Sanal Bedenler

Özge, 27 Yaşında. Bekar.  Hatırı sayılır bir ev tekstili firmasında pazarlama müdürü. Üniversitenin ilk yıllarından beri iflah olmaz bir sosyal medya bağımlısı. Popüler olan, olmayan, olayazmış bütün sosyal platformların daimi müdavimi.

Sabah uyanır uyanmaz, yastık ile yorganın arasında sotelenmiş akıllı telefonunu, tavşan kovalayan Elmyra edasıyla alır. Geceden kalma whatsapp, viber, line, tictoc, bbm, sms, mesajı var mı? Twitter’da DM’den yürüyen olmuş mu? Mention var mı? Facebook’tan pokeleyen var mı? Instagram’dan tagleyen var mı? kontrol eder.

Özge için tuvalet okazyonu, sabahın ilk saatlerinde sosyal medya ile ilk nitelikli buluşma anıdır. Tuvalete kadar yaptığı genel geçer kontrolleri, tuvalet esnasında detaylandırır. Bakılmamış tüm feedleri tarar. Like edilmesi, favlanması, rtlenmesi gereken tüm paylaşımlara dair ilgili aksiyonlar alır. Güne başlamaya dair goy goy paylaşımlarını gerçekleştirir. Maillerini kontrol eder. Maillerin geldiği kişilerin kıdem sırasına gore sıralar. İvedi cevap verilmesi gereken üst yönetici maili varsa cevaplar. Aksi takdirde sadece derleme toplama yapar.

Aracı ile hareket eder etmezi Her trafik ışığında veya trafiğin sıkıştığı anlarda eli refleks olarak akıllı telefonuna gider. Yolda check-in olunması gereken havalı mekanlar varsa yavaşlar ve check-in olmadan geçmez.

İş yerine gelir gelmez ilk iş olarak check-in yaparak majorluğunu garanti altına alır. Şirket içerisinde sürekli olarak çalışma arkadaşlarından farklı Instagram kadrajlarını nasıl yakalayabileceğine, hangi objeleri hangi ortamlarla kombinlediğinde daha fazla like alacağına odaklanır. Toplantı esnasında sürekli masa altından saga sola mesaj atar. Paralel toplantı gündemi yaratır.

Arkadaşları ile çıkmış olduğu ogle yemeğinde mutlaka hem mekana check-in olur, hem tabağının fotoğrafını postlar, hem de mekan hakkında yorum yapar. Çalışma arkadaşları dedikodunun dibine vurmuşken Özge odağını akıllı telefonundan kaydırmaz.

Sosyal platformlarda bulduğu ilgi çekebilecek video / makale / caps / fotoğrafları çalışma arkadaşları ile paylaşarak “Özge de ne kadar hakim bu sosyal medyaya anasını satayım” imajını pekiştirir.

Sanal olarak çok fazla arkadaşı olmasına rağmen, dost diyebileceği, fiziksel olarak sosyalleşebildiği yegane insandır Pelin.

Pelin, 26 yaşında. Bekar. Dondurulmuş gıda fabrikasında, gıda denetim uzmanı olarak çalışıyor. Sosyal medya ile yolları hiç kesişmemiş, akıllı olmayan bir telefon sahibi. Mahallenin parmakla gösterilen ideal ev kızı. Ancak bir türlü kendisine layık bir kısmet bulamadı. Özge’nin üniversiteyi kazanarak mahalleyi terk etmesi ile birlikte sadece yolları değil, hayattan beklentileri de ayrıştı. Pelin, Özge’ye mahalleden hatırlamak istemediği ezikliklerini hatırlatıyordu.

Pelin ise her daim olgun ve alttan alan taraftı. Özge’nin mutlu olması, üzülmemesi için elinden geleni ardına koymuyordu. Pelin’in Özge’ye yüksek sesle dile getirebildiği tek eleştiri sosyal medya konusunda biraz daha mesafeli olması hususu idi.

En son kurban bayramında ortak bir bayram ziyaretine gitmişlerdi. Özge’nin annesi dahil herkes Özge’nin el öpmesini müteakip kafasını hiç kaldırmadan telefonu ile oynamasından, misafirleri soguk telefon  ekranına tertcih etmesine ifrit olmuştu.

Özge ile Pelin görüşmeyeli neredeyse 3 ay oluyordu. Özge ziyadesiyle meşguldü. Yeni bir marka lanse ettikleri için bütün vaktini sosyal medya ile birlikte bu lansman çalışmasına adamıştı. Açıkçası Pelin bir kere bile aklına gelmemişti.

Saat 20.34. Özge, her Zaman olduğu gibi yine mesaideydi. Excel hücrelerine sıkışmış ruhuna nefes aldırabilmek için Facebook’a girdi. Fareyi aşağı doğru scroll etmesiyle birlikte elindeki kahve fincanı yere düşürmesi bir oldu. Ancak bu patırtıyı fark etmeyecek kadar ekrana kilitlenmişti. Pelin’in profilinde gördüğü post; bir daha asla fabrika ayarlarına dönemeyecek şekilde Özge’nin gözlerinde kum saati çıkarmıştı. Sosyal medya hiç bu kadar acımasız olmamıştı.

Post’ta: “Gözümüzün nuru biricik dostumuz Pelin, Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi yarın ogle namazını müteakip Ahmet Paşa Cami’sinden defnedilecektir. Allah yakınlarına sabır versin.”

“İyi bir insan öldüğünde ona ağlamayın. Asıl onu kaybeden topluma ağlayın.” (Farabi) 

16.03.2014 Tarihinde Radikal’de yayınlanmıştır.

Sanal Bedenler…

Sanal Bedenler…

“Yüzünü örten perde açıldığında hakikat eğer hala hakikate benziyorsa, bu durumda, çıplak hakikat diye bir şeyden söz edilemez” der Baudrillard.

İllüzyondan yoksun bir gerçek, hala gerçek olarak kabul görebiliyorsa, bu durumda; gerçek, nesnel bir gerçekliğe nasıl sahip olabilir?

Büyüleme gücünü yitiren şeyler anında ve tamamıyla gerçek, gölgelerinden ve yorumdan yoksun şeylere dönüştüler.

Sanal, gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan yağmacı gibidir. Sanal, bizzat gerçeklik tarafından bir tür bulaşıcı ve yok edici unsur şeklinde salgılanmıştır.

Sanal Gerçeklik, gerçeklikle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Bu, nesnel gerçekliğin soyutlanma sürecinde devreye sokulan sürecin nihai aşamasıdır.

Sanal Gerçeklik coğrafyasının vatandaşları kendi cenaze namazlarında kendilerini musalla taşında gözlemleyerek, gerçek bedenlerini gömmüş ve hocanın “El Fatiha”  söylemini müteakip kendilerine  birer Sanal Beden bulmuşlardır.

Buldukları Sanal Beden’in yaptığı her haraket;  planlı, programlı ve hedef odaklıdır. Sanal Bedenler, daha fazla  ilgi, daha fazla takipçi, daha fazla ün, daha fazla refah düzeyi ve daha yüksek bir statü için sanal terler dökerler.

Bunun gerçek alınterinden yoksun, aslıyla kusursuz bir benzerlik gösteren, ancak insanda sanal bir haz duygusuna yol açan sanal bir oksiyen solunumu olduğu söylenebilir. Böyle bir şeye hala solunum denilebilir mi? Soluduğumuz şey gerçekten hava mı?

Bilmiyorum..

Ama bildiğim tek şey…

Nefes alamadığımız…