olmasın dı? Çabalarına karşılık alamayan Cansu, valenin salağa yatmasına sinirlenerek açık açık “Bu gece seninle birlikte olmak istiyorum beni eve bırakabilir misin?” diye sordu. Ancak aldığı cevap karşısında bünyesinde alkolün esamesi okunmayacak şekilde ayılmıştı:

“14 yaşından beri tanıdığım ilk aşkım, karım Ayşe. 4 senedir yatalak. Gündüz vardiyesinde takside şöförlük yaparken, geceleri burada çalışıp evime ekmek götüyor ve ailemi geçindirmeye çalışıyorum. Şimdi seninle gelirsem, ilk aşkımın üzerine senin tenini basarsam yerinden kıpırdayamayan karımın gözlerinin içine nasıl bakayım? Ne olur beni anlayışla karşıla, ekmeğimle oynama”

“İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla öder.” (Murathan Mungan) 

02.03.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

1 2 3  Scroll to top