Vicdana Atılan Dikişler

vicdan.001

Gecenin, sabah ile buluşmaya muhalif saatleri; şehrin en katil yollarından birinde güvenlik kameraları yine bir kazaya şahit olmuştu. Havalı, spor bir araç; kontrolünü kaybetmiş ve yolun kenarındaki elektrik direğine çarpmıştı. Araçtan çıkan dumanlar da güvenlik kamerasının kadrajına girmek için birbirleriyle yarışıyorlardı adeta.

Olay mahallinin yakınında bulunan fabrikanın güvenlik görevlileri, benzin istasyonunda uyuklayan pompacılar; kaza sesine zaman kaybetmeden koştular.

Kaputtan yükselen dumanlar koşanları ‘araba patlamasın lan’ diye kıllandırırken, benzin istasyonundan koşan pompacılardan biri Allah’tan akıl edip yanında yangın söndürücü getirmişti de olaya müdahale etti ve riski engelledi.

Arabanın içinde patlamış hava yastıklarının arasından hareketsiz duran iki kişi gözüküyordu.

Güvenlik görevlisi, yamulmuş kapıyı kanırtarak açtı ve  sürücünün nefes aldığını hissedince rahatladı.  Gençecikten bir oğlandı. Aklına gelen kötü şey başına gelmemişti. Çocuk yaşıyordu.

Kafası hava yastığı ile birlikte direksiyona yaslanmış olan sürücüyü olduğu yerden dikkatlice çıkartmayı düşündü.  Doğru bir şey yapıp yapmadığından emin değildi. Daha önce aldığı bir eğitimde kesinlikle acil servisi beklemesi gerektiğini ve yaralıya dokunmaması gerektiğini biliyordu. Ama ya acil servis geç gelirse? Ya o vaziyette kaldığı için hayatını yitirirse, vicdan azabıyla nasıl yaşayacaktı?

Hayatı boyunca arada kalan kolay karar veremeyen bir tipti. Ancak bu sefer insan canı söz konusu idi ve ivedilikle ikilemine son vererek: ‘Ya Allah!’ dedi ve davrandı.  Sürücüyü, arkadaşının da desteği ile nazik ve dikkatli bir şekilde dışarı çıkarıp, benzin istasyonundan gelen battaniyenin üzerine yatırdı.

Sıra yolcuya gelmişti. Genç ve güzel bir kadındı. Durumu sanki daha kritikti. Çünkü araç yolcu tarafından direğe vurduğu için sıkışmıştı. Sürücü gibi baygın değildi ama belli ki sağlam acı çekiyordu. Kaza mahalline gelen ekibin becerebileceği türden bir iş değildi bu. Allah’tan tam burada ambulans geldi. Sağlık ekipleri müdahale etmeye başladılar. Müdahale esnasında polis de olay yerine intikal etti ve kazanın nasıl olduğunu anlayama çalıştı. Yolcunun sıkışmasına yol açan metal aksam, fabrikanın bakım onarım ekibi tarafından dikkatlice kesildi ve yolcu da itina ile sağlık görevlileri tarafından çıkarıldı. Durumu kritikti.

İkisi de hızlıca en yakın hastaneye sevk edildi. Sürücü ayılmıştı. İç kanama şüphesi ve vücudunda çeşitli kırıklar vardı. Yolcunun ise bilinci yerinde olmadığı gibi hayati değerleri de bir türlü stabilize olmuyordu.

Hastaneye ulaşmalarına yaklaşık 2km kalmıştı ki, yolcu hayatını kaybetti. Sürücünün henüz durumdan haberi yoktu. Hastaneye ulaştı. Kendisinin filmi yeni başlıyordu. Önce İç kanama için batından, daha sonra kırıklar için kalça ve dizinden defalarca ameliyat oldu.

50 gün boyunca hastanede kaldı. Son tahlilde, her tarafı dikiş izleri ile doluydu ve yerinden kalkamıyordu. Yerinden kalkmaktan ziyade doğrulup, sağa sola bile dönemiyordu. Mevcut durumun ağırlığı altında kafasında sonsuz soru vardı:

Yürüyebilecek miydi? Yürüyebilirse bu ne kadar zaman alacaktı? İş güç ne olacaktı? Tuvalete bile gidemiyordu, altına hasta bezi bağlanmış, eline ördek verilmişti. Yoğun bakıma muhtaçtı. Ama kendisine kim bakacaktı?

Sürücü yani Pars, çok uluslu bir finansal denetim şirketinde yönetici ortak olarak çalışıyordu. Yanında yer alan ve kaza sonrası vefat eden kişi ise Selin, büyük bir çağrı merkezinde operasyon şefi olarak çalışmakta olup ve Pars’ın gece takıldığı mekanda karşılaşıp yeni tanıştığı biriydi.

Pars, yakışıklılığı, duruşu, popülaritesi ve başarıları ile fark yaratan;  herkesin gıptayla baktığı biriydi.

Selin ise biraz içe dönük, fazla sivrilmeyi sevmeyen ve kendi ile barışık olmayan ama çok güzel bir kadındı. Alkol aldığında ise bastırdığı farklı bir Selin çıkardı ortaya.

Kazanın olduğu gece, Pars’ın rock star gibi karşılanıp ağırlandığı mekana girmesi ile başladı. Yine rutin bir Cumartesi idi. Hafta içi iş yoğunluğunu hafta sonu ten ve alkol yoğunluğu ile dengeliyordu.

Gecenin ilerleyen saatlerine doğru mekanda alkol duvarı aşılmaya başlamıştı. Pars’ın yanında ziyadesiyle güzel kadın olmasına rağmen gözü sürekli uzakta kendi halinde oturan Selin’deydi. Selin’in arkadaşları kopmasına rağmen Selin hala yeterli kıvama gelemediğini düşünüyordu. Pars’ın kendisi ile ilgilendiğinin farkındaydı ama bunu içselleştiremiyordu. Pars gibi havalı popüler biri, yanında o kadar güzel kadın varken neden kendisine baksın diye düşünüyordu.

Pars, yılların verdiği saha deneyimi ile mevzuyu hiç uzatmadı ve Selin’i tavladı. Gece mekanda çok güzel eğlendiler. Eğlencelerini taçlandırmak için Pars, Selin’i evine davet etti. Selin’in normal şartlar altında asla kabul etmeyeceği bir teklifti bu. Ama şartlar ve alkol düzeyi normal değildi. Dolayısıyla ikili Pars’ın havalı spor arabasına bindiler.

Pars, her zaman olduğu gibi spor arabasının hakkını veriyor ve hız limitlerini zorluyordu. Telefonu şarjı bitti için kapandığı aklına geldi ve telefonunu şarja takmak istedi. Telefonunu şarja takarken ağızındaki sigarayı düşürdü ve ani bir yanma refleksiyle direksiyon hakimiyetini yitirdi ve ne olup bittiği anlamadan Selin’in çığlıkları eşliğinde yolun sağında yer alan elektrik direğine çarptılar. Çarpar çarpmaz da bayıldı. Ayıldığında araçtan çıkarılmış ve hastaneye götürülüyordu.

Birinin ölümüne vesile olmuştu hem de daha iki saattir tanıdığı birinin. Bir de buna ek olarak kendisinin de yürüyüp yürüyemeceği belli değildi. Yürüse bile hapse girip girmeyeceği  debelli değildi. Hayatı bitmişti…

Mesafesi anlaşılamayacak kadar uzaktan bir ses geliyordu. Güzel bir kadın sesi, ismini telaffuz ediyordu. ‘Pars, Pars, Pars….’ Ne güzel bir ses ne güzel bir telaffuzdu. Bunları düşünürken gözlerini açtı ve karşısında gördüğüne inanamadı. Karşısındaki Selin’di. Yaşıyordu. Nasıl olabilir di? Demek ki, Pars da ölmüştü. Ürperdi. Daha yapacak çok işim vardı diye saçmaladı içinden. Ama karşısındaki gerçekten Selin’di ve kendisine tüm içtenliği ile gülümsüyordu.

Pars tam üç aydır komadaydı. Kazanın asıl faturası Pars’a çıkmıştı. Doktorların kendisinden ümidi kesmesine rağmen uzun zamandan beri görüşmediği ailesi ve Selin, kendisinden ümidini kesmemişti. Selin kazayı hafif kırık çatlaklarda atlatmıştı ve Pars’ı üç ay boyunca hiç bırakmamıştı sürekli başında ümitle bekledi.  Pars’ın hayata dönmesine vesile olan vicdanıydı. Vicdanı; ayakta tutabilecek bir hikaye ile Pars’ı hiç uyutmadı ve sonunda uyanmasını sağladı.

31.05.2015 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın