Adım Adım…

Adım Adım…Adım adım Pazarlama, Java, Tasarım, .NET, NLP, Marka Yönetimi, Türev Alma Teknikleri, İnek Sağma Yöntemleri, Ruh İkinizi Bulma…

Neden adım adım… ?

Sürekli bir hap arayışı içerisindeyiz. Kısa hızlı, hemen çözüm üreten sonuçlar beklentisindeyiz. Sabır nedir? Sebat nedir? Araştırma nedir?
Seminerlere gidiyoruz, eğitimlere katılıyoruz hemen sorular geliyor…

  • Bunun kısa bir yolu var mı?
  • Bunu pratikte 1 gün de nasıl yaparız?
  • Abi sen de taslak dokümanı varsa flash diske atabilir miyiz?
  • Sunumu alabilir miyim? Ben de arkadaşlara şeyettircem de…
  • Bana linkini atsana iyi çalışmaymış.
  • Bu raporları nereden buldun, alabilir miyim?
  • Yok kimseyle paylaşmam tabi… Sonuçta senin emeğin

Bilgi Eşşekliğinin lüzumu yok… Haybeciliğinde lüzümu yok…

Karşındaki adam, eşşekler gibi çalışmıştır, mevzunun derinliğini 5 adım seviyesine indirene kadar anası ağlamıştır. Tonlarca kitap devirmiştir ve o sadelik seviyesine ulaşmıştır. Sen hala babacım bunun 5 adımlığını ver de bir takılalım dersin. Al takıl…

İşte sen de alırsın sadece takılırsın. Derinliğine inemezsin, olayı özümseyemezsin.

Modern capitalizm ve Amerikan kökenli eğitim anlayışının bize kaktığı en temel katma değerlerden biridir bu adım adım hikayesi… Kendi kitaplarının metodoloji hep öyle olduğu için, sürekli mevzunun “derinliklerinde!” oldukları için, her şeyin adım adımını çıkarırlar.

Adım adım Irak’ta nasıl rambo olunur? Kitapçıklar yazdılar, eğitimler hazırladılar, fenafil gaz ve toz bulutundan oluşmuş askerlerinin ellerine verdiler, zihinsel dimağlarında örgülediler. Askerlerde Felluce’de bu birikmiş gazı çıkardılar… Keklik gibi avlandılar…

Bizim durumuz da çok mu farklı?

Elimde liderliğin 7 kuralı olunca, ben de bu beylik lafları okuyup anlayınca Lider mi oluyorum…? Bir gün önce sövüp savdığım, fırça attığım çalışanıma, iletişim eğitimine gittikten sonra, Necdet Bey nasılsınız diye yapay bir şekilde halini hatrını sorunca komik olmuyor muyum? İşte bu manda kasa mercedes ruhlu bir adamın mini-cooper a binip, manikür yaptırması gibi olmuyor mu?

Yemeğin bile kısık ateşte, uzun sürede pişeni makbuldur. Oysaki bizler, pişme üzerine örgülenmiş, bir coğrafyanın mirasçılarıydık… Ne oldu hemen olu mu verdik? Piştik mi? Yoksa Pişti mi olduk?

Umarım harlayan bir ateşte pişti olup, anlamsızlık dehlizlerinde kaybolmayız…