Takip İnsanları

Güneş metropol üzerine yine iş insanlarını fırçalayarak doğuyor: “Uyanın lennn!..Trafiğe kalacaksınız! İşe geç kalacaksınız!”

Herşeye rağmen ısı ve ışık kaynağımıza saygı duyuyoruz ve uyanıyoruz.

Seri bir şekilde sıcak yorganın altından çıkmakla, çıkmamak arasındaki alternatif maliyet hesapları yapıyoruz. Arzuyla “Biraz daha” iç sesinin fiziksel aksiyona dönüşmesini temenni ediyoruz. Hatta kendimizi kandırmak için saati bile tekrar kuruyoruz.

Ama kaçılmaz son! Elveda! Yatak, yorgan ve bilimum uyku algı setini destekleyici kavram.

Yataktan banyoya uzanan gözü kapalı anlamlı yolculuk süreci…

İnsanın elinin kolunun işte veya oynaşta olmadığı yegane yer: tuvalet.

Tuvalet ortamında zihinsel performansın üst düzeylerde dolaşması, toplumumuzca kabul edilmiş genel geçer bir kaide. Peki ya bu zihinsel performans, bir ızdıraba dönüşürse?

An hızla yaşanırken, elimizden kayıp giderken, sürekli neler kaçırdıklarımıza bakarız.

Hele ki sanal dünyalarda oksijen çadırlarında yaşıyorsak, ya da fiziksel dünyalarda sanal olarak yaşıyorsak kaçırdıklarımız mide kramplarına dönüşebilir.

Tuvalet ortamında, zihinsel performans doruklarda olması gerekirken, sürekli zihnimize kıymık gibi batarak rahatsız eden “Neler kaçırdım?” sorusu ile mücadele halindeyiz.

Friendfeed‘te ben yattıktan sonra ne muhabbetler döndü ? Gece birşeyler yazmıştım, Sudenaz “Like” etti mi acaba? “Like” etmediyse beni sallamıyor mu? Rıfkı ile ayı avlarken çektiğimiz fotoları Flickr‘a koymuştum, hala Friendfeed‘te çıkmamış. Çok yavaş kardeşim ya!…

Facebook‘ta kurmuş olduğum “Sanat Necati Abim içindir” grubuna katılan oldumu acaba? Katılanlarla tanışsaydık iyi olurdu aslında? En iyisi ben arkadaş listemdeki herkese bir mesaj atayım!.

Twitter‘da kim kiminle nerede ne yapıyor? Trafik ne durumda? Kim neyi paylaşmış? Bugün takipçilerime eklenen var mı?

Inbox‘ımda okunmamış kaç mailim var? Kimler mail atmış? Attığım maillere cevap gelmiş mi?

Google Reader‘da okunmamış kaç tane RSS beni bekliyor? Takip ettiğim yazarlar bugün bana ne diyecekler? Acaba bloglara neler yazılmış? Nitelikli birşeyler var mı yoksa sadece scrollmaster olarak parmak kaslarımı güçlendirmeye devam mı edeceğim?

Peki ya dün gece indirdiğim, sunum ve raporlara ne demeli? Hala bakamadım!

Heroes‘u Prison Break‘i de indireli 2 hafta oldu hala izlemeyedim.

Bugün nerede hangi konferans var acaba? Kimler katılıyor? Bizimkilerden kimler gidiyor? Gitmem gerekiyor mu? Gitsem kimlerle tanışmam gerekiyor? Kimlerden bilet bulabilirim? (bkz Konferans İnsanları)

Yeter!… Daha evden çıkmadan günün yorgunluğunu yaşadım, ve biran önce eve gidip yatağıma yatmak istiyorum. Bir dakika, ben zaten evdeyim. Peki neden yoruldum? Neden bu kadar ATP harcadım? Neden dayak yemiş gibiyim? Neden mide asit dengem bozuldu?

Bilmem…!

Hayalimde birden Hollywood’un son yıllarda keşfettiği post-kıyamet metaforu canlanıyor… Dünya durmuş, kimse yok. Sadece sen varsın yalnız… O kadar sessiz bir ortam var ki nefes alış verişin bile kulaklarında gürültü kirliliğine yol açıyor. İşte bu metafordaki gibi hayata bir es versek, dursak. Sadece dursak… Hiçbirşey yapmasak, internet, telefon, toplantı, PSP. Dinlesek… Hayatı, kendimizi, içimizi…

Bakalım hangi notalar, hangi notalarla birleşiyor ortaya nasıl bir armoni çıkıyor? Hayatın her yerinde kendi içerisinde tutarlı var olan patikaları, bütünsel armoni yumaklarını gözlemlesek…
Ne güzel olurdu!

Bizler sadece zart zurt sesleri çıkaran notalara odaklanıyoruz. Fotoğrafın genelinde ne olduğunu merak etmiyoruz? Etsek bile anlama çabasında değiliz? Anlama çabasında olsak bile yanlış yerlerden yanlış malzemeler topladığımız için, dış fırçası fotoğrafını karpuz kabuğu olarak anlıyoruz.


Es verelim… Duralım dinleyelim… Krize rağmen duralım… Kendimizi, işimizi, piyasayı, markamızı, müşterimizi, gerçek manada dinleyelim. Fotoğrafın genelini görmeye çabalayalım. Gelecek dinleyenlerin, anlayanların ve doğru zamanda doğru lafı edenlerin olacağı aşikar. Hazırlıklı olmak lazım…

Bir Cevap Yazın