Derinleşmiyorum Öyleyse Yokum

Descartes yıllar öncesinde yüksek sesle “Düşünüyorum, öyleyse varım” diye haykırdığında kafalar allak bullak olmuştu. Descartes’ın söylemi oldukça makuldü. Fakat söylemin tam tersini düşündüğümüzde, varolmadığımız, bir düş olduğumuz sonucu ortaya çıkıyor. Bu çıkarım hakkında İhsan Oktay Anar “Puslu Kıtalar Atlası” kitabında şu yorumu yapmıştı:

“Düşünen bir adamı düşünüyorum…düşündüğümü bildiğim için, ben varım…düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamında var olduğunu biliyorum…böylece o da benim kadar gercek oluyor…bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor…düşündüğünü düşündüğüm bu adamım beni düşlediğini düşünüyorum…öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor…o gerçek ben ise bir düş oluyorum…”

Var mıyız? Yok muyuz? Düş müyüz değil miyiz? Düşünüyor muyuz ki var olalım? gibi tartışmalara girmeden düşüncenin, düşünmenin ne olduğuna bir bakmak gerekiyor.

Türk Dil Kurumu’nun kara kaplı sözlüğü bize düşünceyi “Dış dünyanın insan zihnine yansıması.” olarak tanımlıyor.

Türk Dil Kurumu’nun tanımı, düşünceye dair basit ama üzerinde bir es verilerek durulması gereken bir tanım.

Dış dünyanın yansıması denildiğinde hepimizin dış dünyası, yaşamış olduğumuz deneyimler, gördüklerimiz ve düşünebildiklerimiz kapsamında kalıyor ve birbirinden farklı. Tanım içerisinde “dış dünyanın insan zihnine yansıması” ifadesinden dış dünyayı zihnimize yansıtacak bir aynaya sahip olmamız gerektiğini anlıyoruz.

Herkesin derinlik aynası, kendi filtreleri ve süzgeçleri ile şekilleniyor, ve bu süzgeçlerden geçerek dış dünya zihmize yansıyor, akabinde de düşüncelerimiz oluşuyor.


Dijital Düşünce’yi ise dijital dünyanın insan zihnine yansıması olarak tanımlayabiliriz. Dijital Düşünce’nin oluşumunda da dijital dünyayı zihnimize yansıtacak bir aynaya ihtiyaç var. 

Dijital Düşünce oluşumu da aynı şekilde herkesin kendi aynası, kendi filtreleri, dijital dünya görgüsü, süzgeçleri doğrultusunda, kendine göre şekilleniyor. 

Facebook sosyal ağ platformu “Arkadaşını Ara” sloganı ile ilk piyasaya çıktığında Recep İvedik’in kafasında “Manita bulma platformu” olarak konumlanırken, Web 2.0 girişimleri ile ilgilenen Sarp’ın kafasında “İncelenmesi gereken bir fırsat” olarak konumlandı.

İki farklı kişinin konumlandırmaları arasındaki farklılık, dış dünyayı zihinlerine yansıtan aynadaki farklılıktan kaynaklanıyor.

Malesef; ne tüketiciler, kendi aynaları hakkında; ne de pazarlama profesyonelleri, tüketicilerin aynaları hakkında derinlemesine düşünmüyorlar.

Dijital çağın, iş liderlerinin karşısına çıkarttığı en büyük meydan okumanın derin düşünce eksikliği olsa gerek.

Dijital çağın afilli plazalarındaki modern çalışma ortamlarında; tüketicilerden gelen yüzeysel düşüncelerin, verilerin altının yeterince kurcalanmadığını, araştırma verilerinin yorumlanırken farklı disiplinlerin getirdiği içgörülerden yararlanılmadığını, tüketici zihnini ilgilendirebilecek konularla ilgili, hayal gücüne dayalı bir düşünme disiplininin ziyadesiyle olmadığını görüyoruz.

Dolayısıyla, derin düşünce eksikliği, firmaların piyasayı yüzeysel algılamasına, insanların dış dünyayı yansıtan aynalarını iyi analiz edememesine, sonuç olarak da ihtiyaçları doğru tespit edememesine yol açıyor.

Doğru tespit edilememiş ihtiyaçlar için araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütülüyor. Üretilen yeni ürünlerin pazarlama iletişimleri de doğru tespit edilmemiş ihtiyaçlar üzerine kurgulanıyor, böylece üretilen ürünlerin, projelerin, hizmetlerin anlamlı  yüzdesi birinci yılında başarısız oluyor.

Klasik araştırma ya da klasik odak grubu anlayışının ötesine geçilmediğinde tüketiciler gerçek düşüncelerini ortaya çıkarmak için kafa yormuyorlar.

Tüketicilerin çoğu almış oldukları ürünleri markaları, özünde hangi motivasyon ile aldıklarının çok farkında değiller.

Alımlar esnasında elbette yüzeysel belli nedenleri var, bunları paylaşabiliyorlar, ancak genellikle olması gerekenleri paylaşıyorlar. Temel alım motivasyonlarının ortaya çıkarılmasına odaklanılmadığı takdirde, gerçek motivasyonları es geçiliyor.

Araştırmalar ve araştırma sonucu çıkan yorumlar fazlasıyla yüzeysel kalıyor. Yüzeysel analizler, yüzeysel bir pazarlama anlayışını beraberinde getiriyor.

Yüzeysel pazarlama anlayışının temelinde ise kısa vadeli bakış açısı yatıyor. Yalnızca bugünü ya da yakın geleceği düşünmek, derin düşünce için zihnimizde alan bırakmıyor, ya da bırakmadığına kendimizi inandırmak kolayımıza geliyor.

Eskimiş pazarlama bilgisini köpürtüp köpürtüp, dijitalleştirip, 2.0, 3.0 ekleyip kullanıyoruz.

Ancak yöntemleri sorgulamıyoruz. Psikolog Drew Westen odak grup çalışmaları ile ilgili şu yorumu yapıyor:

“İnsanlara bilinçdışı süreçlere ilişkin bilinçli sorular sorduğunuzda size kendi teorilerini sunmaktan mutlu olurlar. Ama bu teoriler çoğu zaman yanlıştır.”

Psikologlar bu yorumlar yaparken bizler hala tüketici geribildirimlerini aynen alıyor ve stratejilerimize girdi olarak kullanıyoruz.

Derin düşünebilmek için yeterli zamanı bulamıyoruz. Derin düşünebilmek adına yeterli zaman konusunda gerçek bir yönetici desteğini de arkamızda hissedemiyoruz.

Değişim kavramı bizi ürkütüyor, metatesiofobi oluşturuyor. 

Genel olarak kurumdaki herkes gibi düşünmenin dayanılmaz cazibesine kendimizi bırakıyoruz. Dolayısıyla genel kaide ne ise biz de hemen genel kaideye uyum sağlıyoruz.

Tüketiciler nezdinde yüzeysel farklılıkları ortaya çıkarmanın cazibesine kapılıyoruz.

Farklılıkları vurgulamak bizi yüzeysel konulara yönlendiriyor, tüketici davranışlarına ilişkin önemli dürtülerle ilgili içgörüleri gözden kaçırmamıza yol açıyor. Benzerliklere odaklanmak ise bizi ayrım yaparken kullandığımız temel varsayımları eleştiri süzgecinden geçirmeye zorluyor. Ayrımların kökü ortak yanlarda olduğundan doğru içgörüleri yakalamak için benzerliklere odaklanmanın her daim başarılı bir çözüm olduğunu unutuyoruz.

Kurumlar bünyelerine çalışanlarını derin düşünmeye sevk edecek anlamlı ödüllendirme sistemleri bulundurmuyorlar.

Çalışanlar da derin düşünmenin o anda yaptıklarından ne kadar farklı olduğunu bilmiyorlarsa, ya da kurumlarında gerçekten de derin düşünen iyi işler çıkaran adamların ödüllendirilmediklerini görüyorlarsa, neden derin düşünsünler ki?

Dijital çağda elimizin altında tonlarca araştırma, tonlarca istatistik bulunuyor. Her yerden her şekilde geribildirimler topluyoruz. Ancak yalnız söylenenlere odaklandığımız sürece her daim düşüncemizde bir eksiklik olacaktır. Yaklaşımımız yüzeysel olacaktır.

Oysaki modern dünyanın pazarlamasında savaşların en derin düzeylerde yapıldığını, derinlerde kazanıldığını ya da kaybedildiğini hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor.

Düşündüğünüz kadar varsınız!

Instagram Filtre Dünyası ile Hayat

İnsanoğlu’nun varoluşundan beri, en büyük meydan okumalarındandır, anı durdurabilmek; durdurduğunda hayata müdahale edebilmek ve sonrasında bu deneyimi paylaşabilmek.

İnsanoğlu arasından fotoğrafçılık serüvenine merak saranlar, ilgi ve tutkularını kadrajda tutarak, ellerini deklanşörden çekmeden hayatın kendilerinden fütursuzca aldığı anları geri almaya ve paylaşmaya çalıştılar.

İnsanoğlu’nun yıllanmış anı yakalama arayışının profesyonel kitlelere yansıması Instagram ile oldu.

Instagram hayatımıza girdi gireli herkes yetkin, havalı ve profesyonel bir fotoğrafçı oldu.

Instagram, nashville efekti ile herkesi bir anda fujifilm velvia kullanıcısı haline getirdi ve post-modern polaroid olarak tarih yapraklarındaki yerini aldı.

Profesyonel iş dünyasına giriş vizesi olan CVlerde hatırı sayılır bir yere sahip hobiler bölümü de Instagram sayesinde değişti. Eskiden fotoğraf çekmek, yüzmek, satranç oynamak, kaş almak, sir ağdaya gitmek gibi hobiler revaçta iken şimdilerde profesyonel Instagram fotoğrafçılığı beyaz yaka evreninde hatırı sayılır bir hobi olarak algılanıyor.

Instagram Kullanma Motivasyonları

“O kadar güzellik, tarz, bakım, fit vücut boşa mı gitsin? Paylaşmak lazım.”

“Sıradışı ve derin düşüncelerimi yazıp, ekran görüntüsünü paylaşıyorum. Sadece fotoğraf koymaktan ziyade ne kadar entelektüel biri  de olduğum anlaşılsın.”

“Çektiğim fotoğraflardaki özgünlük arayışımda, sürüden farklılaştığım tarzımı yansıtıyorum.”

“Ne kadar çok takipçi, o kadar itibar. O halde asılalım hashtaglere, yalandan insanları takip edip bırakmalara, takipçi satın alma eylemlerine.”

“Ünlülerin paylaştığı fotoğrafların yorumlarında nefes alıyorum. Ürünlerimi satıyorum. Hizmetlerimi sunuyorum. Ekmeğimizdeyiz yanlış anlaşılmasın.”

“Tag’lediği için mecburen beğeniceğiz artık. Ayıp olmasın. Normalde sittin sene beğenmezdim ya neyse”

“Çok iyiyim. Gittiğim mekanlar, yediğim yemekler, birlikte olduğum kişiler çok havalı.”

“Günlerden Cuma olunca: aBoarding Pass, CIP, Yerel ünlü Restaurant / Pastane / Cafe / Pideci, Mokoko (isim mutlaka İngilizce) Beach (Loca ve VIP hizmetleri mevcut), Dans, İçki – Deniz – Puro, Bikini – Pareo – Gözlük, Terlik – Kumsal – Kitap, Güneş Gözlüğü – Selfie, Tekneden Deniz, İçki – Deniz – Gün Batımı, ‘Gece Hayvan Gibi Eğleniyoruz’paylaşımları ve kapanış.”

“Herkes beni çok seviyor. Benimle ilgili fotoğraflar koyuyor ben de ayıp olmasın, beni sevenler kırılmasın diye sürekli ‘repost’luyorum.”

“O kadar fön çektirdik, makyaj yaptırdık. Güzel bi selfie patlatalım ki likelar boşa gitmesin.”

“Beğeninize ve takdirinize ihtiyacım var.”

“Anlara benliğimi entegre edip mutlu deneyimlerin kaybolmasını istemiyorum.”

Profesyonel Instagram Kullanımı

* Etkin çekim yapabilmek için şık bir akıllı telefona ihtiyaç oluyor. Diğer telefonlar post-modern Instagram kullanımından çok uzak olduğu için büyük puan kaybettiriyor.

* Akıllı telefonda n adet özgün, yetenekli, ve mutlaka para ile satın alınmış kamera uygulamaları (super zoom yetkinliği olan, pixeli yüksek, manuel enstantane, diyafram ayarı yapmaya imkan tanıyan) bulunmalıdır. Standart akıllı telefon kamerası ile fotoğraf çekmek ırgatlık olarak adlediliyor.

* Akıllı telefonda yetkin kamera uygulamalarına ek olarak fotoğrafları düzenleme, dizme, fotoğraflara takla attırma, Instagram’da bulunmayan atraksiyonlu efektler verme, resimlere yazı yazma, vs gibi amaçlara hizmet edecek uygulamaların da tedarik edilmesi, bireyin yaratıcılığına dair en temel kaldıraç unsurlarındandır.

* Çalışma ortamındaki masamız, masamızın üzerinde yer alan ve yaratıcı profesyonel kimliğimizi yansıtan özgün oyuncak, kırtasiye malzemeleri, takım – taklavatlar mutlaka fotoğraflanıp Kelvin filtresi ile Instagram üzerinde paylaşılmalıdır.

* İş ortamında yapılan herhangi bir etkinlik (happy hour, birthday, baby shower, ideation meetings, motivation meetings vs), etkinlik katılımcıları, özgün oyuncakları, afiş, poster fotoğrafları profesyonelce seçilmiş doğru filtreler ve doğru etiketlerle paylaşılır.

İş seyahatlerinde profesyonel instagram kullanımı:

Boarding Pass’ın fotoğrafını Early Bird filtresi ile çekilip (tercihen business koltuğu olduğunu belirken kısmına odaklanarak) gidilecek yer ile ilgili bir hashtag ile paylaşılır.

Business Lounge’un ne kadar güzel ve rahat olduğunu belirten bir enstantaneyi (alınan bir drink, ya da hafif bir yiyecek görüntüsü) profesyonel kelimeler ile paylaşmak çok şık durur.

Eğer bir etkinliğe gidiliyorsa mutlaka gidilecek etkinliğin badge’nin Lo-fi filtreli fotoğrafı ile “Ulan bu etkinlik dünyanın en önemli … etkinliği, dünyanın en önemli tüm …ları bu etkinliğe gider” mesajı paylaşılır.

Gidilen yerde  kalınan otelin ne kadar havalı, ne kadar lüks olduğunu belirten detaylı lobi, oda fotoğraflarını Nashville filtresi ile çekip “Hep geliyoruz, böyle yerlerde kalıyoruz sıkıldık artık, insan salaş yerleri, samimiyeti, memleketini özlüyor!” tadında bir söylem ile paylaşılır.

Gidilen yerin, en havalı restaurantına gidip mönü, sunum, ve restaurantın ortamını ifade eden özgün kadrajlı, Sutro filtreli çekilen fotoğraflara ek olarak mutlaka yenilen yemek hakkındaki know-how ı gösterecek özgün yorumlara da yer verilerek paylaşımda bulunulmalıdır.

Gidilen mekanın gece hayatı ile ilgili en popüler mekanına giderek, mekanın girişi ve içki sunumları ile ilgili fotoğraf çekilip ve “Ulan Türkiye’deki mekanlar, bunların yanında çay bahçesi gibi kalır. Bir de buralarda kızlar teklif ediyor” mesajı verilir.

Gidilen mekanda katılınan etkinlik, katılınan toplantılara dair bol bol malzemeler paylaşılır ve “Siz, bizi goy goy yapıyoruz zannediyorsunuz ama eşekler gibi çalışıyoruz. Nefes alacak vaktimiz yok” mesajı verilir.

* Off Site toplantılarda profesyonel instagram kullanımı:

Toplantı mekanının manzarası X-Pro II filtresi ile toparlanmış bir şekilde toplantı konusu ile ilgili bir hashtag ile paylaşılır.

Toplantı kapsamında masalara dağıtılmış oyuncaklardan özgün enstalasyonlar üretip, doğru kadraj ve Kelvin filtresi ile fotoğrafını çekip, “Bu kadar yoğun toplantı gündeminde bile içimdeki sanatçıyı öldürmedim”mesajını veren sanatsal bir hashtag ile paylaşımda bulunulur.

* İş Yemeklerinde profesyonel instagram kullanımı:

Garson yemeği servis eder etmez, kimse tabaklarına dokunmadan masanın şatafatını, doğru filtre ve başlık seçimi ile anlatmak ziyadesi ile profesyonel durur.

Katılımcılar profesyonel iş dünyasında hatırı sayılı kişiler ile mutlaka bu kişilerin puro içerken, ya da samimiyetle gülerken fotoğrafları Hudson filtresi ile çekilir ve “Bu hatırı sayılır kişiler ile sık sık buluşup yemek yeriz puro içeriz, hayvan gibi samimiyiz” mesajı verilir.

Tatlı sunumları Brannan filtresi ile “Günahımız bu olsun, akşam sporda hallederiz” diyerek hem hayatını yaşayan hem de hayatına dikkat eden profesyonel beyaz yakalı mesajı verilir.

* Mekana girmeden önce telefon arkadaşınıza verilerek, ne kadar şık olduğunuzu ve hangi mekanda nasıl giyinilmesi gerekliliğini bildiğinizi gösterecek şekilde Amaro filtreli fotoğrafı takipçilere ayık bir şekilde itina ile gönderilir.

* Fotoğraflar yüklenirken profesyonel hashtag kullanımı büyük puan getirir. (#igers #igersturkey #igersistanbul # #instagood #instafamous  #tahta #sucuk #instagramtutulması vs)

* Yıllarca Canon’larda Nikon’larda çekilmiş üzerine Photoshop ile emek harcanmış tüm fotoğrafları instagram’a yükleyip like a yatmak çok profesyoneldir.

 “Bir çerçeve gibidir hayat. Bazen dışına çıkamayacağın anlar olur;ama önemli olan çerçeveye koyduğumuz resimdir.”  (Aşk Tesadüfleri Sever)

Çerveye koyduğumuz resim ne kadar gerçek ise aldığımız nefes de o kadar gerçektir. Uzunca süre çervenin içerisine gerçek olmayan fotoğraflar koyarsak resmin gerçek halini de unuturuz…

29.06.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

 

Viral İnsanları

Hayata viral lenslerle bakan insanlar…

Pazarlama dünyası ile viral kavramları uzun bir süredir çıkıyorlar. Ancak ilişkilerinde çalkantılar eksik olmuyor. Zaman zaman pazarlama, viralin marjinal yaklaşımlarından rahatsız olurken, zaman zaman da viral, pazarlamayı eski kafalı olmakla suçluyor. İlişkinin final sahnesinde mutlu son var mıdır? Bilinmez.. Bilinen şey şu ki, modern pazarlama iletişiminde viralin hatırı sayılır ve havalı bir konumu var. Hatırı sayılır konumundan dolayı, viral ile uğraşmak, viral film çekmek / çektirmek, viral kampanya yapmak:

 “Bizim viral, sizin virale kor.”,

“En iyi Sevgililer Günü virali bizim”,

“En iyi Anneler Günü Virali Hamit’lerin”,

“Sizin viral kaç görüntülenme aldı?”

“Hiç seed etmeden organik olarak hayvan gibi görüntülenme aldık. Seed ederek ebem de o kadar görüntülenme alır.”

“Bizim viral Mashable’da çıktı.”

“Youtube’ta ana sayfaya bi girdim organik olarak Ecesu’ların virali gördüm.”,

“Bu iş kesin viral, gaza gelmeyin. Sazanlık yapıp atlamayın”,

“Bu sene mutlaka güzel bir viral yapmamız gerekiyor”

“O kadar iyi bir viral oldu ki, TV’de de yayınlayabiliriz”

“Bi viral yapalım. Haber kanallarında çıksın. Gazeteler organik olarak haber yapsın”

“Flashmob gerçekten çok ilgi çekiyor.”

“Recep, Hakkı, Hasan. Ne kadar kedi, kopek, bebek videosu varsa indirin. Bakalım, inceleyelim. Çekeceğimiz viralde hangisini nasıl kullanacağımıza karar verelim.”

“Tüketiciye ‘Yok artık anasının nikahı’ dedirtecek bir piçliğe ihtiyacımız var.”

“X makinesi yapalım tüketici düğmeye basınca şakalar komiklikler olsun. Wow efektini çekelim, viral olarak yayılır. ”

“İçerik yeterince iyi ise seed etmeye gerek yok. Zaten yayılır.”

“Yapacağımız şakada tabiki halktan insanlar olacak ama cast kullanmazsak videoyu kurtaramayız.”

“Fırlama sözlerle bezenmiş güzel bir şarkı yapar ve havalı bir klip çekersek oradan yürürüz.”

“Hacı bizim virali gördün mü? Süper di mi. Bi tweet atsana. En kötü ben paylaştım. Onu retweetle”

“Bizim viral bu sene, x, y, z yarışmalarında k,l,m ödüllerini aldı. Herkese kapak olsun.”

“Insight’ı doğru bir hype ile birleştirdin mi yürücen aga…”

gibi söylemler pazarlama ekosisteminde daha yüksek frekans ile karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla viral çekmek, yaymak, ölçmek vs gibi konulara dair kesilen ahkamlar pazarlama ekosisteminde ziyadesiyle değer buluyor.

Peki Nedir Bir Viral Kampanyayı Başarılı Kılan?

Markanın hedef kitlesine uyan doğru bir iç görüye dayanması.

  • Doğru içgörü üzerine kurgulanmış başarılı bir hikaye anlatılması.
  • Hikaye oluşturulurken ve anlatılırken:

     Hikayenin başında bir problem olması

     Hikayenin kahramanının olması

     Hikayenin geçtiği bir ortam / mekan olması

     Hikayenin marka hedef kitlesi ile kimya uyumu olması

     Hikayesenin sade olması

     Hikayenin samimi bir dilde anlatılması

     Hikayenin doğası gereği yayılabilir olması

     Hikayenin marka DNA’sı ve stratejisi ile bağlantılı olması

     Hikayenin mutlaka bir sonu olması

  •  
  • Offline ya da online bilinen bir hype ile paslaşması ve aşinalık yaratması
  • Organik yayılımın nefesinin düşeyazdığı anda hedef kitleye uygun mecralarda seed edilmesi

Viral kampanyaların pazarlama iletişimindeki yerinin ve öneminin hızla arttığı aşikar. Bu süreçte en  kritik olan husus, entegre akan pazarlama iletişim sürecinde gerçekten bir virale ihtiyaç var mı? (içerik ve hedef kitle ile etkileşim planlaması açısından) Varsa viralin entegre pazarlama iletişimindeki rolu nedir? Viralden beklenen hedef nedir? Beklenen hedefi nasıl ölçümlüyoruz? Gibi soruların süreç başlamadan once cevaplarının verilmesi, ilgili paydaşlarla mutabık kalınması ve akabinde aksiyon alınması.